şükela:  tümü | bugün soru sor
  • kimilerinin istanbul'la karşılaştırıp beğenmediği şehir. ki bunların yüzde 90'ı da muhtemelen dudullu tarzı yerlerde yaşıyor. evlerine 3 vasıtayla ulaşamayan, her gün oradan oraya afedersiniz götleri sikilen bu insanların boğazı, beyoğlu'nu, nişantaşı'nı sahiplenip de oraya buraya bok atması çok garip. ki şundan da eminim ben izmit'ten yola çıksam onlardan daha önce varırım bahsettikleri istanbul'a.

    not: ben de 8 senedir istanbul'dayım, en kaliteli, en eğlenceli yerlerinde yaşadım. ama kabul etmek lazım, istanbul büyük yalan. öğrenciler heyecanlanmasın, okullarını bitirip çalışmaya başladıklarında ve hatta evlendiklerinde bir daha düşünsünler konu üzerine.

    not 2: siktirin gidin ibneler izmit gibi memleket mi var lan dünyada.
  • ilk önce izmit ile kocaeli'ni karıştırmamak gerekiyor.

    kocaeli, "adambaşına düşen gelir ortalaması"nda türkiye'nin en zengin şehridir. yine küçücük yüzölçümü ile vergi sıralamasında türkiye'nin en çok vergi veren ikinci şehridir.

    izmit ise kocaeli'nin merkez ilçesidir. tarihi neredeyse istanbul ile yaşıttır. coğrafî konumu ve doğal güzelliği ile tütkiye'nin en güzel köşelerinden biridir. türkiye'nin iki körfezinden birinin kucağında kurulmuştur. denizin kıyıya kavuştuğu yerde yükselen samanlı dağları ile muazzam bir güzelliği varken, bu doğal durum kentin yerleşimini olumsuz etkilemiş, izmit daracık bir kıyı şeridine sıkışmıştır.

    ve fakat izmit, türkiye cumhuriyeti'nin en hoyrat, en beceriksiz ve en kötü şekilde kullandığı şehridir. güzelim izmit körfezi, seka kağıt fabrikası, petkim petro kimya fabrikası, tüpraş petrol rafinerisi, derince limanı, nuh çımento fabrikası, ford otosan araba fabrikası, gölcük tersaneleri, e-5 karayolu, izmit-istanbul otoyolu gibi yapılaşmalarla adeta yokedilmiştir.

    bu kadar çok sanayi kuruluşunun olduğu bir yerde doğal bir netice de göçtür. göç, kanser misali bir kenti yiyip bitirir. en azından güzel ülkemizde gözlendiği kadarıyla şimdiye kadar bu böyle olmuş. kocaeli ili ve merkez ilçesi izmit'te göçe teslim olmuş ve yenik düşmüş durumda. üstüne üstlük kocaeli üniversitesi ile birlikte bu göç perçinlenmiştir.

    kocaeli ve bilhassa izmit bugün çarpık kentleşmede örnek gösterilecek bir şehir hâline gelmiştir. toplu taşıma alanında türkiye'nin en ilkel düzeni ile yine örnek gösterilebilir. devlet, toplu taşıma'dan neredeyse tamamen çekilmiş ve bu en önemli hizmet "minibüsçüler"e teslim edilmiştir. bu iş bugün en ilkel toplu taşıma aracı olan yeşil ısuzu ve iveco midibüslerle yapılmakta. bunların birçoğu tüv'den onay alamayacak durumda. egzoslarından yeşili siyaha tamamlayan kara dumanlar atmakta. konfor kezâ hak getire. izmitliler, özellikle yaz ayarında sıkış tıkış bu leş gibi hurdalarla bir yerden bir yere taşınmakta. saatleri belli değil. belli ise gelebilir de, gelmeyebilir de. gelmezse şikayet edilecek mecra yok. minibüsçü taifesi başına buyruk çalışmaya alışmış, medeniyetten nasibini almamışlar. belediye efendi'nin lüküs otobüsleri ise lütfen bazı güzergahlarda bazen çalışmakta...

    şehir merkezi olan izmit'teki hava kirliliği ve gürültü oranı ile aynı şekilde numûne bir şehrimizdir. diğer yandan, her ne kadar türkiye cumhuriyeti'nin, onun sağlık bakanlığı veya diğer bakanlıklarının, müdürlüklerinin, büyükşehir ve belediyelerinin ve sâir bilimum kurumlarının bu yönde herhangi bir araştırması, incelemesi, istatikî bilgisi olmasa dahi, kocaeli ili hastanelerinin doluluk oranı, kansere yakalanma sıklığı ve diğer hastalık vakalarının çokluğu göz önüne alındığında büyük ihtimalle türkiye'nin en hastalıklı yerleşim yerlerinden biri, belki de birincisidir.

    "kültür ve sanat" bakımından da izmit ücrâ bir taşra kasabası kadar çoraktır. anadolu'nun en kıdemli yerleşim bölgelerinden biri olmasına rağmen, bugün adına "müze" diyebileceğiniz mekân sayısı inanın bir elin parmaklarını geçmez. var olanlar da içerik açısından hiçe yakın cılızlıktadır.

    galiba bütün izmit'te bir tane umûmî kütüphane var. hektarlarca arazide binlerce metrekarelik kapalı alana inşa edilmiş kocaeli üniversitesi'nin bile bir kütüphanesi var mı, gidip bakmak lâzım. varsa dahi içinde ne var ona bakmak lâzım.

    izmit şehir merkezinde zorlarsanız 2, belki 3 tane kitapçı var. biri cemâatin, hâliyle içi cemâat ve ders kitapları ile dolu. bir iki tane de sahafa benzer hurdacı var. işte hepi topu bu!

    eskiden izmit büyükşehir belediyesi'nin tiyatrosu vardı. istanbul'a olan yakınlıktan istifade ile istanbul'dan kalburüstü tiyatrocular gelir orada ders verir, oyunlar sahnelerler idi...

    spor alanında yine son 10 yılda izmit ve kocaeli yok oldu gitti. koskoca kocaelispor'u bile yiyip bitirdiler. seka kağıtspor uçtu. petkimspor öldü. dsi tedâvülden kalktı. bir zamanlar'ın efsane lassa bisiklet takımı şimdi ne yapıyor bilen yok. haldun alagaş hâlâ buralarda ama sportif açıdan izmit'in onunla bir alâkası yok. bir zamanlar bir yelken kulübü vardı, o da bugün çomarların elinde içkili bir lokale dönmüş durumda...

    bugün çağdaş ölçütlerde bir toplantı, spor, tiyatro, sinema salonu izmit'te yok. tayyip erdoğan izmit'e geldiğinde tebâsını nerede cem ediyor bilmiyorum.

    geçenlerde bir vesile ile kocaeli üniversitesi'ne uğradım; üstü forma, altını sorma bir hâlde...

    şehirde sürüyle "kocaeli" isimli gazete çıkmakta. her biri kendisini güden çobanın kavalını öttürüyor. habercilik, yerellik, estetik, mizanpaj, fotoğraf, metin gibi gazeteyi oluşturan öğelerin hiçbiri yok. bildiğiniz, saçma sapan birer yayın organı her biri...

    bütün bu olumsuzluk hatta vahim tablonun yanında, iddia ediyorum, kocaeli ve izmit aslında coğrâfî ve topoğrafik açıdan türkiye'nin en güzel köşelerinden biridir. deniz, dağ ve ova üçlüsünün birbiri ile bu kadar yakın ve uyumlu bulunduğu bir coğrafyayı başka yerde bulmazsınız. buna karşılık kocaeli'nin ve izmit'in deniz ile, dağ ile, ova ile ünsiyeti sıfırdır. balıkçılık yok. denizcilik yok, turizm yok. bölgenin her tarafı denizle çevrili, deniz ulaşımı yok. denize giremezsiniz. bütün kocaeli'de toplasanız 1 kilometrelik bir plajı biraraya getiremezsiniz.

    hereke ve ipek halı gibi muazzam bir miras artık yok. bayramoğlu, darıca, kirazlıyalı, tavşanlı, yarımca, tütünçiftlik, kuruçeşme, şirinyalı ya da başiskele, gölcük, değirmendere, halıdere, ulaşlı, ereğli, karamürsel, altınova gibi körfez kasabaları ve köyleri bugün tanınmayacak hâlde.

    diğer yandan kocaeli'nin bir de karadeniz sahili var! kefken, kerpe, bağırganlı, seyrek, kumcağız, cebeci... şehrin o yakası da muhteşem bir doğa ve tarih mirası, ama bugün oralarda da yeller esiyor...

    uzun lafın kıssâsı; türkiye cumhuriyeti, izmit ve çevresini, kocaeli'ni yemiş bitirmiş. şimdi muhtemel kî, bu lafımı öteye beriye çekip çekiştirmeye çalışanlar çıkacaktır. uğraşmayınız. güneş balçıkla sıvanmaz...
  • yok be olm sözünü çok sık duyabileceğiniz şehir. tam hali yok b'olm şeklindedir.

    sadece haftasonu dısarı çıkan insanlar için yaşamak için 1-1. istanbulda bir konsere mi gitmek istiyorsun, git ve dön. merak etme istanbuldaki de seninle aynı sürede o mekana ulaşıyor.
    yazın git sekaparkta denizin tadını çıkar gönlünce, git bi maşukiye gez. kışın haftasonu çık kartepeye azıcık dağ havası al, kayak yap.
    hafta içi çok mu sıkıldın git bi yerde güzelce kahveni iç, git yücebarda dophing de bir bira ısmarla kendine.

    trafik derdin yok, pahalılık derdin yok. şehirde karmaşa yok. istanbulda su var da yararlanamıyorum dediğin bişey yok.

    ayda bir gece gideceği taksim için 29 gün trafik kargaşa çekenler de begenmesin bırak. sen heryere yürüyerek gidebilirken onlar çırpınsın dursun sen keyfine bak.
  • şehir hakkında iyidir, kötüdür diye yazılabilecek her şey yazılmış neredeyse. ben de aşağıdaki pek bilinmeyen fotoğrafları paylaşayım istedim.

    sisli
    akşam üzeri
    akşam üzeri 2
    gece sisli
    izmit merkez
    gece

    ilk fotoğraf kartepe'den çekilmiştir. sol altta gözüken bacalı kısım tüpraş'tır.
    sol üstte adalar, en arkada ise avrupa yakası gözükmektedir. adı da "kartepe'den tüpraş ve adalar'a bakış"'tır.

    2. 3. ve 4. fotoğraflar aynı yerden çekilmiş fotoğraflardır.

    5. fotoğraf ilk 4 fotoğrafa göre kadrajın sağ tarafında kalan izmit merkezi göstermektedir.

    6. fotoğraf 5. fotoğrafın çekildiği yerden çekilmiş ve derince, başiskele ve körfezi de kadraja almıştır.

    fotoğraflar, muharrem burcan'a aittir.
  • izmiti kötüleyen istanbulluların istanbulun neresinde yaşadıklarını merak ettiğim güzel memleketim. birader sanırsın istanbul dünyanın en yaşanılır yeridir de izmit pek sıkıcıdır,vasattır gelişmemiştir öyledir böyledir. napıyo bu insanlar hepsi yeniköyde yada bebektemi yaşıyor? istediğin herşeyi yapma olanağını sana sunan mis gibi şehirdir izmit. üstelik çok da çalışkan bir şehirdir.şöyle londradan gelip "izmitte yaşanmaz" desen anlarımda pendikten,dudulludan,şirinevlerden, istanbulun en boktan yerlerinden gelip beğenmeyenleri anlamıyorum. ha bir de kendisini istanbula yamamakla da işi olmaz izmitlinin, o istanbullunun türkiyedeki her bir şehre attığı boktur. üstelik kendine istanbullu diyen kişi memleketin dörtbir yanından gelip güzelim şehri pazar yerine döndürmüştür.tebrikler.
  • yaklaşık 2 sene önce kariyer sebebiyle yaşamaya başladığım kocaeli ilçesi. gördüğüm artı ve eksi yönleri rehber niteliğinde paylaşayım

    önce artılar (+)

    - kadıköy'e efe tur ile çok trafik olmazsa yaklaşık 1 buçuk saatte gidebiliyoruz. bu açıdan büyük nimet. zira daha önce oturduğum bakırköy'den kadıköy'e metrobüs gibi bir insan konservesi ile bile 1 buçuk saat civarında gidebiliyorduk

    - trafik belli saatlerde var ancak durma noktasına gelmiyor. en yoğun saatlerde bile yoğun-akıcı kıvamında oluyor. onun haricinde d100'den rahatça yardırabiliyoruz

    - yeşil alanlara çok rahatlıkla ulaşabiliyoruz. sapanca yaklaşık 30 km, maşukiye ise 7-8 km uzaklığında. haftasonları buralar epey kalabalık oluyor ama daha tenha yerleri de mevcut

    - alışveriş yapılacak, yemek yenilecek, gezilecek yerler birbirine çok yakın. ihtiyacınız olan hemen herşey belli bir alan içerisinde bulunabiliyor (yürüyüş yolu). zaten o alanda istediğiniz şey yoksa şehirde de yoktur

    - izmit ilçesi deniz kenarına kurulduğu için deniz görmeden yaşayamayan bireyler için birebir. deniz kenarında bolca cafe, restaurant, yürüyüş alanı da var. tabii ki bir kordon değil ama işinizi görecektir

    - tiyatro ve sinema açısından gayet iyidir. salonlar gayet yeterli. zaten etkinlikler de genelde kalabalık ve canlı oluyor zira şehirde yapacak bir şey yok

    peki eksiler (-)

    - havası rezalet, çok kötü. arabası olan insanlar genellikle tepelerde yaşıyorlar. oralarda hava biraz daha iyi ama oralar da biraz merkeze uzak kalıyor

    - belli bazı mahalleler hariç (yahyakaptan gibi) insan kalitesi, hoşgörü yerlerde. bazı bölgeleri teksas gibi. yolda kendi halinizde giderken kendinizi kavganın içinde bulmanız hatta pıçağı böğrünüzde hissetmeniz çok normal

    - gece hayatını seven biriyseniz (benim gibi) maalesef aradığınızı bulamayacaksınız. izmit'te "barlar sokağı" varmış dediklerinde çok heyecanlanmıştım ama barlar sokağı olarak söylenen yerin balık kokulu birkaç birahane ve 2-3 tane vasat bar olduğundan ibaret olduğunu öğrendiğimde hayal kırıklığına uğramıştım

    - thanks to akp, içki içip yemek yiyebileceğiniz mekan sayısı bir elin parmağını geçmez. onlar da yavaş yavaş baskılardan kapatıyorlar. bu arada kocaeli'nin bütün belediyelerinin (il ve bütün ilçeler) akp'nin elinde olduğunu biliyor muydunuz ? sanırsam türkiye'de tek

    - üniversiteye başlayacaklar için ise üniversite merkezden epey uzak ve yukarıda. merkezde hava güneşliyken, umuttepe kampüsüne kar yağabiliyor. güzel sanatlar fakültesini düşünenler için güzel haber vereyim, kampüsünüz izmitin merkezinde

    - kira fiyatları çok pahalı. yani şöyle söyleyeyim istanbul'da 400 bin'lik evin kirası 900-1000 lira iken burada 150 binlik evlerin kiraları 700-800 tl. buradan ev almak ve kiraya vermek çok mantıklı

    - burası ucuz zannediyorsanız yanılıyorsunuz. aksine burası istanbul'dan bile pahalı bir şehir. kişi başına düşen gelir türkiye'nin en tepesinde olduğu için yiyecek içecek fiyatlarında kazığı hissedebiliyorsunuz

    iş bu entry tarafımın görüşlerine göre hazırlanmış olup, yeni görüşler eklendiğinde kendini güncelleyecektir
  • üniversiteyi kazandığım 2007 ağustosundan beri, üniversite bitimi ve sonrasında memuriyet derken tam 7 yıl 4 ay sınırları içerisinde yaşadığım ilçe.

    bağlandığın zanan kurtulamıyorsun, çok acayip bir yer. garip bir çekiciliği var.

    yürüyüş yolunda yürümek, kuş pisleyince bakkaldan ıslak mendil aramak, yenicuma'da oturup çekirdek eşliğinde çay içmek...

    ilçelerin doğal güzelliklerine girmiyorum zaten.

    barlar sokağındaki ufak barların o samimiyeti, alkollü mekanlardaki barzo team eksikliği. kaliteli şık insanların takıldığı mekanlar, güzel cafeler.

    istediğin bir çok şeyi bulabileceğin kadar büyük bir yer olması, anadolu'dan fark olarak. ama bir istanbul kadar büyük olmayıp karman çorman olmaması. gerektiğinde hemen istanbula gitmen.

    bok kokan denizi.

    sabahları çorba çeşmesinde belediyenin bardakla dağıttığı bedava çorba.

    efsane simidi, ayranla yemelik. pişkin simit fırınından olacak tabi, farz.

    treni, hat 200'ü.

    katık döner'i.

    özleyeceğim seni izmit. 18-26 arası yaşlarım seninle geçti ve senden 8 aydır ayrıyım. artık gurbette hissediyorum kendimi memleketimde.

    yıllardır senin içinde gurbet yaşadığımı sanıyordum oysa ki.
  • 25 yıl önce çok şahane ortamları olan, doğduğum, büyüdüğüm ilçe.
    şimdi ise ülkeye genel olarak hakim olan o boğucu hava burada da hakim.
    şehir küçük olduğu için, insanların toplandığı alanlar kısıtlı olduğu için, yayılmakta olan yobazlaşma sürecini çok kolay gözlemleyebiliyorsunuz.
    delikanlı adı altında cahil bir kuşak yetişmiş. sokaklarda cirit atıyorlar.
    küçük türkiye.
  • o değil de bağcılar, esenler, tozkoparan,gültepe, feriköy, tarlabaşı vb. ilçeler izmir'e, ankara'ya mı bağlandı da bizim haberimiz yok? yoksa izmit'i beğenmeyenlerin hepsi bebek'te, suadiye'de, istinye'de mi oturuyor?

    (bkz: ekşi sözlük hiçbir siki beğenmeme timi)
  • üniversite yıllarımı geçirdiğim, kimine göre yaşanmaz, bana göre güzel şehir. ikinci memleketim. memleketimden daha çok seviyorum. maşukiye, yuvacık, kartepe, sekapark, marina, yürüyüş yolu, fethiye caddesi... bu böyle gider. şüphesiz ki bu şehri sevip bu satırları okuyanların duyguları depreşecektir.