şükela:  tümü | bugün
  • ‘futuvva’ kelimesi arapça'dan gelmektedir. anlamı ise en basit manâsıyla ‘delikanlılık’tır. fakat kullanım itibarıyla, yine gençlikten gelen coşkun hali de kapsar. ‘fatâ’ arapça genç, ‘fityân’ ise fatânın çoğuludur. kelime yazıldığı gibi delikanlılıkla beraber, ahlakî bir fazileti temsil etmekte, aynı zamanda , o faziletlerin icabını yerine getirmeyi de görev edinmiş aynı fikre mensup olan ülküdaşların (fityân) oluşturduğu birliği de tarif etmektedir.

    fütüvvet herşeyden önce delikanlılar birliği olarak ortaya çıkmıştır bunlar farklı sosyal, etnik özelliklere sahip, değişik ailelerin / kabilelerin gençleriydi (hatta ilk zamanlar dinleri dahi farklıydı); fakat kendilerini bu tarz bağlardan da asûde görüyorlar. bir dayanışma hissi içerisinde, zamanımızdaki manada ‘programlı’ bir ideoloji gütmeden ‘kardeşlik’ fikrini pekiştiriyorlardı. her şehirde örgütlenmişler, kendilerine ait kıyafetler ve hareket tarzı benimsemişlerdi.

    zenginlik ve otoriteye karşı bir ilgisizlik, küçük görme yine fütüvvete has davranışlardı. yerel kimliklerini islami çehre içinde sürdürmek dışında pratik bir amaçları yoktu. bu umarsızlık (iktidar taleplerinin olmaması) onları yukarıda da belirtildiği gibi sosyal konularda iktidara karşı şiddetli muhalefet yapabilecek bir potansiyel güç, fütüvveti ‘bir dava sahibi olmak ve neye mal olursa olsun bu davadan dönmemek’ düsturuysa fanatik haline sokuyordu.

    mesela x. yüzyılda büveyhi hükümetinin koyduğu bir vergiye karşılık pazarların kapanması, ticaretle uğraşanların boykot etmesi gibi eylemler olmuştu. otorite zayıfladığında da bu muhalefet ‘kargaşa’ olarak kendini gösteriyordu. kargaşanın sevk ve idaresini becerebilen güçler fityânı islâmiyet içindeki bölünmede aktif rol alma yoluna ittiler.

    araplar içinde değil de sasanî kültürünün hakim olduğu havzada etkin olan, bâtınî fütüvvet organizasyonu erkanının gayesi ise, şurta olup, sahip olduğu güç ve imtiyazı ‘meşru’laştırma ve olası sorunları bertaraf etmekti. zira bu gençleri bir araya getiren, manevî değerlerden ziyade birliğin ‘iktidara karşı’ sağladığı sosyal güven, ekonomik güç ve belki de ‘diğerleri’nden farklı olmanın cazibesi idi.

    bu ‘özgünlük’ ‘fityân’ı zamanının heterodoks dervişlerinin içinde olduğu ‘farklı’ kategorisine soktu ve ‘diğerleri’ tarafından dışlanmaya başlandılar. ‘ayyâr, rind, şatır’ gibi kelimelerle tanımlanmaya başladılar, fakat yerici, dışlayan bu tarz sıfatlar, fityân arasında tasavvufî bir boyut kazanmıştır. dervişler gibi bu kesimin de kenara itilmişliği, sonradan bir etkileşime yol açacaktır ve melâmiler gibi fityân da sosyal hayattaki uzaklığını, allah’a olan yakınlığına tevîl edip; ‘yergi’ sözlerinden şeref duyacaktır.

    ‘fütüvvet’ ve mürüvvet kelimelerinin bir arada sık sık kullanılması fütüvvetteki tasavvuf unsuru bize gösterir. tasavvuf ehline göre ‘mürüvvet’, ‘adamlık, erlik’ manâsıyla beraber ‘gerçek erenlerin lûtufları, ihsanlarıdır’fakat fütüvvet mensupları ‘fütüvvet’in manâsını çok daha genişletmişlerdir:

    “...mürüvvet, fütüvvetin esasıdır, fütüvvetse mürüvvetin sonudur. bu bakımdan her mürüvvet ehli, fütüvvet sahibi değildir, fakat her fütüvvet ehli mürüvvette en ileri dereceye varmıştır.”

    halife imamiye mezhebinin inançları doğrultusunda, teşkilâtı belli kollara bölmek ve her birinin başına birini getirmek, kendine bağlı devletlerin sultanlarına ‘şedd’ yollamak vasıtasıyla, bir yandan fütüvvetin etkinliğini artırırken kurumun içinde güçlü bir hiyerarşi yaratıyordu. öte yandan, muhalif bir gücü de devlet gücü haline çevirmiş oluyordu. zira şiî tehlikesi halifeliğin iktidarı için bir tehdit oluşturuyor, fityânın ehl-i beyt sevgisi de iktidarı ayrıca tedirgin ediyordu.

    fütüvvet şedd’i kuşanmakla halife ‘fityân’ı kendi sınırları içinde kontrol altına almakla kalmıyor, manevî liderliği sayesinde otoritesinin erişemediği yerlerde de hükmedebilecek bir unsur oluşturmaya çalışıyordu. halife kimi sultanlara şedd yolladı, kimindense şedd yollaması için talep geldi.

    halifenin kendi amaçları doğrultusunda uyguladığı bu politika, her ne kadar fütüvvetin kuruluş zamanındaki ‘muhalif’ potansiyeli bertaraf etmeyi amaçlasa da; bu ‘resmî kabul’ çoğunluğu yerli / gayr-i arap ahaliden oluşan teşkilatın bir arada var olma mücadelesinin başarısını tescil etmiş sayılabilir. bir başka deyişle, teşkilât kuruluş amacını belirleyen ideale (kendi yapısını hakim arap iktidarına karşı korumak.) ulaşmış ve geçen süre içinde elde ettiği yeni statüdeki haklarıyla teşkilât idealini yenilemiş ( anadolu ahilerinde tasavvuf ve meslek birliği vurgusunun daha ağır basması.) meşru bir konuma yükselmiş oluyordu. bu açıdan bakıldığında halifenin ‘şedd’ kuşanması sadece basit bir iktidar manevrası değil, fütüvvet teşkilatının uzun süren mücadelesinin başarıyla süslenen bir evresidir.
  • fetih ruhu demektir.

    (bkz: ahi evran)
  • medieval total warda favori birliklerime de isim vermiş, kalpleri imanla çarpan yağız delikanlılar.
  • "fütüvvet, sebepsiz olarak vermektir, bağışlamaktır. herşeyi verip arınmaktır." mevlana
  • "teslim kapısından girmek ve nâmuradlık kapısından çıkmak"

    "fütüvvet oldur ki ... hiç kimesne eğer insan ve eğer hayvan andan incinmeye, gözsüz ve dilsiz ve kulaksız ve elsiz ve ayaksız gibi ola"

    "vurana elsiz gerek sövene dilsiz gerek
    derviş gönülsüz gerek sen derviş olamazsın"

    "fütüvvet sıfatın kim ki sıfatlana ol kişi allah'a erişmiş olur"

    "cem'i mahluka mertebelerine göre riayet"

    .

    gecenin bir saatinde okunan fütüvvetnameden inciler efendim.
  • abbasiler döneminde kurulmuş arap esnaf zanaat ve din birliği. ahi evran bağdat'da iken fütüvvetden gördüklerinin benzerlerini anadolu'da ahiliği kurarken uygulamış.
  • akrabalık bağı olmayan gençlerin mertlik, eli açıklık, yardımseverlik gibi değerler altında kurduğu toplumsal örgütlerdir.
  • bugün ki kpss sınavının sabah oturumunda çıkan soru.
  • osmanlı'da etkinlik gösteren ahilik ve esnaf teşkilatının temelini oluşturan arapların feta'sı.
  • abbasilerde kurulan ve türkler'de ahilik adını alan türk devletlerinde var olan ve gayrimüslimlere kabalı olan bu teşkilat halkın ekonomiye katılımını kolaylaştırmıştır