şükela:  tümü | bugün
  • futbolcu olamamış, rüyaları dışında, ama futboldan da kopamamış bir yazar.
    (bkz: gölgede ve güneşte futbol)
  • "the open veins of latin america" (1971)
    "memory of fire trilogy" (genesis, 1982; faces and masks, 1984; century of the wind, 1986)
    "the book of embraces" (1989)
    "walking words" (1993)
    "upside down: a primer for the looking glass world" (1998)
    "we say no" (1989)
    ve "gölgede ve güneşte futbol" (1995) olmak üzere 9 kitap yazmış, latin amerika'nın en iyi yazarlarından biri kabul edilen ve "eduardo galeano-through the looking glass" adlı kitapta hayatı anlatılan yazar.
  • 11 eylül'den sonra la jornada'ya yazmış.

    şeytan ve meleğin dansı:

    meleğin şeytana karşı savaşımında nedense hep insanlar ölüyor.
    teröristler, iyinin kötüye karşı verdiği savaşımda, new york ve washington'da 50 ülkeden emekçiyi öldürdüler. iyiliğin adına kötülüğe savaş açan başkan bush, öç alma yemini etti: "kötülüğü yeryüzünden kazıyacağız." diye buyurdu.

    kötülüğü kazımak? kötülük olmadan iyilik ne işe yarar ki? kendi çılgınlarını meşrulaştırmak için düşmana ihtiyaç duyanlar, sadece dinsel fanatikler değildir. silah endüstrisi ve birleşik devletlerin devasa savaş makinesi de varlığını meşrulaştırmak için düşmana ihtiyaç duymaktadır. iyi ve kötü, kötü ve iyi: yazarlarının arzularına göre aktörler maske değiştirir, kahramanlar canavar, canavarlar ise bir kahraman haline gelebilir.

    bu da yeni bir şey değil. alman bilim adamı werner von braun hitler'in londra'yı bombalamakta kullandığı v-2 füzelerini icat ettiğinde kötüydü, ama yeteneklerini birleşik devletler'in emrine sunduğunda , iyi biri haline geliverdi. stalin de, ikinci dünya savaşı sırasında iyiydi ama, şeytan imparatorluğu'nun lideri haline geldiğinde kötü oldu.

    soğuk savaş yıllarında john steinbeck , "belki de bütün dünyanın ruslara ihtiyacı vardır, öyle sanıyorum ki, rusya'da dahi ruslara ihtiyaç vardır. belki de rusya'daki ruslar amerikalı sayılıyordur" diye yazmıştı. daha sonra ruslar bile iyi insanlar oldular. bugün, "kötülük mutlaka cezalandırılmalı" korosuna artık putin de rahatlıkla katılabilir.

    bir numaralı ve iki numaralı baş belası

    iranlılar ve kürtlere karşı kimyasal silah kullanırken saddam hüseyin iyiydi ama, sonra kötü oldu. amerika, panama işgalini sona erdirip, kuveyt'i işgal etti diye irak'ı işgal etmek için o'na şeytan hüseyin demeye başladı. kendisi başlı başına kötülüğe karşı bir savaş timsali olan baba bush, ailesini karakterize eden insancıl ve merhamet dolu hislerle, çoğunluğunu sivillerin oluşturduğu 100.000'den fazla iraklıyı katletti.
    şeytan hüseyin, olduğu yerde kaldı, fakat insanlığın bu bir numaralı düşmanı bir basamak gerileyerek insanlığın iki numaralı düşmanı oldu.

    dünyanın bir numaralı baş belasına bugünlerde usame bin ladin deniyor. cia, ona terörizm hakkında bildiği herşeyi öğretti: bin ladin, afganistan'da komünizm karşıtı başlıca "özgürlük savaşçısı" olarak birleşik devletler hükümetince korunup silahlandırıldı .

    başkan reagan bu kahramanlara abd'nin "kurucu başkanlarıyla manevi eşitlik" bahşederken, baba bush başkan yardımcısıydı. hollywood da buna uydu ve rambo 3 çevrildi: o günlerde, afgan müslümanları iyi çocuklardı. 13 yıl sonra bugün oğul bush döneminde ise, kötünün de kötüsü oldular.

    henry kissinger'in tepkisi ve kendisi

    henry kissinger, bu son trajediye ilk tepki verenlerden biri oldu. "her kim ki destek sağlar, finanse eder yahut teröristlere ilham verir, bunlar, en az teröristler kadar suçludur" diye vurguladı. bunlar, oğul bush'un saatler sonra tekrarlayacağı sözlerdi. eğer durum buysa, şimdiki acil görev, kissinger'ı bombalamak olur.

    kissinger'ın suç dosyası bin ladin ya da dünyadaki herhangi bir teröristten çok daha kabarıktır. üstelik bu suçlar, dünyanın çok daha fazla sayıda ülkesinde işlenmiştir. endonezya, kamboçya, iran, güney afrika, bangladeş ve akbaba planı'nın [plan condor] kirli savaşından çok çekmiş bütün güney amerika ülkelerinde devlet terörüne "destek, finans ve ilham" sağlamıştır.
    11 eylül 1973'de, geçen haftanın ateşinden tamı tamına 28 yıl önce, şili başkanlık sarayı'na hücum edilmişti. kissenger, allende ve şili demokrasisinin mezar kitabesini, şili'deki seçim sonuçlarını yorumlamadan çok daha önce yazmıştı: "bir ülkenin, kendi halkının sorumsuzluğu yüzünden, komünist olmasına neden göz yummamız ve tahammül etmemiz gerektiğini anlamıyorum."

    ortak payda: halkı aşağılamak

    halkı aşağılamak, devlet ya da özel terörünün ortak paydalarındandır. örneğin, bask ülkesinin bağımsızlığı için insan öldüren bir örgüt olan eta'nın bir sözcüsünün dediği gibi: "hakların, azınlık veya çoğunluk olmakla hiçbir alakası yoktur."

    düşük teknolojili terörizm ile yüksek teknolojili terörizm arasında, dinsel fanatiklerin terörizmi ile piyasa fanatiklerinin terörizmi arasında, umutsuzların terörizmi ile güçlülerin terörizmi arasında, ve zincirinden boşalmış psikopatın terörizmi ile soğukkanlı üniformalı profesyonelin terörizmi arasında epey bir ortak nokta vardır. hepsi, insan hayatını hiçe sayma noktasında buluşuyor: kumdan kaleler misali yıkılan ikiz kulelerin altında ölen 5500 yurttaşın katilleri ve dünya gazete ve televizyonlarının ilgisini çekmeyen, çoğu yerli 200.000 guatemalalı'nın katilleri gibi. o guatemalalılar, herhangi bir islam fanatizmine kurban gitmediler, fakat birbirini izleyen birleşik devletler hükümetlerinden "destek, finans ve ilham" alan ölüm mangalarınca öldürüldüler.

    bütün bu ölüm tapıcıları, sosyal, kültürel ve ulusal farklılıkları askeri terimlere indirgeme ihtiyacı konusunda da hemfikirdirler. kötülüğe karşı iyiliğin adına, tek hakikat adına, her şeyi önce öldürüp sonra sorarak çözümlüyorlar. ve bu yöntemle, savaştıkları düşmanı güçlendiriyorlar.
    başkan fujimori'ye, bir terör rejimi kurabilmesi ve peru'yu bir muz fiyatına satabilmesi için aradığı kitle desteğini aydınlık yol'un zalimlikleri sağladı. cihad adına terörizm zeminini hazırlayan şey, birleşik devletler'in ortadoğu'daki zalimlikleridir.

    her ne kadar, uygar dünya'nın liderleri yeni bir haçlı seferi için bastırsalar da, allah, kendi adına işlenen suçlardan sorumlu değildir. "günün sonunda", ne tanrı yahova'nın izleyicilerine karşı bir soykırım yapılmasını, ne yahova, şabra ve şatila katliamlarının yapılmasını emretti ve ne de filistinlilerin topraklarından sürülmesini. herşey bir yana, allah, tanrı ve yahova aynı kutsallığın üç farklı adı değil mi ki?

    gözegöz kör eder

    hatalar trajedisi: artık, kimin kim olduğunu hiç kimse bilemiyor. patlamaların dumanları, hepimizi açık seçik görmekten alıkoyan çok daha kesif bir duman perdesinin bir parçasını oluşturmaktadır. intikamdan intikama, terörizm bizi kendi mezarlarımızı kazmaya zorluyor. new york duvarlarındaki bir grafittinin geçenlerde basılmış bir fotoğrafında gördüm: "göze göze bütün dünyayı kör eder!"
    şiddet sarmalı, şiddet ve karışıklık doğurur: acı, korku, hoşgörüsüzlük, nefret, çılgınlık.

    bu yılın başlarında, porto alegre'de, ahmet bin bella: "danayı bile delirten bu sistem, insanları da delirtiyor" uyarısında bulunmuştu. ve bu delirmiş, nefretten çılgına dönmüş insanlar, kendilerini yaratanlar gibi davranıyorlar. luca adında, üç yaşındaki bir çocuk , bana: "dünya, evinin nerde olduğunu bilmiyor" demişti. o sırada bir haritaya bakıyordu. bir gazeteciye de bakıyor olabilirdi.

    25.09.2001

    çeviren: özgür karaduman
    http://www.bianet.org/2001/09/26/haber4853.htm
  • eduardo galeano, latin amerika’nın ete kemiğe bürünüp dünya toprağında yürüyen ruhudur. yaşamında ve yazdıklarında başkaldırı, hüzün, daha doğrusu çaresizlikten filizlenen avuntusuz acı, doğaüstü imgeler, dostluk, kardeşlik, yine latin amerikalıların vazgeçilmezlerinden biri olan, tutkuyla, canla başla oynadıkları futbolla yan yanadır. gazetecilik geleneğinden gelen galeano, anlatmak istediğini yalın, vurucu bir üslupla, ancak hamasetten uzak bir söylemle kaleme alabilen biridir. bu noktada galeano’yu, gazeteci sözcüğünün çağrışımlarından azat ederek, ikitelli plazalarında köşe başlarını tutmuş medya güneşlerinden ayırmak elzemdir. galeano, halen yaşamakta ve yazmakta olduğundan, ölümün insanlara bahşettiği esrar ve ikbal perdesinden mahrum da olsa, postmodern çağın çarpık düşünce, toplum, kültür yapılarına direnme ödevini yerine getirmekte noam chomskygibi aydınlarla birlikte saf tutmuştur. örneğin, kitle hipnoz araçlarından en birincisi olan televizyon hakkında galeano şunları söyler: “tv, boşluğa, kurulu düzeni tekrarlayan imgeler ve yankısı olan sesler boşaltır; yeryüzünde bunların ulaşamadığı tek bir nokta yoktur. tüm gezegen dallas’ın kocaman bir banliyösüdür. bizler ithal mal duyguları, sosis konservesiymişçesine tüketirken, hayatı oluşturmak yerine izlemek üzere yetişen küçük televizyon çocukları omuz silkip geçiyorlar.
    latin amerika’da ifade özgürlüğü, birkaç radyo istasyonunda ve yerel gazetelerde protestolarda bulunmak hakkından ibarettir. polisin kitap yasaklamasına gerek kalmadı: yalnızca fiyatları, kitapların yasaklanmasına yetiyor.”
  • keşke can yayınları çıkarmasaydı galeano’nun kitabını; hiç kuşku yok ki, kucaklaşmanın kitabı’nı (el libro de los abrazos) ingilizce çevirisinden türkçeleştirmek yerine (kitabın 1994 can yayınları tarafından yapılan baskısının künye sayfasında, yapıtın ingilizce adında dahi dizgi hatası yapılıp “the book of einbraces” yazacak kadar savruk davranılmıştır) özgün dilinden çevirecek bir yayınevi elbet bulunurdu.
  • yazdiklarinin sicakligi ozlenen biri.
    bir de:
    ‘the president of the planet has announced his next crime in the name of god and democracy. he slanders the name of god and slanders the name of democracy, which struggles to survive in spite of the dictatorships which for more than a century the usa have seeded all over the world. bush’s government, which more than a government is an oil pipe line, needs to justify his military expenditure and export the latest models of his arms trade to the battle ground. that said, the rest is a pretext. a pretext for the carnage that will follow, which offends our intelligence. the only place that has used nuclear weapons against a civilian population, a country that unleashed its atomic power on hiroshima and nagasaki, tries to convince us that iraq is a danger to humanity! that president bush has such a love for humanity and yet has conjured up the greatest threat to mankind, why doesn’t he blow himself up rather than another extermination of innocents.’ eduardo galeano – uruguayan author at the world social forum

    http://www.opendemocracy.net/…=33&articleid=877#sam adresinden alinmistir.
  • kucaklaşmanın kitabı ile sevdigimiz uruguaylı yazar.
  • düşünceleri sadece latin amerika toplumlarının değil bütün dünyanın derdine deman olacak nitelikteki dinlenilesi anlanılası insan.son olarak çitlembik yayınevinden ''tepetaklak'' isimli kitabıyla karşımıza çıktı bakınız latin amerikadan yola çıkarak gerçekler hakkında ne diyor üstad:''gerçeğin ne olduğuna bakmadan onu değiştirmenin sihirli bir formülü yok.onu değiştirmek için önce ne olduğunu görmek gerekiyor.latin amerika'daki sorun bu.onu göremiyoruz.kendimize körüz,çünkü kendimize başkalarının gözüyle bakmaya şartlandırılmışız.''