şükela:  tümü | bugün
  • ben demeyip fakir ya da bendeniz yani size bende olmuş, bağlanmış diyerek insana sırf insan olduğu için değerini verenlerin; kendisine getirilen çayı ve suyu içtikten sonra bardağı, ceketini giymeden önce yakasını, evine girmeden önce kapısının sövesini öperek de eşyanın hakkını gözetenlerin; arif olana bir işaret kafidir diyenlerin bir zamanlar kullandıkları; bir şeyi canı kadar önemli, değerli, eşdeğer, biricik bilip de saklamak, sakınmak anlamına gelen bir deyim.
    ilk okuduğumda hıfzıcan etmek olarak okudum, sonra hırzican etmek olduğunu farkettim ki hıfz'ın` : korumak, saklamak, ezberlemek` anlamını düşünüce hıfzican etmek de olabilirmiş pekala.
    misal: klasik türk müziği'ndeki eserleri notaya geçirmektense meşk ederek kulaktan kulağa, ağızdan ağıza aktaran eski sanatkarlar, besteciler, hanendeler ve sazendeler, notaya geçirilen eserin; hem seslendiren kişinin yorum özgürlüğünü kısıtlayıp onu nesneleştirdiğini hem de eserin ilk sahibinin otantik ve orjinal kalmasına yani üstadlığına saygının bir sonucu olarak görürlermiş..
    dolayısıyla bir eserin unutulmaması da eserin edeple terbiye edilmiş kulaklara meşk edilmesine bağlıymış. binlerce eser de böylece nesilden nesile aşkla, meşkle hırzıcan edilerek aktarılmış.

    hafızanın bir müziğin üretim, aktarım, icra ve yorumunda egemen birleştirici bir ilke haline gelmesi o kadar önem verilen bir şey ki, bırakın musiki icra eden hanendeleri ve sazendeleri, tekkelerdeki zikri ve semaları idare etmekle görevli zakirbaşıların 3000 ilahiden az bildiği anlaşılırsa şikayet edilirmiş.
    aşk olmadan meşkin olmadığını biliyor idik ancak meşk olmadan onu hırzıcan etmeden adam da olunamıyormuş demek ki bir zamanlar.

    bir iktisatçının müzikolog olarak portresini de dediğim ayniyle vaki'ye kanıt anlamında buraya koyalım:
    (bkz: cem behar)
  • canı gibi korumak, saklamak, bağrına basmak, kendinden çok önem vermek ve kollamak.