şükela:  tümü | bugün
3 entry daha
  • stefan zweig'ın insanlığın yıldızının parladığı anlar kitabının ikinci denemesi. biz tabii taraf olduğumuzdan yazarın olayları ele alış biçiminin pek çok yerine muhalefet şerhi koyarız. onun dışında genel olarak iyi bir anlatımı var. bir de zweig'ın vahşi ve acımasız güç (güçlü) ile duygusal ilişkisi hayranlıktan nefret ve tiksintiye kadar çok geniş yelpazede dalgalanıyor. örneğin fatih sultan mehmet için sultan veya padişah/imparator diyecek yerde diktatör diyor, bu tanımlama onun asıl gözünün ii. mehmet'te değil, çağında ve adolf hitler ile nazizm'de olduğunu gösterir. o zaman okuma yeni bir ruh kazanır. zaten tarihi hiç bir zaman özgün zamanının matriksinde okumayı başaramayız ki. tarih her zaman bugün ve gelecek zaman için okunur ve yazılır.

    "daha ilk hükümet uygulamaları, mehmed'in verdiği kararlardan asla geri dönmeyen, çevresine dehşet saçan çok acımasız biri olduğunu göstermektedir. taht için rakip gördüğü yakınlarını öldürtürken, daha reşit bile olmamış kardeşini de hamamda boğdurtur ve cinayeti işlettirdiği katili de onun arkasından ölüme yollar. ağırbaşlı bir devlet adamı olarak tanınan murad'ın yerine bu genç, hırçın ve ve şöhret düşkünü mehmed'in türklerin sultanı olduğu haberi, bizans'ı dehşete düşürür." stefan zweig - sternstunden der menschheit

    "mehmed hem dindar hem acımasızdır, hırslı ve gaddardır. oluk oluk kan akıtmaktadır. caesar'ı ve romalıların yaşamöykülerini latince özgün metninden okuyabilen bir bilimadamı ve sanatseverdir de. baygın bakışlı, zarif gözlü ve papağan burunlu bu adam, yorgunluk bilmez bir işçi, yaman bir asker ve başarılı bir diplomattır." agy

    "ancak mehmed, geçerli hiçbir neden ileri sürmeden, pers seferleri sırasında cesur hükümdar kserkses'in boğaz'ı geçtiği yere, avrupa kıyısında bulunan ve rumelihisarı denilen boğaz'ın bu en dar yerine, bir kale inşasını başlatarak bu geçidi kapatır ve bir gece içinde binlerce ve on binlerce rençberi anlaşma gereği tahkim edilmemesi gereken boğaz'ın avrupa kıyısına yerleştirir. (...) kaleye taş sağlamak amacıyla evleri ve bu arada ünlü aziz mikail kilisesi'ni de yıkarlar." agy

    "gecenin karanlığı düşmanın görme olasılığını ortadan kaldırır kaldırmaz, bu mucize yürüyüş başlar. büyük ve yüce olan her şeyde olduğu gibi, sessizce, zekice olan her işte olduğu gibi iyice düşünüldükten sonra gerçekleşir mucizeler mucizesi: bütün donanma tepeleri aşıp haliç'e iner." agy

    [bu dahi sultan, bir keresinde kendi kendine şöyle demiştir: "eğer sakalımın bir teli bile aklımdan geçenleri öğrenmiş olsaydı, onu hemen yolardım."] agy

    "artık sultan, birliklerini, kuracağı tombaz köprüden hiçbir engellemeyle karşılaşmadan geçirip surların en zayıf yerlerine sürebilecektir. (...) mehmed'in pençesi, düşmanının boğazını gittikçe daha çok sıkmaktadır." agy

    "en zengininden en yoksuluna kadar herkes "kyrie eleison" duasına katılmak üzere dini şarkılar söyleyerek önce iç mahalleleri, sonra da dış surlara kadar bütün kenti dolaşan bu görkemli alaydaki yerini alır." agy

    "surlara karşı önce, başıbozuk diye adlandırılan acemi bölükler sürülür acımasızca. bunlar yarı çıplak bedenleriyle yalnızca sultanın düşmanını yanıltma planına yardımcı olmak için görev başındadırlar." agy

    "fakat iki sur arasında şaşkın şaşkın dolaşarak çevreyi seyrederlerken kerkaporta* denilen küçük bir kapının anlaşılmaz bir tedbirsizlik yüzünden açık kalmış olduğunu görürler. aslında bu, büyük kapıların henüz açılmadığı saatlerde ve barışta yayalara ayrılmış bir sürü küçük kapıdan biridir. askeri bakımdan hiçbir önemi bulunmadığı için de varlığı son gecenin büyük telaşı içinde unutulmuş olmalıdır." agy

    "*müthiş bir çatışma ve boğuşma anında yere düşer ve kendisini tanımayan bir türk askeri tarafından öldürülür; ancak ertesi gün, ceset yığınları arasında altın kartallarla işlenmiş bir çift erguvan renkli ayakkabının fark edilmesiyle son doğu roma imparatorunun romalılara yakışır biçimde çarpışarak yaşamını ve imparatorluğunu kaybettiği anlaşılır."

    (bkz: bizans/@ibisile)
    (bkz: urban/@ibisile), urbas