şükela:  tümü | bugün
  • tamam da ne yapalım? hepimiz izmire, ankaraya mı gelelim? yunanistana, portekize mi gidelim? napalım amk?

    belediyeden dozer çalıp yıkılma tehlikesi olan evleri mi yıkalım? megafonla sokaklarda "deprem olacak aloooo, kalkın lan!" diye mi bağıralım? olm napalım söylesene?

    elimde bir tane oyum vardı 25 yıl hiç kimse benimle aynı oyu vermedi ben napim amk? memleketi sikip attılar utanmadan bir de dalga geçer gibi ihanet ettik dediler.

    söyle beybisi, hadi söyle şuan istanbul için ne yapayım?
  • bu tehlikenin varlığını reddedip, bilinç dışına atmalarındandır.

    deprem her an, her yerde sizi yakalayabilecek bir afettir. önceden kestirebileceğiniz bir olay da değildir. dolayısıyla sürekli olarak depremi düşünmek, akıl sağlığınızı tehdit eder. çünkü depremi düşünmek, aynı zamanda ölümü düşünmektir. bunun sonraki aşaması obsesif kompulsif bozukluktur.
  • üniversite'de, ingiliz bir öğretim görevlisinin dersindeyken yangın alarmı çaldı ve öğretmen neredeyse askeri bir disiplin ile zaman katbetmeden sınıftaki tüm öğrencileri binanın dışına yönlendirdi. 15-20 dakika sonra ciddi bir durum olmadığı anlaşılınca sınıfa döndük.
    çok geçmeden alarm tekrar çaldı ve öğretmen aynı ciddiyetle sınıfı boşalttı. koridorda türk öğretim görevlilerinin şakalarına ve korkak imalarına maruz kalmış, hatta bir süre dalga konusu olmuştu.

    bu konuyu görünce bu olaylardan sonra ingiliz öğretim görevlisinin sözü geldi aklıma: "temkinli olmayı korkaklık sanıyorlar, oysa böylesi durumlarda cesaretli gözükmeye çalışmak ahmaklıktır".

    ne yazık ki çok ahmağız
  • düşünmek istemiyorum, aklıma her geldiğinde kaçıyorum bu düşünceden. ailemi taşınmaya ikna edemiyorum ben taşınamıyorum. gerçekten elimizden bir şey gelmiyor. o gün gelecek diye beklemek, düşünmek... insan bunu kaldıramaz.
  • bursa'da evliyalara güveniyorlar da istanbul'dakini istanbullular bir açıklasın.
  • kader anlayışının çok güçlü olmasıyla da ilgilidir. bizler genelde gelenek olarak vaktimiz geldiyse öleceğimizi kabul eden bir toplumuz.

    aynı asimetri sağlık sorunları hakkında da görülür genelde. anca hayat kalitesi çok düşünce ameliyata okey vermek de buna benzerdir. kanser her yeri sarana kadar kan kussa da herkesten saklamak ve sigaraya devam etmek gibi...
  • dask havuzu hortumlanmisken,
    yeni yapilan binalarin hemen hepsinde kalitesiz veya eksik malzeme kullanilmisken,
    toplanma alani denilen yerlere binalar dikilmisken,
    1. derece afet yollari insaat ve yola park yuzunden dapdaracik olmusken,

    deprem oldugunda en iyi seyin olmek oldugunu farkina varmis olmasidir, zira hayatta kalirsa sonrasi bombok.
  • cehalet ...
    eskiden şu meşhur nataşa dönemlerinde, sık sık yakalanan nataşalar muayeneden geçirilir ve genelde mutlaka bazılarında zührevi hastalık,bazılarında da aids çıkardı. gizli kameralı gazeteciler de bunun üzerine program yapıp bir bayan muhabiri nataşa kılığında müşteriye pazarlayıp gizli kameraya alırdı.
    "bende aids var" diye açık açıl söylemelerine rağmen gülüp "olsun abla bana bişey olmaz" diye pazarlığa devam ederlerdi.

    aidsli olduğu bilinen kadından hastalık geçmeyeceğini,kendine bişey olmayacağını düşünen kafa, gelecek depremden mi korkar?
  • çaresizliktir. avcılar'da büyümüş ve hala buralı olan biri olarak şöyle anlatmaya çalışayım; 99 depreminde malum istanbul ilçelerinden en çok etkilenen yerdi avcılar. üstelik dolum tesisleri de ilçenin içerisinde. depremden önce yeşilköy ile hem nüfus hem fiyat standardı yarışmaya başlayan avcılar'da deprem sonrası evler üç otuz paraya satıldı. gidenlerin neredeyse tamamı memleketine gitti, kalanlar ise 1-2 sene kadar başka ilçelerde ikamet edip sonra geri döndüler ki buna biz de dahil.

    ancak geldiğimizde gördük ki; depremden sonra bir şekilde ayakta kalmış ama ağır hasarlı binalardaki evlere insanlar kiracı olarak girmişler. bakıyorsun gitsen gidecek yeri yok, satsa satacak malı yok.

    bu konu aslında istanbulun da tezahürü bir noktada. başka şehirlere gitseniz hele ki belli bir yaşı geçmiş insanlar için alışması, düzen kurması mümkün değil. iş bulması, istanbul'daki kadar gelir elde etmesi mümkün değil. 1500 tl kira yerine 300 tl kira verip o binalarda yaşadı insanlar. ve süreç ilerledikçe tekrardan gitmekten de vazgeçtiler.

    ancak bir noktada kadercilik de mevcut tabii. ben mesela 17. katta oturuyorum, ulan diyorum deprem olsa, bina yıkılmasa bile ben herhalde o 17 katı inene kadar kalpten giderim zaten ama bir yandan da yaşamaya devam ediyoruz. yarınımız hatta bu gecemiz bile belli değil çünkü. demek istediğim; korkuyoruz, korkuyoruz ancak yapacak başka birşey de yok gibi.
  • 1- alternatifsizlik.
    2- yaşamaktan sıkılma. aman ne olacaksa olsun düşüncesi.
    3- atın ölümü arpadan olsun ekolü.