şükela:  tümü | bugün
422 entry daha
  • stanley kubrick tarihin en iyi yönetmenlerinden biri. çoğu kişiye göre de en iyisi. obsesifliğiyle tanıdığımız bu yönetmen pek çok baş yapıta imza attı. ancak geçenlerde kendisi hakkında bir arkadaşımla konuşurken şunu fark ettim. aslında kubrick'in sinema tarihinde hiç var olmaması gerekiyordu. bunu kubrick'i kötülemek için söylemiyorum. bilindiği üzere kubrick dediğim dedik, oyuncularla ve stüdyo yöneticileri ile arası iyi olmayan biri. sinema tarihi yanlış bir film ile stüdyoya zarar ettirdiği için silinen insanlar ile dolu. bir düşünün 2001 ilk gösterildiğinde insanlar salonu terk etmiş, önemli film eleştirmenleri filmi yerden yere vurmuş. tamamlanması dört yıl süren bu projeden sonra kubrick'in içeride unuttuğu anahtarı almak için bile stüdyoya girememesi gerekiyordu. peki nasıl oldu da kubrick çalıştığı her kademedeki insanı canından bezdirirken film yapmaya devam edebildi?

    çünkü kubrick belki farkında olmadan tarihin en iyi imaj çalışmalarından birini yürüttü. dahi olmak başka bir şeydir, insanların dahi olduğunuzu bilmesi başka. çünkü dahi olmanın en büyük tehlikesi insanların sizi zamanında anlayamaması. mesela vincent van gogh. van gogh'un hayatında yaşadığı zorlukların daha pek çok sebebi var ama kubrick filmlerinin de hayattayken değersiz görülme riski vardı. peki kubrick dahi imajını nasıl kurdu? onun da cevabı güç sahibi olmanın 48 yasası kitabının yazarı robert greene'de. şimdi bu entry de kubrick'in imajını nasıl kurduğunu kitaptan aldığım altı yasa ile açıklayacağım.

    yönetmenin kariyerini iki döneme ayırmak mümkün. lolita'dan önceki dönem ve sonraki dönem. lolita filminden önce kubrick tekniği iyi olsa da genel olarak dönemin diğer yönetmenlerinden çok da bir fark göstermez. bu dönemde yaptığı the killing ve paths of glory öne çıkan filmler olsa da ben bir stanley kubrick filmiyim demezler. bu şekilde bir fark yaratamayacağını anlayan kubrick spartacus filminin gişedeki başarısına aldırmadan döner arkasını gider. filmografinin bu noktasında kitaptaki on yedi numaralı kural devreye girer. bu kural okuyucuya beklenmedik işler yapması gerektiğini öğütler. kubrick de vladamir nabokov'un çoğu yerde yasaklı kitabını filme çeker. bu film sayesinde yönetmenin sağa sola çıkıp ben farklıyım demesine gerek kalmaz. çünkü film baştan aşağı sansasyondur zaten. hatta filmin sloganı bile "how did they ever make a movie of lolita?"dır. tartışmalar alıp başını giderken yönetmenin ne kadar farklı biri olduğu da herkes tarafından duyulur.

    kubrick bu filmden sonra dört senelik bir ara verir. bu da bizi on altıncı kurala götürüyor. robert greene der ki, insanlar sürekli sizi görürse onları için normal bir şey haline gelirsiniz. bu yüzden kendinizi ara ara toplumdan uzaklaştırın. böylece insanlar sizi merak eder ve saygı kazanırsınız. kubrick bütün filmleri arasında büyük zaman dilimleri bırakıyor. kimi dört sene, kimi yedi sene. bu süreler içinde tabi ki diğer filmleri ile uğraşıyor ama bir yandan da toplumun kendisini merak etmesini sağlıyor.

    dr. strangelove sırasında kubrick tarihin en iyi komedyenlerinden biri olan peter sellers ile çalışıyor. sellers bu filmde üç rol birden canlandırıyor ve kubrick kendisine doğaçlama için olabildiğince çok alan açıyor. bir komedyen daha ne ister ki? kubrick bu hareketiyle kitabın yirmi yedinci kuralını gerçekleştirmiş oluyor. bu kurala göre insanların sizi takip etmesi için onlara ihtiyaç duydukları şeyi vermelisiniz. kubrick de sellers'a ihtiyacı olan özgürlüğü veriyor. sonunda sellers gibi önemli bir sinema figürü de çıkıp "kubrick is god" diyor. bir imajı garantilemek için bundan güzel yol olabilir mi?

    kubrick'in sektördeki pek çok insan ile mücadeleye girdiğini söylemiştim. özellikle şirket yöneticileri kendisinden memnun değil ancak istediklerini yapmasına izin veriyorlar. neden? bu soru bizi kitabın dokuzuncu kuralına götürüyor. bu kurala göre istediklerini yapabilmek için tartışmaları sözlerinle değil yaptıklarınla kazanman gerekiyor. kubrick de böyle yapıyor. teknik açıdan ne kadar iyi olduğunu zaten cümle alem biliyor. biriyle herhangi bir tartışmaya girse de sonuçta görüntüler hep mükemmel olduğu için insanlar bir süre sonra kubrick'e laf anlatmayı bırakıyorlar. çünkü biliyorlar ki ne söylerlerse söylesinler sonuçta hep kubrick'in denediği şeyler daha iyi sonuç verecek.

    bu yasayı uygulayabilmek için yeterliliğe sahip olmak gerekiyor tabi. kubrick bunu da yirmi üçüncü kural ile yapıyor. yani gücünü belli bir alanda toplama. kubrick'in ilişkileri çok iyi değil. kendisini tanıtmak için reklam yapamaz. ancak elinde bir güç var. o da detaycılığı. kubrick film yaparken hep mükemmeli arıyor ve bunu da detaylara gösterdiği önem sayesinde ortaya koyuyor. sonunda detaylara o kadar hakim oluyor ki teknisyeninden yapımcısına herkes onun otoritesine saygı duymak zorunda kalıyor.

    kubrick bu adımlarla tepeye tırmandı. peki orada kalmayı nasıl başardı? bu sorunun cevabı da altıncı kuralda yatıyor. bu kural der ki etrafında bir gizem oluştur. kubrick bir münzevi. ingiltere'de bir malikanede yaşıyor ve araştırmadan kurguya her iş burada yapılıyor. kubrick'in çok yoğun bir çalışma programı var. bu yüzden çok dışarı çıkan bir insan da değil. bu nedenle etrafında bir gizem perdesi oluşuyor. çünkü insanlar onun hakkında istedikleri kadar şey öğrenemiyorlar. bu da sonunda bir şeyler uydurmalarına yol açıyor. bu dedikodulardan bazıları şöyle; aya iniş hiç gerçekleşmedi. bütün görüntüleri kubrick stüdyoda çekti. kubrick arabaya binerken kafasına kask takardı ve saatte 50 km'nin üzerine çıkılmasına asla izin vermezdi gibi. bu tür dedikodular kubrick kendisini yeterince ortaya koymadığı için yayıldı. en büyük tartışmalar da 2001 yayınlandıktan sonra yapıldı. film o kadar genişti ki herkes farklı bir noktadan anlamlandırmaya çalıştı. sonunda baktılar kimse bir şeyi kanıtlayamıyor o zaman yönetmen açıklasın dediler. kubrick burada 2001'i efsane haline getirecek hamleyi yaptı ve film hakkında bir şey açıklamayacağını çünkü "eğer leonardo mona lisa'nın altına "bu kadın sevgilisinden bir sır sakladığı için gülümsüyor." diye not düşse hangimiz bu tablodan keyif alabilirdik?" diye cevap veriyor. bu yaratılan gizemden sonra da film tarihe geçiyor zaten.

    bu yazıda kubrick kötü de kariyer yönetimi çok iyi demiyorum. yanlış anlaşılmasın. ancak kubrick bilinçsiz de olsa kendi efsanesini yaratmış bir yönetmendir ve bu efsanenin yaratılmasında filmleri kadar bu adımları da etkili olmuştur. kubrick'in adını ilk duyduğunuz zamanı hatırlayın mesela. size de gelip "bir yönetmen var. aynı planı 127 kere çekiyormuş, deliymiş, dahiymiş." demediler mi? siz de ilk filmlerini izlediniz hiçbir şey anlamadınız ama adamın bir bildiği var herhalde diye tekrar tekrar izleyerek kubrick filmlerinden keyif almaya başlamadınız mı? işte bunlar hep yönetmenin adım adım kurduğu imajın etkileri. yazının başında dediğim gibi bir insanın dahi olması her zaman hak ettiği yere gelmesini sağlamaz. özellikle hollywood gibi bir ortamda. bu yüzden kubrick tarihin en üstü kapalı imaj yönetimi ile hak ettiği statüye ulaşmıştır.
109 entry daha