şükela:  tümü | bugün
  • ayni anda hem icsel huzur, hem de ic güvenlik, ülke ici güvenligi filan manasina gelebilecek almanca bisey. ayni zamanda, bircok alman elestirmene göre, sallayin tom tykwer'i, sunu bunu, su anda faal olarak calisan en iyi alman yönetmeni christian petzold'ün sinemada oynamis tek filmi.

    film eski raf teröristi bir kari koca'nin ve dogdugundan beri onlarla kacak hayati yasayan kizlarinin son cirpinislarini anlatmakta, soguk, mesafeli ama yer yer ic burkan anlariyla izleyeni büyülemekte. bulup da izlemeyeni...
  • portekiz'de kaçak ama rahat bir yaşam sürerken alman turistler tarafından tanınan ve kaçmak zorunda kalan bir çekirdek ailenin dıramı. en çok koyan sahnesi, almanya'da eski devrimci arkadaşlarını bulup adamın lüks bir arabaya bindiğini görmeleri, adamın "ne olacak ki leasingle aldım" diye pişkinliğe vurması, bizimkilerin de "ne yani, bir de devlete mi ödetiyorsun utanmadan" demeleri, akabinde bu sahneyi anlatmaya çalışan kwisatz'ın kabız olması vs vs.. bulunuz izleyiniz..
  • the baader meinhof complex'ten sonra izlenirse daha iyi olur bence; hem olayın tarihi boyutuyla ilgili bir şeyler öğrenirsin hem de vasat bir filmden sonra iyi bir film seyretmiş olursun. açayım biraz; petzold'un iyi yaptığı şeylerden biri, yarattığı tekinsiz atmosfer hakim filme. tüm 'aksiyon' özellikle budanmış gibi; sevişme sahnesi var ama görüntüsü yok ya da hırsızlık sahnesi var ama alenen 'geçiştiriliyor'. yani film olaylardan ziyade insanlarla, onların geçmişleriyle ve arada kalmışlıklarıyla ilgileniyor. bu bağlamda filmin 2000 yapımı olması daha manidar olmuş.

    filmde eski raf üyesi bir çiftin kızlarıyla beraber yaşadıkları anlatılıyor kısaca. hala geçmişin etkisiyle yaşıyorlar ya da yaşamak zorunda kalıyorlar. bu noktada filmin ismi önemli; iç güvenlik. aile en başından beri en güvende olmaları gereken yerde, evlerinde rahat olamıyor. ilk önce evlerine hırsız giriyor, sonra kaldıkları villanın girişinde nöbet tutacak kadar gergin ve güvensizler. bu onların geçmişleriyle (ya da terörizmle) güzel bir paralellik arz ediyor. filmin bir yerinde söylendiği gibi yaşayışları adeta bir kült gibi kapanık. karşılaştıkları problemler sonrası eski dostlarının hayatlarının ironisi, ellerinde kalan tedavülden kalkmış alman markları onların 'modasının geçtiğini' bir kez daha vurguluyor. bu noktada kızları jeanne (ki bence bu güzel bir ultimo tango a parigi göndermesidir, hatta bunun ucu professione reporter'a kadar dayanır. kimliklerin mevzubahis olduğu hikayelerde, kaçış halinde olan insanların bir yerde hayatlarının kesişmesi.) ön plana çıkıyor. kendisi adapte olmak için çabalıyor, anne babası ona sorgulama taktikleri öğretirken o gayet olağan bir şekilde aşık oluyor; güzel giyinmek, iyi müzikler dinlemek istiyor. spoiler vermeden söyleyeyim, bence filmin sonunda da harekete geçiyor. gerçi petzold çok açık etmeksizin anlatıyor meselesini ve öyle güzel kuruyor ki, filmin güzelliği o ketum yapısından geliyor, ve belki inanmayacaksın ama değme politik filmlerden çok daha politik bir iş çıkıyor ortaya. yella'daki gibi; o sakinlik içerisinde ne hayatlar değişiyor, ne arabalar devriliyor şaşıp kalıyorsun.
  • dinlemelere doyamadığım tim hardin' in 1966 yılına ait "what can we hang on to a dream" şarkısıyla tanışmamı sağlamış, tekinsiz atmosferiyle christian petzold hayranı olmamı sağlamış film
  • kesinlikle tavsiye edeceğim bir alman yapımıdır.

    yazmam için kışkırtan neden ise izlerken kapıldığım "sunulan hayata doğmak ve büyümek" konsepti.

    jeanne'ın anne babası tarafından risk altında yaşamaya ve sürekli sürüklenmeye zorlanmasını, ilk bakışta büyük haksızlık olarak yorumlasam da biraz daha kafa yorunca çok sıradan ve alışılmış bir durum olduğu sonucuna vardım. 200 küsür ülkede, binlerce yıldır sorumsuzca çoğalıyor ve çözemediğimiz bu zor hayata getirdiğimiz nesillere kendi görece doğrularımızı kabul ettirmeye çalışıyoruz.

    julia hammer performansı mükemmel.

    müzik çok az (olması gerektiği kadar) ve hepsi nitelikli.
  • kabız filmlerden birisi. ıkın ıkın sonu yok. oyunculuklar vasat, konu heba edilmiş, hollywood elinden çıksa sağlam film olurdu. oscar da almış sanki, valla google'a ona bile bakmaya sabrım yok. gitti mi yine iki saat boşa.
  • gerçekten de çok ilginç bir film olabilirmiş ama ergenliğe giren bir genç kızın yaşadığı zorluklarda kitlenip kalmış. büyük bir olay var aslında ama biz 15 yaşındaki bir kızın polise yakalanmamaya çalışan anne babasının kendisine bulduğu giysileri beğenmemesine falan odaklanıyoruz. böyle olunca da bu ilginç potansiyel başka bir ergenlik sıkıntıları filmine dönüşmüş.