şükela:  tümü | bugün
  • kemal tahir'in bir romanı. işgal dönemi istanbulunda hapisahanedeki yaşamı anlatıyor. kamil bey diye biriydi sanırım romanın başkişisi. sonra hapishanede adı "millici abi"ye çıkmıştı.
  • kemal tahir'in esir şehrin insanları isimli romanının devamı niteliğndedir. bundan sonra gelişen olaylar ise yol ayrımı isimli romanında anlatılmaktadır.
  • roman dört ay boyunca hücresinde tek başına kalan, yanlızlığından bunalmaya yaklaşmış, kendini resim yapmaya ve okumaya vermiş kamil bey’in tevkifhaneye transfer haberi ile başlıyor. ilk başta bir yanılsama sonucu bu haber adeta bir ilaç gibi etki yapıyor ancak işin aslı anlaşıldığında kamil bey kendini çok zorlu günlerin beklediğini acı bir şekilde anlıyor. kendisini sevgili dostu ihsan bey’in yanında bulmayı beklerken, hiç alakası olmayan bir mahpushanede buluyor. kamil bey’in kalender ve efendi tavırları sonucu oluşan yanlış anlamaların ardından siyasi bir suçlu olmasına karşılık, suçunun “iftira” olması dolayısıyla kendisini külhanbeylerinin, acımasız katillerin ve uslanmaz kumarbazların arasında buluyor.

    ilk zamanlarda, yanında gereksinimleri, hatta yeterli parası bile olmamasına karşın oldukça iyi ağırlanıyor. bu süreç içerisinde mahpushanenin kendine has kurallarını ve iç dinamiğini anlamaya çalışıyor ve ilk olarak rüya yorumcusu, muska yazıcısı, “mortocu” zekeriya hoca ile iletişim kuruyor. ilerleyen zamanlarda aralarındaki ilişki kamil bey için oldukça önemli hale geliyor. ancak vardığı olumlu kanaatler, bulunduğu koğuşun ağası olan paytoncu osman ağa tarafından açık açık soyulmasının ardından değişmeye başlıyor. sonunda uğradığı haksızlıklara ve yapılan yüzsüzlüklere dayanamayıp koğuş ağası ve adamlarını bir güzel tepeliyor. kitabın ilk bölümü burada sona eriyor.

    ikinci bölüm kamil bey’in gerçekte kim olduğunun anlaşılmasından sonra hapisane müdürünün kendisini revire almasının ardından başlıyor. ilk bölümde gözlemlediğimiz, “halk”ın içinde bulunduğu, basit ve gelişigüzel yorumlarla dolu, hareketlerin ve yaşayış tarzlarının da basit ve gelişigüzel olduğu “2. kısım”ın aksine kitabın ikinci bölümünde kamil bey, kendisini ihtiyaç duyduğu insanların arasında buluyor. bunların başında da, devleti dolandırmalarına dayanamadığı için önemli bir şahsiyeti kırbaçlayan ve ardından kendini aklayamayan, birçok savaş alanında bizzat bulunmuş ittihatçı binbaşı arif bey geliyor. kamil bey burada, arif bey’in yanına gelmesiyle, “2. kısım”daki “memleketimden insan manzaraları” ve “osmanlı aydını ile halk arasındaki kopukluk” düşüncelerinden uzaklaşıyor ve gözünü tekrar, kendisinin mahpushaneye düşmesine sebep olan “anadolu hareketi”ne çeviriyor.

    anadolu’da birtakım gelişmeler olurken hop oturup hop kalkan kamil bey bu arada karısı ile arasının gitgide açıldığının farkına varıyor (sonuçta 7 senelik bir ceza ihtimali karşısında kendisini bu kötü gerçeğe hazılayan karısı nermin hanım üzgün ve bitap durumda ve bu durumun sonuçlarının nereye varacağını kestirmek çok da zor değil). nitekim istanbul’da hareketlenmelerin ve çatışmaların başlamasından korkulan bir güvensizlik döneminde kamil bey karısının başka erkekler ile sabahlara kadar gönül eğlendirmesini kaldıramıyor ve boşanmaya karar veriyor. kitap böylece sona eriyor.

    kemal tahir’in ünlü üçlemesinin ikinci kitabı olan “esir şehrin mahpusu”, döneminin “pis işler”ini büyük bir açıklıkla dile getiren ve okunması keyifli, güzel bir geçiş kitabı niteliği taşıyor. kamil bey’in gerçekten “ihtiyacı olanı” arayışını ve kişiliğindeki dalgalanmaları titizlikle işleyen kemal tahir, işgaller dönemindeki otoriter boşluğun, bürokratik yapısal sorunların, adam kayırmacılığın, kokuşmuşluğun, iyinin ve kötünün hatta kaçınılmazlıkların altını bir kez daha bastıra bastıra çiziyor.
  • kamil beyin kişisel uyanışını bir paket kurabiye ile sağladığı kitaptır. sağolasın fatma hanım.
  • özellikle romanın yazıldığı tarihlerde ne kadar argo kelime varsa, hemen hepsinin bulunduğu roman. tabii olarak özellikle istanbul argosu ön plandadır. mortocu, fayrap (fire up), iftira, kokoz, saloz, mangiz, kopil, dümbük...
  • okurken kalbimin "gup gup gup gup" attığı ilk kitaptır. özellikle kamil bey hapisanede ortalığın tozunu atarken. kemal tahir'e minnet duydurandır.
  • bunca yıl ben bu kitabı nasıl okumamışım diye hüzünlendiren ama kimbilir daha okumadığım ne harikalar vardır diye de umutlandıran kitap.

    --- spoiler ---

    son sayfada yaptığı manevra ile beni benden almıştır. ayağa kalkıp alkışlamak geldi içimden.

    --- spoiler ---
  • kamil bey'in ilk bölümün sonunda osman ağa'ya daldığı sahnede içimin yağları ermiştir. kemal tahir çok büyük adam vesselam.
  • elimde olup, okuma sırasını beklediğim üçlemenin ikinci kitabı.
    (bkz: esir şehrin insanları)
    (bkz: esir şehrin mahpusu) ve
    (bkz: yol ayrımı) diye gider.
  • esir şehir üçlemesinin ikinci kitabı.

    --- spoiler ---
    ilk kitaba nazaran sıkıcı bölümleri çok fazladır. hele ki kamil beyin faytoncunun koğuşuna düştükten sonraki muhabbetler çok gereksiz ve sıkıcı geldi bana. en sevdiğim bölüm faytoncuya ve yandaşlarına dayak attığı yerdir, 3-5 kere okumuşumdur herhalde.

    ve en önemlisi de kamil beyin kitabın sonunda karısı nermine yazdığı mektuptur, güzel ters köşedir.

    --- spoiler ---