şükela:  tümü | bugün
  • günden güne daha fazla içine düştüğüm durum. bu noktaya nasıl geldiğimi sorguluyorum zaman zaman ve başıma ağrılar giriyor. geçmişe döndüğümde çocukluk hayallerimi hatırlıyorum, yapmak istediklerimi, ülkeme ve insanlarına nasıl yardım edebileceğimi hayal ettiğim zamanları. kafamda ki türk halkı profilini (yardım sever, zeki, ahlaklı, gururlu, vatan sever, çalışkan, fedekar) nasıl oluşturduğumu anlamaya çalışıyorum. o kadar severdi ki bu vatanı, bu halkı, bu insanları, sokakları, kaldırım taşlarını. aklım fikrim iyi bir insan olup, herkese yardım edebilmekti.

    yıllar içinde büyümeye başladım ve ailem ve sokağımda oturanlar dışında insanlarla tanışmaya başladım. ilkokul dan itibaren tanıdığım her insan içimde ki türk olmak isteğini ve aidiyet duygusunu zedelemeye başladı. her insan da biraz daha kaybettim iyi düşüncelerimi. ülkemle ve insanımla ilgili iyi izlenimlerimi kalem kalem yok ettiler. bir günde olmadı içimde ki bu boşluk yavaş yavaş çaldınız benden.

    mesela ilk inancımı kaybetmeye başladığım zamanları asla unutamıyorum. ilkokul zamanları cuma okul dağılmış eve giderken cami çıkışı mahallemizi tonton amcalarının, iyi kalpli esnafının namaz sonrası yoldan geçen liseli ablalarımızın, iş yerine gidince ''hoş geldin kızım'' dedikleri torunu yaşında ki kızların kıçlarına bakarak, birbirlerine anlatıkları sapık fantezileri ile başladı. cami imamının sapık ve cani fikirlerini ufak çocuklara anlatmasıyla, din hocamızın başı açık olan annelerimizin cehenneme gidecekleri ile ilgili sözleriyle, namaz niyaz sahibi dediğimiz mahalle dedelerinin gençlere ettiği küfürlerle devam etti. sayısız örnek var daha beni dini sorgulamaya iten, sorguladıkça faklı olması gerektiğini düşündürttünüz. siyaseti anlamaya başlayınca ve siyasileri görünce tamamen kestim ilişkimi. pişman değilim, hatta belki de bu ülkenin bana kattığı atatürk sevgisi dışında ki en güzel şey dini dogmalardan kurtulmak oldu. inançsız olmak beni rahatlatsa da müslümanları tanıdıkça daha da nefret ettim bazı insanlardan. nefret gibi bana yakışmayacak bu duyguyu bana öğrettiğiniz için çok kızgınım size.

    mesela ilk türk ahlakından soğuduğum zamanları da hatırlıyorum. ahlakı kendileri için yorumlayan büyüklerimizden, kendi ailesi dışında herkesi ahlaksız sananlardan, kılık kıyafete göre karşısında kileri *rospu görenlerden, milletin karısı kızına her türlü pisliği yapabilen kişilerin bunu saklamak için ahlak naraları atmalarından, hırsızlık, dedikodu, iftira gibi pislikleri her fırsatta kullananlardan daha ağırları da var elbet. bütün bunları yapan insanlar o kadar fazlaydı ki, bir daha sevemedim onları. türk ahlakını iki yüzlü ve alçak bir ahlak olarak görmeye başladım. 30 yaşına yaklaşan bir birey olarak son 15 yılı yazmama zaten gerek yok. ahlaksızlığın ödüllendirildiği bir ortam yarattınız.

    yazacak o kadar çok şey var ki daha yazsam yıllar alır. netice itibari ile ben artık sevmiyorum, beğenmiyorum, onaylamıyorum çoğunu hatta çoğu zaman aralarına karştığımda midem bulanıyor, tiksiniyorum. şark kurnazlıklarını, ufak hesaplarını, dini kullanarak ve arkasına sığınarak yaptıklarını, onursuzluklarını, gurursuzluklarını, cehaletlerini görmeye, duymaya tahammülüm kalmadı. sonra bir bakıyorum oysa hepsi birbirleri ile olmaktan çok mutlu, herşeyi bildikleri halde bunları onaylayıp kabul etmiş durumdalar. yapılan yanlışları benimsiyorlar ve kendilerine örnek alıyorlar, cehaleti yüceltip tüm erdemleri yok sayıyorlar. alan memnun veren memnun durumu hakim.

    anlaşılan o ki sorun bende, benim gibiler de. biz hatalıyız ve artık burada biz yabancıyız. kendi adıma konuşmam gerekirse ben artık kendi halkıma yabancıyım ve içimde bu halka karşı iyi şeyler yapma isteği yok denecek kadar azaldı. onlara benzemediğim, benzeyemediğim için yabancılaştım, derlerse ya sev ya terket, beğenmiyorsan s*ktir git, keşke o kadar basit olsa. sonunda çoğunluğun istediği olacak biliyorum ya gidecez yada yok olacaz yavaş yavaş.

    dünya ya bi kere geliyoruz, başka ülkeler gördük, başka kültürler tanıdık ve lanet olsu ki bu hayatın dışında başka hayatın var olduğunu artık biliyoruz. bilmesek belki daha fazla hayale kapılıp her şey güzel olacak deriz ama şu kalan ömrümde artık benim inancım kalmadı. kendimi de suçlamıyorum ben atatürk gibi değilim, ne olursa olsun halkını sevip, kucaklayıp, kurtarıp sonra hayatını onlara harcayacak. gerçi ondan da nefret ediyorsunuz gün be gün. iki ucu boklu değnek oldu hayat artık. bu halka olan tek tememnim, umarım bir gün silkelenip kendimize geliriz.
  • dolu bir testiydim ben,
    başaşağı ettiniz beni;
    eh, boşalıverdim derken...
    iyi mi ettiniz yani?

    sevgiler vardı içimde
    ezgiler vardı, iyilikler...
    boşaltıverdiniz, hem de
    düşürüp kırmaktan beter.

    hoş, yine bir testiyim ben,
    yine varım ama bomboş.

    (bkz: testi)

    (bkz: ahmet muhip dıranas)
  • nedense bu konu bizim 80.lerin sonu kuşağında daha fazla. bu kuşak şu anki dönemden daha fazla şikayetçi olmakta. enteresan ama böyle olmasının nedeni rahat yaşamış son jenerasyon ve şu an çocukları 2-8 yaş arasında olan jenerasyon olmasından da kaynaklanır. zira şuanki çocukların dışarıda rahat rahat koşturamaması, güvensizlik, cinayet ve tecavüzlerin inanılmaz artması vs. bunun nedenleri.

    büyüdükçe ne pis bir milletmişiz diye düşünür oldum. saygısız, kibirli, artist, bencil, düşüncesiz, kaba.... bu sözlerimden dolayı beni suçlayanlar olacaktır illaki ama yapacağım bir şey yok, belki hep bu tiplerle muhattab olduğum içindir.

    keşke başka milletleri atatürk.ün dediği "medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar" sözündeki gibi bilseydim hep. lanet olsun gidip gören gözlerime. insan gibi yaşamanın ne demek olduğunu biliyor adamlar. bir düzen var hayatlarında. türk milleti yardımsevermiş, misavirpervermiş. madem öyle hemşehri hemşehriyi gurbette öpermiş lafı niye bize ait?

    bizden adam da insan da olmaz hocam. iyisi kötüsü hepimiz sığır gibi yaşayıp öyle göçeriz bu dünyadan. allah inancımıza zeval vermesin.
  • (bkz: rte)
  • bugün bu ülkede yaşayan aslında azımsanmayacak kadar çok kişinin düşüncesini ifade etmiş yazar. bu ülkenin en tahammül edilemeyecek yanı samimiyetsizlikler ve ironiler.

    -misafirperver bir millet isek turistleri kim dolandırıyor kim taciz ediyor?
    -zina haramsa hatta eşcinsellik günahsa bu kadar travestiyi kim mikiyor?
    -bu kadar ahlak bağlılığı varsa çocukları kim istismar ediyor ve buna kimler ses çıkarmıyor? yeri göğü inletmek gerekmez miydi?
    -fakirlik cennette daha iyi bir mevki getiriyorsa neden büyük din adamları çok zengin? bize fakirliği övüp, hurmayla günü geçirmeyi övüp kendileri niye saray gibi evlerde yaşıyorlar?
    -türkiye dünya liderliğine oynuyorsa euro neden tl'nin 4 katı? tarım ülkesi olarak samanı, tohumu hatta eti neden ithal ediyoruz?
    -adalet sistemi niye bok gibi?
    -güzel olan kaç şey sayılabilir? sadece yol ve köprülerle mi çok geliştik oluyor?
    -hırsızlık haramsa, dindar adam haram yemezse o zaman ağzından allahı eksik etmiyor, dindar adam maşallah dediğiniz yönetici için olsun, çalsın herkes çalıyor demek puştluk değil mi? o adamı hala samimi bulmak öküzlük değil mi?
    -bu kadar ahlaklı bir ülkeysek kadınlar niye gece dışarı çıkmaya korkuyor? niye özgürce gezemiyor?

    doğru söylüyor yazar saymakla bitmez.
  • eski türkiye'ye ait olanların hissettiği.
  • kendi dünyasını kuran her insanın varacağı yerdir. hemen her kültürde soylular ve ayaktakımı var. osmanlı da avam/ havas diye çekmiş çizgiyi. yalnız şu anki aristokrasi- elit kavramları zihinseldir. bir insanın zihinsel etkinlikleri onu böyle bir fildişi kuleye çıkarabilir. tabi çaktırmamak da gerekir. bir de yabanci bile olunsa sevmek gerekir, kusurlu bir yavruyu seven anne gibi.