şükela:  tümü | bugün
  • bütün hayatımı ve hayatımın farklı yönlerini (malesef) şekillendiren olay bu. bu yönlerden birini örnek vermek istiyorum.

    orta metrajlı bir film çekmek için hazırlık yapıyorum. senaryosunu yazdım ve yöneteceğim. senaryoya son halini artık verdim ama ilk bittiğinde tabiki çok eksiği vardı ve farklı insanların görüşlerini duymaya ihtiyaç duydum. yakın çevremden bir senaryoyu okuyup anlayabilecek, üzerine yapıcı eleştriler getirebilecek beş arkadaşımı seçtim.

    şimdi dikkat ettiyseniz talep ettiğim özellikler çok basit, okuyup biriki yorum yapılacak olay bundan ibaret. bitki formatında yaşamayan az çok düşünce dünyası olan çoğu insan bunu yapabilir. bahsi geçen metin de 15-20 sayfa yalnızca ve çok akıcı. ve benim seçtiğim kişiler kalabalığın arasında gözüme nispeten daha entelektüel görünen kişilerdi.

    neticeyi söylüyorum: hiçbiri okumadı.

    göndermemin üzerinden epeyce zaman geçtikten sonra sordum. herkes türlü bahaneler üretti ve okuyacağına söz verdi ama nafile. böyle insanların arasında yaşıyoruz. yalnızız, kalabalıklar arasında yalnızız. böyle insanlarla olmayı zaten arzulamıyoruz bile hem kendimiz seçiyoruz bu yalnızlığı hem de nefret edip kurtulmak istiyoruz. kurtulmak istediğimizde daha çok batıyoruz.

    edit: içine tüküreyim böyle hayatın demeyi unutmuşum.
  • çok acı bir olay. binlerce şey bilip kimseyi irşâd edememek...

    ben zâyî oldum.
  • entelijansya çevrelerinde "seçilmiş yalnızlık" veya "tercih edilmiş yalnızlık" olarak isimlendirilir ve öyle çiftleşmek için eş ararken kızların dikkatini çekmek için "çok yalnızım beaabiiiee" diye ağlayan bebelerin aksine, "tercih edilmiş yalnızlık" kavramını benimsemiş, özümsemiş, bu yalnızlığı hakkıyla başarabilmiş adamlara büyük saygı duyulur.

    zira, o "tercih edilmiş yalnızlık"la bütünleşmiş adamlara bakarsınız, etraflarında sürekli insanlar vardır, kızlar vardır, aşk vardır, cinsellik vardır, mutludur, keyiflidir, hiç de öyle ortalıkta "çööook yalnızııeeaaamm" diye ağlayan bebeler gibi mağdur görüntüsü vermez, zira bu adamların yalnızlığı bir mağduriyet ve mahrumiyet değil, hepimizi kıskandıran bir lükstür.

    kimseye eyvallahı olmamak, kimseye borcu olmamak, kimseye biat etmek zorunda olmamak, kimsenin sözüne girmek zorunda olmamak, kimsenin götünü yalamak zorunda olmamak, yeri geldiğinde sözünü esirgemeden karşısındakine lafı oturtmak gibi lüksleri vardır bu adamların. elbette tüm bu oluşumun çok ciddi bir maddi ve manevi birikimi vardır. yani, cebinde parası olmayan adam herkese sktir çekemez. en iyi ihtimalle, patronu höt diyince susmak zorundadır.

    dolayısıyla, eğer biri yalnızlığı tercih etmişse, emin olun hepinizden daha güçlü, daha lüks, daha mutlu bir yaşamı vardır.

    nasılsınız, sözlükçü kezban ablalarım?
  • ister tercih edilmis, isterse tercih edilmemis olsun yalnizligin entellektuel bir tarafi yoktur.

    burda "yalnizlik" ve "tek basinaligi" ayirt etmek gerekiyor.
    secilen "tek basinalik" kisinin kendisiyle olabilmesinden keyif alip, tahammul seviyesiyle ilgili olmasina karsin, "yalnizlik" kisinin kendisiyle bile olamadigi izole bir eylemdir, gayet acidir.

    ego'lari siyirin bunun entellektuel bir yani yok.

    "of cok yalnizim, biraz ovuneyim kendime. olmadi her yerde anlatayim"

    edit: paylasilamayan bilgi, birikim soz konusu oldu, ben kimsesizlikten yanayim.
  • bu durumu sıkça yaşıyorum. entelektüel paylaşım yapacağınız bir kişinin bile olmaması içler acısı bir durum.

    özellikle kültürel sohbet etmek istiyorsunuz ama dünya bir tarafına herkesin.

    sonuç: hadi ya hacı aga öylememiş vay be? oluyor.
  • bazen kuantum fiziği, atom, varoluşsal sancılar, kültürel hegemonya, tarkovski, hegel falan konuşmak istiyorum ama karşımda sadece duvar oluyor. kendimi bir hiç gibi hissediyorum.
    bu durumlarda sartre'nin dediği gibi "kendimi her yerde ben ve varlık arasında varlık-olmayan hiç olarak bulurum."

    ama olsun bu kendi tercihim. cızt cızt cızırttt.
  • bilinçli, tercih edilmiş, ölçülü bir yalnızlıktır.

    bu tercihi yapmış insanlar, öncelikle başlık sahibi gibi yakınmazlar. hali hazırda yazarın isyan ettiği (alttan alta bakın ne kadar kültürlüyüm, kısa ya da uzun değil, orta metraj film çekiyorum. ben farklıyım;ama lanet olsun çok yalnızım demek istediği) gibi bir durumla yüz yüze kalmazlar. seçtiği tercihin sonuçlarını bilir, ağlamaz.

    mesela benim senaryomu okumadılar diye isyan etmez, beklenti içerisine girmez, yakınmaz.

    hayır entelektüel yalnızlıktan dem vuran yazar arkadaş, kendi yakın çevresindeki insanları da " benim seçtiğim kişiler kalabalığın arasında gözüme nispeten daha entelektüel görünen kişilerdi." diyor. seçiyor;fakat seçtiği insanları da pek iyi tanımıyor ki "nispeten entelektüel görünen" sıfatını kullanıyor. senin durumun seçilmiş yalnızlıktan daha çok "bakın ben buradayım, hey bakın bakın" diye ortalıkta dolaşıp ilgi çekme çabasına benziyor.

    ayrıca senaryo okumak kadar lanet ve sıkıcı bir iş yok. senaryo dediğin de akıcı falan da olmaz. belirli bir formatta sahnelerin arka arkaya yazılmasıdır ki ben daha meslek olarak sinema, reklam ve televizyon alanlarında çalışmayanların öyle deli gibi senaryo okuduklarına da şahit olmadım. ha manyak bir sinefildir onu bilemem.
    sen hala akıcı olduğunu iddia ediyorsan, belki ne yazdığını tam olarak bilmiyorsundur. yapıcı eleştirilerini almak için sunduğun insanlar seni kırmak istememiş olabilir.

    ezcümle öncelikle her film çekmek isteyen insan, her kitap okuyan insan, her fotoğraf çeken insan entelektüeldir diye kesin bir tanımlama olamaz. sürekli kendini anlatma çabasında olan insanda da başlıkta açıldığı gibi bir yalnızlık olmaz. olsa olsa züppelik olur.

    dik not: ayrıca 15 - 20 sayfa nedir lan! 15 mi 20 mi arada 5 dakika var. !
  • bana göre sebebi kibirdir.

    yine de kimse üzerine alınmasın, hiç biriniz öyle insanlar değilsiniz.