shocktheworld

  • şeker abi (614)
  • 782
  • 0
  • 0
  • 0
  • 3 yıl önce

synecdoche new york

zor, gösterişli, yapmacık, burnu kalkık bir film olabilir. ama hayatında bir kez olsun yaşayışını sorgulamış, bunu yaparken bu dünyanın tek şansı olduğunu bilerek yaşaması gerektiği motivasyonuyla kendine nedenler aramış birinin kesinlikle kendinden bir şeyler bulabileceği, çok kişisel olsa da herkesin filmi synecdoche new york.

şöyle diyorum; abidin var oluşun resmini çizmiş sana, bakmazsan yazık edersin.
7:45'te başlayıp 7:45'te bitiyor, yani bir göz açıp kapama süresi; aslında son anında bir hayat muhasebesi. o noktaya geldiğinde hayatın film şeridi gibi geçerken writers block'a tutulmayasın barton fink gibi. lazım gelir ki fellini'nin otto e mezzo'da yaptığı gibi döktüresin.

işte kaufman da iz bırakma peşinde belli, şiarı şu; wood allen'ın aksine eserleriyle yaşamak istiyor, ona inanıyor. bundandır seçtiği yolda büyük adamları, (unutmamak lazım) kadınları refere ediyor.

gerçi şu da var, bilinir ki daha çok bilmek işi zorlaştırır, okudukça bulantı hissedersin. işte o kitapları okuyan da, her yerin yandığı bir tür cehennemde yaşıyor. caden'ın son anına kadar uzlaşamadığı ama yanından ayırmadığı biri. ilk karşılaşmalarında söz kafka'nın dava'sından açılıyor, ikincisinde proust'un kayıp zamanın izinde'sini görüyoruz.

aslında tüm bu referansların arasında kaufman'ın ironik bir tavrı da var. misal çevresindeki aktörlerin her şeyi anlamlandırma ya da aşırı anlam yükleme çabaları; filmin başında arabayı çarpan erkek oyuncunun arabayı farklı çarpmaya çalıştım muadili bir şeyler demesi, michelle williams'ın oynadığı karakterin gereksiz referans verme çabası: artaud, grotowski... yani herkes birine kendini ispatlama çabası içerisinde, entelektüel tarafını gösterme uğraşında. oysa s. new york her ne kadar bunu belli bir noktaya kadar icra etse de yaptığının da farkında olan bir film. oldukça da nihilist sayılır. biraz izleyenenin de kendini tatmin etmesine izin verse de kaufman'ın ukalalığı belki can sıkabilir, sıkmasın. onca verilen referansın kendisinden ziyade, referans verme olayının kendisine odaklanılsın. saydıklarıyla aynı noktaya gelme özlemine empati yapılabilsin. yani mesele daha çok şeyi bilmekte değil, meseleyi bilmekte. bunu anlasın.

vurgulara devam. film, ek olarak; başkalarının telkiniyle hareket eden insanların komikliğine de vurgu yapıyor bir noktada, kişisel gelişimle alay ediyor. psikoloğun her kelimesi ezberlenmiş ve sırası gelmeden zamansız zamanlamasıyla söylediği basmakalıp meslek cümleleri ve yarısı aynı olmak üzere rafta gözüken daha iyi nasıl oluruz'un zırvaları ve kan emmekten şişen ayaklar.

nihayetinde kaufman'ın cotard sendromundan muzdarip cotard'ı rüyasında, kendini 80 yaşında görüyor anne sexton'ın dediğini aksi çıkarır biçimde. sıkıntı çekiyor, bir şeyler bırakmak istiyor son noktaya geldiğinde; nietzsche'nin dediği gibi de hayatını tekrar tekrar aynı hayatı yaşayacakmış gibi yaşamaya çalışıyor garip döngüler eşliğinde.

başarıyor da.

devamını okuyayım »
04.03.2009 20:14