still nobody knows

  • şekerpare (683)
  • 999
  • 0
  • 0
  • 0
  • 8 yıl önce

aşık olduğunu anlamak

hüzünlü bir gecenin karanlığındayım yine. sigaramın dumanını değil de ateşini hissediyorum içimde. votkamın soğukluğu vurmuş kanıma, her hücremi ısıtıyor. çalan şarkı gözyaşımı istiyor benden, ısrarla tutuyorum o ıslaklığı gözlerimde. bakışlarımın kilitlendiği o duvarda seni ariyorum.

***

hayal kurmak hiç bu kadar acıtmamıştı.

halbuki "her düş biraz acı saklarmış kendinde" demiştim sana. "hayal, adı üstünde, olmamış -belki hiç olmayacak- şeyler kurmak. nasıl acı vermez insana düşündükçe". sigarasız kaldığımız bir gecenin sabahıydı bunu konuştuğumuzda. içinde sigara geçen bütün şarkıları çıkarmıştık listeden. sigarasız olanları seçmiştik birbirimize şiirler okurken (nasıl severdim oysa sen "ilk nefeste yarılanır cigaram" derken derin bir nefes çekmeyi). demiştin ki, "hayal kurmak umut etmektir, umut yaşamaktır. bizi yaşatan belki düşlerimiz değil, ama ölmek -inan- çok kolay onlar olmadan".

sigaramız bitmişti. acı çekiyordum. bir lafınla bütün bir hayatımı değiştirdin o an. "düşünsene, sigaramız yok. içemiyoruz. peki ya sigaramız olsaydı da ateşimiz olmasaydı. bir bütün gece yakamıyor olsaydık o sigaraları". "ölüm" dedim hiç düşünmeden. "ölmek" diye tekrar ettin. "onsuz kalmak değil, ama onu kullanamamak. asıl ölüm bu. işte tam da bu yüzden herkes ölmeden çok önce zaten ölür. kalp atışları durunca değil, o atışlar bir işe yaramamaya başlayınca." bunları söylediğinde adını koydum "biz"in. korku. çoktan ölmüş olma korkusu. ne kadar zaman önce kaybettik acaba birbirimizi. aynı sonuçlar, aynı sorular geçiyordu aklından, biliyorum. sadece birbirimizden saklıyorduk. birbirimizden saklanıyorduk.

ilk defa ölümden konuşuyorduk. nasıl emindik insanların aslında çok önce öldüklerine. nasıl haklı çıkarmıştık intihar edenleri. "zaten ölmüş birisi neden bedeniyle de kopmasın ki bu dünyadan" demiştik aynı anda. gözlerime yaşlı yaşlı bakıp "ölüm kötü birşey değil galiba" demen, "yakamadığımız sigarayı ne yapalım, haksız mıyım" diye gülümsemen bütün bütün gözlerimin önünde. karşıda, duvardasın işte.

konuşmadan çok şey anlatırdık birbirimize, hatta herşeyi anlaşırdık sadece yanyana olarak. bir tek ölümünü saklamışsın benden. ne zaman öldüğünü. ne zaman bıraktığını hayal etmeyi. nasıl göremedim seni. nasıl göremedim bizi.

başucuna bırakılmış hiç açılmamış sigara paketi ben miyim. ya da bileklerine o yaraları açan mıyım. intihar etmeyi nasıl yakışdırdın kendine bu kadar. gördüğüm en güzel kurgu senin ölüm dekorun. (kendimi neresine koysam benim de çoktan öldüğüm belli oluyor) yatağın sol yanını neden boş bırakmışsın. kullandığın bıçağı temizleyip o boşluğa koymuşsun. ben temizlerdim zaten. (bu dekorda benim ölüm her yere sığıyor) sigarayı yaksam mı. önce anneni mi arayım, polisi mi. yüzünü okşadığımı biliyor musun şu anda. saçlarını kokladığımı. ellerinin kanının, ellerimizin kanı olduğunu. ya, ağladığımı. hani, hiç görmemiştin beni ağlarken. şimdi gözyaşlarım gözlerine değerken sen de mi ağlıyorsun yoksa. "aşk birlikte ağlamaktır" demiştin bir seferinde. bana aşkı(mı) anlatmanın tek yolu bu muydu.

***

tam iki hafta oldu. iki hafta önceki cumaydı o ilk birlikte ağlamamız. bak yine karşımdasın. ve yine birlikte ağlıyoruz. yine çalıyor telefonum. o arıyor. hani her kavgamızda bizi barıştırmak için çırpındığın kadın, sevgilim. cevap vermiyorum. düğünüm vardı bugün benim. o yüzden arıyor. ağlarken konuşamam ki telefonda.

neden geç kalır insanlar -saat hesabının geçmediği- her yere. biz neden geç kaldık birbirimize, hep yanyanaydık oysa. neden geç anladık birbirimizi.

hüzünlü bir gecenin karanlığındayım yine. sigaramın dumanını değil de ateşini hissediyorum içimde. votkamın soğukluğu vurmuş kanıma, her hücremi ısıtıyor. çalan şarkı gözyaşımı istiyor benden, ısrarla tutuyorum o ıslaklığı gözlerimde. bakışlarımın kilitlendiği o duvarda seni ariyorum.

işte onbirinci kattayım, işte balkondayım.

balkondaydım.

***

geç anlaşılır aşk...

devamını okuyayım »