şükela:  tümü | bugün
  • düşük seste this will destroy you, belli bir miktarın üzeri sade kahve ve yeterince sigara ile birlikte alındığı zaman öyle bir karanlığa sokar ki sizi; her yeni sayfada bu karanlığa daha çok gömülmekten deli gibi zevk alırsınız.
  • orhan pamuk'u sevmesem de, fikirlerine katılmasam da yazdığı romanların en iyisidir. kendini zaman zaman tekrarlasa da bir solukta okunasıdır.
  • bir kere okumakla asla yetinilmemesi gereken bir şaheserdir. baş ucu kitabı denilen bi kavram varsa, işte o başı bu kitap çeker.
  • (bkz: #28027605)
  • "okudugun kitaptaki becerikli ve kederli kahraman bendim; mermer taslar, iri sutunlar ve karanlik kayalar arasindan rehberimle birlite yeraltindaki kipir kipir hayatin mahkumlarina kosan ve yildizlarla kapli yedi kat gogun merdivenlerinden cikan yolcu bendim; ucurumu asan koprunun oteki ucundaki sevgilisine , "ben, senim!" diye seslenen ve yazari onu kayirdigi icin sigara kulundeki zehir izlerini cozen kulyutmaz dedektif bendim... sen sabirsiz, sessizce sayfayi cevirirdin. ask icin cinayetler isledim, atimla firat nehri'ni gectim, piramitlere gomuldum, kardinalleri oldurdum: "canim, ne anlatiyor o kitap oyle?" sen evli barkli ev kadini, ben aksam o eve donmus kocaydim: "hic." en son otobus, en bos otobus butun bosluguyla evin onunden gecerken koltuklarimiz karsilikli titrerdi. sen elinde kapagi kartondan kitap, ben elimde okuyamadigim gazete, sorardim: "kahramani ben olsam beni sever miydin?" "sacmalama!" gecenin acimasiz sessizligi diye yazardi okudugun kitaplar, sessizligin acimasizligi nedir bilirdim."

    ikinci kisim, onuncu bolum, kahramani benmisim'den..

    tamami icin (bkz: #20339213)
  • yatağın başından ucuna kadar uzanan mavi damalı yorganın engebeleri, gölgeli vadileri ve mavi yumuşak tepeleriyle örtülü tatlı ve ılık karanlıkta rüya yüzükoyun uzanmış uyuyordu. dışarıdan kış sabahının ilk sesleri geliyordu: tek tük geçen arabalar ve eski otobüsler, poğaçacıyla işbirliği eden salepçinin kaldırıma konup kalkan güğümleri ve dolmuş durağının değnekçisinin düdüğü. odada, lacivert perdelerin soldurduğu kurşuni bir kış ışığı vardı. uyku mahmurluğuyla galip, karısının mavi yorgandan dışarı uzanan başına baktı: rüya'nın çenesi yastığın kuştüyüne gömülmüştü. alnının eğiminde, o sırada aklının içinde olup biten harika şeyleri insana korkuyla merak ettiren gerçek dışı bir yan vardı. "hafıza," diye yazmıştı bir köşe yazısında celâl, "bir bahçedir." "rüya'nın bahçeleri, rüya'nın bahçeleri..." diye düşünmüştü o zamanlar galip, "düşünme, düşünme, kıskanırsın!" ama galip karısının alnına bakarak düşündü. uykunun huzuruna gömülmüş rüya'nın kapıları kapalı bahçesinin söğütleri, akasyaları, aşmalı gülleri ve güneşi altında gezinmek isterdi şimdi. orada karşılaşacağı suratlardan utançla korkarak: sen de mi buradaydın, merhaba! bilip beklediği tatsız anılar kadar, beklemediği erkek gölgelerini de merak ve acıyla görerek: afedersiniz kardeşim, siz karımla nerede rastlaşmış ya da tanışmıştınız?..................
  • ...

    orhan pamuk nobel edebiyat ödülünü aldı, çünkü ben onun yüzünden idare hukuku finaline giremedim. boz koridorları, şahsiyetsiz sınıfları, tuğla gibi kitapları, takım elbiseli gestapo hocalarıyla, tecrübe etmesi azaptan farksız bir okulun, sınıf atlamam açısından hayati önemdeki sınavını, "kara kitap" yüzünden kaçırdım. sıfır mübalağadır... unutmam hiç: küçük bir odada, küçük bir masa... masanın üzerinde idare hukuku kitabı, kitabın yanında fotokopi notlar, onların yanında da "kara kitap"... elim asıl kara kitaba değil, diğer "kara kitap'a gitti. kitabı açtım ve sabah kuşlar cıvıldayıp perdelerden gün sızarken, ben de huşu içinde sızdım. şimdi dönüp baktığımda hayata dair bir nevi tercihte bulunduğumu görüyorum. zira o günden sonra, hukuk fakültesi'ne bir daha doğru düzgün uğramadım. şunu da söylemek mümkün: şimdi lise mezunu bir romancıysam, bir sebebi de orhan pamuk belki... ve işte o yüzden ben, orhan pamuk'un nobel edebiyat ödülü'nü neden aldığını iyi biliyorum.

    ...

    murat uyurkulak
  • kitapta adli, bahti, cemali adlı yazarların yazarlıkla ilgili tavsiyeleri:

    c: okuyucunun zekasına göre değl, kendi zekana göre yaz
    a: pusula hikayedir
    c: tarihimizin ve mezarlıklarımızın esrarına girmeden ne bizden söz etmek mümkündür ne de doğudan
    a,b,c: kendine atasözü deyim fıkra latife mısra özdeyiş güldesteleri edin.
    c: konunu seçtikten sonra yazını taçlandıracak uygun özdeyiş aramazsın, özdeyişi seçtikten sonra bu tacın altına gidecek uygun konuyu bulursun.
    a: ilk cümleni bulmadan yazı masasına oturma.
    a: üç büyük tema, tabii ki ölüm, aşk, ve müziktir.
    a:epigraf kullanmayın, yazının içindeki esrarı öldürür
    a: okur bütünüyle iyi ve bütünüyle kötü birinden sıkılır
    b: anahtar kelime yüzümüzde yazar. bak ve dinle.
    c: sırrın aşktır. aşktır anahtar kelime.

    ps: alın teri.
  • hiç ummadığım şekilde bir foucault sarkacı tadı vermiş kitap**.

    --- spoiler ---

    ressamın tatlı bir şakayla, kör bir dilencinin eline tutuşturduğu bir kara kitap, aynada ikiye ayrılmış, iki anlamlı, iki hikayeli bir kitaba dönüşüyor, birinci duvara dönüldüğünde kitabın baştan sona tek bir kitap olduğu, esrarının da içinde kaybolduğu anlaşılıyordu.

    --- spoiler ---