sweet leaf

  • azimli
  • mülayim ama sempatik (548)
  • 1305
  • 6
  • 2
  • 0
  • evvelsi gün

kanserli biriyle yaşama rehberi

en büyük görev, eşe ve çocuğa düşer. bu yüzden annemin tecrübeleriyle kendi tecrübelerimden örnek vereceğim.

- yakınında olun, ölecekmiş ya da ölmek üzereymiş gibi davranmayın gibisinden şeyleri zaten söylemeyeceğim, bunlar zaten insansanız yapacağınız şeyler.

- kanser tedavisi zor, bir yıldır bu sürecin içindeyiz, şipşak iyileşilmiyor, grip gibi bir haftada geçmiyor, bu durumla yeni karşılaştıysanız ilk birkaç ay içinde birtakım işlerin rutin halini alacağını, bir süre sonra birkaç şeye alışacağınızı bilin ve sakin olun, uzun sürecek, ama başaracaksınız.

- kemoterapi seanslarının ilk gününde genelde yan etki görülmüyor, bir iki gün sonra mide bulantıları ve yaralar oluşmaya başlıyor. birlikte olduğunuz hastanızın seanstan çıktıktan sonraki enerjisini görüp de onu ne çok umutlandırın "aa ne güzel, hiç yan etki olmadı bak?" diye, ne de yan etkilerden muzdarip olduğu an "birkaç gün önce iyiydin? psikolojik olmasın?" demeyin. hastanın psikolojisiyle ilgili alt etmeniz gereken şeyleri sonradan ekleyeceğim ama şunu bilin ki hastanızın başına gelen hiçbir şey şımarıklıktan, ilgi isteğinden doğmayacak, bir gün iyiyken birkaç gün sonra kötüleşebilecek, iyi olunan günlerin tadını çıkarın, örneğin mide bulantısı yoksa o gün dışarıda güzel bir yemek yiyin, sonraki günlerde zaten mide bulantısı ve ağız yaraları yüzünden birkaç gün çorba içmek durumunda kalacaktır, kötü geçecek günlere moral depolamak için en önemli tavsiyem iyi günleri boşa harcamayın.

- kemoterapi seansları ve pet çekimlerinde (bunun da nasıl yazıldığını hala bilmiyorum, pet diyorlar, nükleer tıptaki arada bir kanserli tümörün durumuna bakmak için yapılan çekimler) hasta odadayken gereğinden fazla bekleyebilirsiniz dışarıda, çok fazla bekleyebilirsiniz, hasta kıpırdar, çekim baştan alınır yahut bir kemoterapi seansı iki saat sürmüştür, ona alışmışsınızdır, bir sonraki beş saat sürer. bu gibi durumlarda "neden içeride daha çok kaldı? ters giden bir şeyler mi var?" diye paniklemenize gerek yok, tedavi süreci öğrendiğimiz kadarıyla değişkenlikler gösterebiliyor, bir seansın diğerinden uzun ya da kısa sürmesi bir şeylerin ters gittiğini ya da doktorların hastanıza gereken özeni göstermediği anlamına gelmiyor, dışarıda bekleme kısmı sizi tek başınıza bırakan, hastanın yanında rol yapmak zorunda kalmadığınız, düşünmeniz için en çok vakit yaratan, ne yazık ki saçları kazıtılmış ufacık çocukları ya da makyaj yapmış güzel, yaşlı kadınları görüp içinizin burkulacağı anlar olacak. bu anlar, gardınızın en düşük olduğu anlar, "o içeride ne hissediyor acaba?" diye empati bile yapamadan her şeye üzüleceksiniz. sakin olun, üzülmeyin, gerçekten, geçecek, bu yüzden her seansta (kimilerinde, üniversite hastaneleri gibi hastanelerde içeriye hastayla birlikte girmenize izin verilmediğinde) yanınızda oyalanacak bir şeyler götürün, hatta yedek bir şeyler daha götürün, içeride kalınan süre uzar, kısalır, tahmin edemezsiniz, kendinizi meşgul etmeye çalışın.

- kanser hastalarının beslenmesi, en önemli hususken aldıkları ilaçların yan etkilerine bağlı olarak ağızlarının tadı kaçar, mideleri bulanır, yediklerini çıkarabilirler ya da katı bir şeyler yiyemeyecekleri günler geçirebilirler. bize önerilen, kan yapıcı meyve sebzelere ağırlık verilmesi ve kırmızı et. kan değerleri eğer tahlillerde düşük çıkıyorsa, dışarıdan kan takviyesine bile ihtiyaç duyabiliyor hastalar, değerlerin düşmesi kendilerini bitkin hissetmelerine neden oluyor. bu yüzden pekmez, karadut şurubu, bal, ciğer, erik, bitter çikolata, üzüm, doğal meyve suları gibi şeyleri evde hep bulundurun ve hasta istemese bile arada bir bir şekilde punduna getirip birer ikişer tane yemesini sağlayın, gerekiyorsa şebeklikler yapın yesin diye, siz de oturup karşısında yiyin canı çeksin diye. çünkü canları çekmeyebiliyor, ama iyi beslenmeleri lazım. düşmemeniz gereken durum, "canı bir şey istemiyor, bir şey yemiyor, yaptığım yemekleri beğenmiyor, yiyemiyor, yediğini çıkarıyor, mutfakta birsürü şey var, yemiyor ki..." gibi düşüncelerin içinde boğulmak, yemiyorsa yedireceksiniz, yapacak bir şey yok.

- yaptığınız yemekleri beğenmeyebilir. evet. çok sinirli davranabilir, aksileşebilir, hiçbir şeyi beğendiremeyebilirsiniz, burnu kimi kokulara hassas hale gelir, midesi hassaslaşır, ağzının tadı bozulur ve bunlar ne yazık ki doğal süreç, aldığı onca kimyasala vücudunun verdiği doğal tepkiler. sakin olun, hep sükunetinizi koruyun. 25 yaşımdayım ve sadece 3 yıldır yemek yapıyorum, annem 60 yaşında ve 45 yıldır yemek yapıyor ve ne zaman ben yanlarına ziyarete gelsem babam annemin yemeklerindense benim yaptıklarımı yiyor, allahaşkına, tabii ki annemin yemekleri daha güzel ama ağzın tadının bozulması gibi bir gerçek var, buralarda hep sakin kalmanız gerekecek, işi sevimliliklerle, tatlılıklarla çözeceksiniz, yemeği beğenmedi ve iki kaşık alıp bıraktı mı içeriden baharat getirip baharat ekleyin, yemeğini bitirmesini sağlamak için konuşarak yemek saatlerini çekilir hale falan getirin, inanın o an bu insanlar "yaşamak için yemek yemem lazım, kan değerlerimin yükselmesi için kırmızı et yemem lazım, aç kalırsam bünyem zayıflar..." diye düşünmüyorlar, yapacak bir şey yok, akşam yemeğinde bir kadeh şaraba izin var, şarap için ailecek, balkonda, mümkünse bahçede falan hazırlayın sofrayı, ne bileyim, eğlenceli hale getirmeye çalışın.

- nerelerden kan bulabileceğinizi öğrenmeye çalışın, arada bir kan takviyesi gerekebileceği gibi herhangi bir ameliyat durumunda da kan bulmak için çok zamanınız olmayabilir. tedavi gördüğünüz yerdeki kan bankalarının telefon numaralarını kaydedin, hastaneler bazen ellerinde o grupta kan kalmamışsa donör karşılığı veriyor kanı, ya kan bankalarından bulmaya çalışın ya da gönüllü kan veren insanlar var, bunlarla ilgili bir oluşum, bir internet sitesi var mı bilmiyorum ama eğer izmir'deyseniz ve kana ihtiyacınız varsa benim de yardımım olabilir, hiçbir karşılık beklemeden kan ihtiyacı olduğunu söylediğiniz anda donör olabilecek insanların numaraları, sizi rahatlatacaktır, birkaç numara kaydedin, telefonunuzda bulunsun.

- bazı ilaçlar yurtdışından getiriliyor, doktorların "bu ilaç türkiye'de bulunmaz ama bunu bulmanız lazım," şeklinde yönlendirmeleri sizi umutsuzluğa düşürebilir. sakin olun, kimi doktorlar, neden olduğunu hiçbir zaman anlayamayacağım bir şekilde hasta yakınlarına bazı bilgileri eksik veriyorlar. her ilacın, belli ilaç depolarında bulunması gerekiyor. türkiye'de hiç ama hiç bulunmayacak bir ilaç yok anladığım kadarıyla, başka bir şehirden getirtilir, ama bulunur, böyle bir doktorla karşılaştığınız zaman, hele ki size elaltından şu kadar para karşılığı getiririm falan diyorsa, sağlık bakanlığını arayıp lütfen şikayet edin.

- hastanın ruh hali, çoğu zaman hastanın kişiliğine de bağlı olmakla birlikte, genel olarak ölüm korkusu ve umutsuzluğun zaman zaman nüksetmesi ile genellenebilir. aynı evde yaşıyorsanız, bu size de yansıyacaktır ve ondan gizlemeniz zor olacaktır, biliyorum. ama yapabildiğiniz kadar gizleyip kendinize "safe place" tadında güvenli arkadaşlar edinin ve lütfen kötü günlerde hastanın yanında ağlayacağınıza, bu arkadaşlarınızın yanında ağlayın, sakın... birlikte yaşıyorsanız, yapmanız gereken şey gülümsemek, anlayışlı olmak, ölüm korkusunun yarattığı agresifliği görmezden gelmek, hele evin reisi konumundaki insan kanser olmuşsa evdeki otoritesinin sarsılmaması için daha önce hiçbir zaman karışmadığı şeylere karışmak isteyecek ve daha önce sinirlenmediği çoğu şeye sinirlenecektir, bırakınız karışsın, eve saat kaçta döndüğünüz, telefonda kiminle konuştuğunuz falan hep onun ilgi alanında olacak, daha önce hiç olmamış olsa bile. hayatına devam etmek istiyor olacak çünkü, bir şeylerin ona da anlatılmasını isteyecek, dahil olmak isteyecek, ölmeyecek olduğunu size de göstermek isteyecek, bunları alttan alıp günlük hayatınız hakkında onlara bilgi verin, gününüzü anlatın, işinizle ilgili konuşun, okulunuzla ilgili konuşun, sevgilinizle ilgili konuşun, gündem konularıyla ilgili konuşun, yorumlar yapın, eskiden yapmıyor idiyseniz ve bu "normal" olan idiyse bile bunları yapın, onu istiyor olacak.

- tedaviyi yarım bırakma isteğinin geldiği an zor olacak ve elle tutulur bir iyileşme göstermeyen hastalar "boşuna hastaneye gidip geliyorum ve boşuna bu yan etkileri çekiyorum," diye düşündüklerinde tedaviyi yarım bırakmak istiyorlar. hastalık süreci boyunca duygusal davranmanız gereken tek an bu an olabilir, lütfen sakin olmaya çalışarak onun sizin için ne kadar önemli olduğunu ona anlatın ve "buraya kadar ilerleme gösterdik, bundan sonrası daha kolay olacak, burada bırakamazsın," diyerek tedavinin etkilerini görmeye başlayacağını anlatın ona, görmese bile, tedavi onu iyileştirmese bile.

- saç dökülmesi, her kemoterapi gören hastanın başına mutlaka geliyor ama herkesin tamamen kaybolmayabiliyor saçları. hastanız bu konuda hassassa, kendini rahat hissedeceği bir peruk, abes bir fikir değil. tabii ki saçmasapan sikko sikko filmlerde ve dizilerde değilsiniz, hasta saçlarını kazıtırken onunla birlikte hepiniz birlikte kazıtın demiyorum ama hastanın kendini rahat hissedeceği şeylere değer verin. mesela babam hiçbir zaman tamamen kel kalmadı ama açılan saçları yüzünden üzülüyordu, iç mekan ya da dış mekan fark etmeden çoğu zaman bir yere gittiğimizde şapkayla oturmayı tercih etti. ya da aynı şekilde kalabalık ortamlara girdiği zaman zaten marazlı organ olan akciğerlerine enfeksiyon bulaşmasın diye kendini korumak için maske takması gerekiyordu ama hiçbir zaman "hasta" damgası yemek istemeyeceği için kalabalık yerlerde hiç maske takmadı. bırakın hasta kendine çok büyük bir zarar vermiyorsa bu gibi durumlarda istediğini yapsın, sonuçta kendini rahat hissetmesi ve moralinin iyi olması en önemli husus. onu iyi hissettirmeye çalışın.

- bu, bana da saçma geliyordu ama kemoterapi gören hastanın evcil hayvanla aynı ortamda bulunması önerilmeyen bir durummuş. bu yüzden izmir'de tedavi gördüğü halde babam benim evimde kalmıyor, evcil hayvanım olduğu için, biz bir iki günlük süreçlerde bir şekilde üstesinden gelebiliyoruz ama tüm tedavi boyunca aynı evde hayvan besleyenler için ne yapılabileceğini bilmiyorum ama bu konuya da hazırlıklı olmanızda fayda var, kedi köpek çiftlikleri, hayvanınıza bakabileceğine güvendiğiniz akrabalar belki... bize verilen küçük bir rehberde yazıyordu, doktor da sorduğumuzda "evet pek önermiyorum," dedi, bilimsel açıklamasını bilemiyorum, belki sadece akciğer kanserinde, alerji oluşturur diyedir, hiçbir fikrim yok ama madem rehber yapıyoruz bu başlıkta, bunu da geçmekte fayda var.

- ve son önerim şu olacak, hastanızın sizin için ne kadar önemli olduğunu ve onun başına gelen bu durumdan ötürü sizin de ne kadar üzüldüğünüzü ve o "comfortably numb" diye tarif edebileceğim hissi biliyorum, emin olun. bu entry'i okuyorsanız eh ekşi sözlük'ü de, sosyal ağları da az çok takip ediyorsunuzdur. bazı günler zor olur. hiçbir şey yapmak istemezsiniz, onları kaybettiğiniz günü bazen kafanızda canlandırmışsınızdır, birtakım ölüm senaryoları kafanızda vardır, belki kanser haberini yeni aldınız ve o senaryolar gerçekleşmeye başladı gibi geliyor şu an, belki de şu an çok üzülüyorsunuz, ağlıyorsunuz, yapacak hiçbir şeyiniz yokmuş gibi geliyor ve belki de bugün çok kasvetlidir, hava kapalıdır, içiniz sıkılıyordur. derin derin nefes alın, lütfen ve unutmayın, her şey iyi olacak. siz inanmazsanız o da inanmaz buna, önce siz inanın. bu entry de dahil olmak üzere (ki buraya kadar okuduğunuz için bu aslında fake atmak heheh, bu entry'i okudunuz, bundan sonra...) kanser hastalarıyla ilgili birtakım kötü hikayeler, üzücü anılar, entry'ler, karamsar hikayeler okumamaya çalışın. başkalarının bu hastalığı yenememiş olduğu gerçeği, ne size, ne hastanıza bir şey katmayacak, ya da başkalarının bu hastalığı ne kadar kolay atlattıkları gerçeği de. bir yıldır tedavimiz sürüyor, en büyük görev bende ve annemde, ne birkaç ayda temizlenen ciğerlerin hikayelerini okuduğumda ne de bir yıldan sonra tamamen temizlenen bir ciğerin birkaç ay sonra on cm çapında yeni bir tümör ürettiğini okuduğumda beni de, annemi de, babamı da daha umutlu ya da daha umutsuz yapmıyor, bu yüzden ben bu konuda bir şeyler okumayı bıraktım, denk gelirse gözüm kayıyor, siz de öyle yapın, siktiredin başkalarının hikayelerini, benimkini de. :) sizden bu dünyada bir tane var, hastanızdan da, başkasının başına gelen sizin başınıza da gelmek zorunda değil. umarım her şey yolunda gider, ki gidecektir de. sevgilerimle.

devamını okuyayım »
21.08.2012 17:51