şükela:  tümü | bugün
96 entry daha
  • beğenmeyen arkadaşlarıma hayret ettim çünkü ortak beğendiğimiz başka diziler de var o yüzden zevk farkı deyip de geçemiyorum. belki öncesinde the haunting of hill house* ve the haunting of bly manor* izleyip mike flanagan tarzına alışmak gerekiyordur. önerdiklerim bol aksiyonlu korku beklemişler, oyalama geveleme görüp sıkılmışlar.

    mike flanagan işlerinde ise benim en çok beğendiğim tam olarak bu: karakterlerin derinliklerine inmesi, her karakterden özgün ve gerçekçi bir tip yaratması, alt metinler, diyaloglar. öyle ki ana hikayenin kendisi bu kıvamlı karakter gelişimi sarmalının yanında yan unsur gibi kalıyor.

    midnight mass bu haliyle ortasından itibaren bitmesini istemediğim bir dizi oldu. dizi hiçbir yere bağlanmasa da izlemeye devam edebilirdim, o derece.

    (bundan sonrası spoiler gibi olabilir)

    ha, gereksiz uzatılan kısımları yok mu? var. mesela çok uzun ayinler var, o ayinlerin de hikayeye ayin olgusundan nefret ettirmek dışında kattığı hiçbir şey yok, ama amacının o olmadığı söylenebilir mi? öte yandan bu kısımlar tüm dizi içerisinde toplam yarım saat değildir. o kadarı da her dizide vardır. gerisi inci gibi dokunmuş, özene bezene işlenmiş.

    mantıksız kısmı yok mu? var. mesela sonunda yeri kazacak, bir mağara bulacak kadar vakit vardı bence, şiirsel olsun epik olsun diye zorlamışlar, ama bunlara rağmen neleri özellikle beğendim:

    - din olgusunu hiç değiştirmeden, allayıp pullamadan, sadece tüm çıplaklığıyla ortaya koyup kendi kendisini çürütmesini sağlamak. bu kadar iyi yapılabilirdi. sıfır abartı. sıfır karalama. aynayı koymuş gitmiş. o da yetmiş.

    - ayyaş joe gibi en yan ve en tırt karaktere bile sempati duyduracak kadar iyi oyunculuk ve karakter gelişimi.

    - travma ve ptsd'yi işlerken gözettiği gerçekçilik. riley ayaklı ptsd olmuş, hem oyunculukla hem yazarlıkla mükemmel tasvir edilmiş. genel olarak karakterlerin hepsinin %100 gerçek karakterler olması. buna yobaz bev de dahil.

    - ucuz ve yüzeysel bir din eleştirisi olmanın da dışına çıkıp her şeyi bilimle açıklamaya çalışan ateist doktorla, dizideki aklı başındaki tek kişi olan müslümanla vs bu fanatik önyargı yelpazesinin her tarafına sağlı sollu çakması.

    - incil'deki pek çok demirbaş metnin dizinin kurgusuyla bu kadar uyumlu olması. hayran kaldım ve şimdiye kadar nasıl bu şekilde işlenmediğine hayret ettim.

    - ilk defa ana akım bir dizide islam'ın doğru dürüst anlatıldığına şahit oldum. takdir ettim.

    - karakterlerin hepsi sekizde sekiz kusurlu ve bu beni kendine en çok hayran bıraktıran unsurlardan biri oldu. mükemmel hiçbir karakter yok. hepsi problemli hepsi sıkıntılı. kurtarıcı zannettiğin hiçbir karakter kurtarıcı değil. zaten hollywood'un gidişatı iyi kötü dualizminin dışına doğru seyrediyordu ama bu dizi onların da ötesine gitmiş, alışılmadık yerlere taşımış. hastası oldum.

    - riley ve erin'in aralarındaki fikirsel uçurum ve bu uçurumun devasalığının birbirlerini yargısız kabullenmelerine engel olmaması. en ufak görüş ayrılığında birbirlerini bloklayan, ana avrat dümdüz giden insanlar dünyasına dair tertemiz bir eleştiri olmuş. olay örgüsünün konuştuklarıyla örtüşmesi de şiir gibi bonus.

    evet, diziyi sadece ana hikayesiyle ele alınca çok uçuk ve enteresan değil, hatta klişe bile, ama zaten dizinin tüm esprisi bu klişe iskelet etrafına ördüğü süslemeler ve onlardan ortaya çıkan tablonun zenginliği.

    i rest my case.
43 entry daha