şükela:  tümü | bugün
  • kral birdenbire kraliçesini kaybeder. herkes kralı teselli etmek için aceleyle saraya koşar. fakat bu ancak kralın üzüntüsünü arttırmaya yarar. cenazenin belirli bir zamanda ve yerde yapılacağına dair subaylarına orada olmaları emri verilir. herkes orada olacaktır. cenaze töreninde kral acısını serbest bıraktı ve diğer tüm aslanlar tonla kükrediler. saray, herkesin her şeye karşı iktidardaki kişinin uygun olduğunu düşündüğü şekilde üzüntülü, neşeli veya kayıtsız kaldığı ya da olamıyorsa bile en azından öyle göründüğü bir yerdir; herkes efendisini taklit etmeye çalışır. gerçekten bir zihnin binlerde bedeni harekete geçirdiği söylenir, bu da insanoğlunun yalnızca bir makine olduğunu açıkça göstermektedir. ama şimdi konumuza geri dönelim. bir tek erkek geyik hiç gözyaşı dökmemektedir. nasıl olur, gerçekten mi? kraliçenin ölümü onun intikamını almıştır; kraliçe daha önce onun karısını ve çocuklarını boğmuştur. bir saray mensubu yaslı krala bu bilgiyi vermenin gerekli olduğunu düşünür, hatta geyiğin güldüğünü gördüğünü bile söyler. kralın öfkesi korkunç olur. "adi orman işçisi!" diye bağırır. "herkes gözyaşına boğulmuşken gülmeye nasıl cesaret edebilirsin? soylu pençelerimizi senin küstah kanınla kirletmeyeceğiz! sen cesur kurt, şu haini öldürerek kraliçemizin intikamını al."

    bunun üzerine geyik cevap verir. "efendimiz, ağlama zamanı geçti; artık ağlamak gereksiz. saygıdeğer eşiniz gül yatağının üzerinde dinlenirken göründü bana; onu hemen tanıdım. 'dostum,' dedi bana. 'bu cenaze gösterişine son verin, bu gereksiz gözyaşlarını bitirin. cennet bahçeleri'nde binlerce binlerce zevk tattım, benim gibi aziz olanlarla sohbet ettim. kralın üzüntüsü daha bir süre devam edebilir, bu beni onurlandırıyor." konuşmasını bitirir bitirmez herkes bir ağızdan, "mucize, mucize!" diye bağırdı. geyik cezalandırılmak yerine güzel bir hediye aldı. kralları hayallerle eğlendirin, iltifat edin ve ona birkaç fantastik yalan söyleyin; size olan kızgınlığı ne olursa olsun yemi yutacak ve sizi en iyi arkadaşı yapacaktır."

    jean de la fontaine
  • m.s 625'de doğan wu chao bir dükün kızıydı. imparator tsung'un haremine aitti.

    imparatorluk haremi, imparatorun gözdesi olmak için yarışan cariyelerle dolu tehlikeli bir yerdi. wu'nun güzelliği ve güçlü karakteri gözde olmasını çabuk sağladı. imparatorun gözünün doymayacağını bildiğinden ve yerinden olmak istemediğinden gözlerini onun üzerinden ayırmıyordu.

    wu imparatorun çapkın oğlunu ayartmayı başardı. kral öldüğünde bütün eşleri ve cariyeleri ile beraber gelenek gereği kafası traş edilerek manastıra yerleştirildi. yedi yıl boyunca wu oradan çıkmak için plan yaptı. kralı ikna ederek ve imparotiçe ile arkadaş olarak, sıradışı bir şekilde saraya geri dönmek için buyruk çıkarttırdı. hareme girdikten sonra imparator ile yatmaya devam etti. imparatoriçe kendine yaptığı yaltaklanmalara aldanmasada umutsuz durum içinde bunlara göz yumdu.

    654 yılında wu chao bir çocuk doğurdu. bir gün imparatoriçe ziyaretine gelip ayrıldıktan hemen sonra wu çocuğu boğdu. şüpheler kıskançlığı ile bilinen imparatoriçenin üzerinde yoğunlaştı. olaydan bir süre sonra imparatoriçe cinayetten suçlu bulunarak idam edildi. wu onun yerine imparatoriçe oldu. hovarda olan imparator neredeyse tüm yönetimi eşine bıraktı.

    kendini yine güvende hissetmeyen wu, kendi yeğenini zehirleyerek öldürdü. 675 yılında varis olan kendi oğlunuda zehirleyerek öldürdü. sonra gayrimeşru oğlunu sürgün ettirdi. imparator vefat ettikten sonra wu sıradaki oğlunun yetersiz olduğu için en küçük oğlunun imparator olması konusunda ısrar etti. bu şekilde wu ülkeyi yönetmeye devam etti.

    sonraki yıllarda darbe yapmaya çalışan sayısız komplocuyu yakalatıp idam ettirdi. adı çin'in kutsal "imparatoriçe"si oldu.
  • köylünün bahçesinde hiç meyvası olmayan, ama serçeler ve çekirgeler için iyi bir tünek olan bir elma ağacı vardı. köylü ağacı kesmeye karar verip baltayı eline aldı, köklerine cesurca bir darbe indirdi. serçe ve çekirgeler kendilerine barınak olan bu ağacı kesmemesi için yalvardılar, karşılığında da ona şarkı söyleyecek ve işlerini hafifleteceklerdi. adam bu isteklerine aldırmadı, ağaca ikinci ve üçüncü darbeyi indirdi. ağacın kovuğuna ulaşınca arılarla dolu bir kovan buldu. balın tadını alınca baltasını yere attı, ağaca kutsal bir şeymiş gibi bakıp ona büyük özen gösterdi. çıkar tek başına insanı harekete geçirir.

    ezop masalları
  • alman başbakanı bismarck, rudolf virchow'un sürekli eleştirilerine öfkelenmişti, yardımcıları bilim adamını düelloya davet ettiler. "meydan okunan taraf olduğuma göre silah seçme hakkı benim" dedi virchow. iki büyük sosis seçti. "bunlardan biri ölümcül bakterilerle dolu; diğeri tamamen sağlam. ekselansları hangisini yiyeceğine karar versin, ben diğerini yiyeceğim." bismarck düelloyu iptal etti.

    cliffton fadiman
  • "bir zamanlar bir banyan ağacına yuva yapan bir karga ve karısı vardı. büyük bir yılan ağacın kovuğuna girerek yumurtadan çıkan yavruları yedi. karga taşınmak istemedi, çünkü ağacı çok seviyordu. bu yüzden tavsiyesini almak için bir arkadaşı çakala gitti. bir hareket planı tasarlandı. karga ve karısı planı uygulamak için uçup gittiler. karısı göle yaklaşırken kralın sarayındaki kadınların yıkandığını ve incilerini, kolyelerini, mücevherlerini, elbiselerini, altın zincilerini kıyıda bırakmış olduklarını gördü. karga altın zinciri gagasıyla kapıp banyan ağacına doğru uçarken harem ağası peşindeydi. ağaca varınca zinciri ağaçtaki deliğe bıraktı. kralın adamları zinciri almak için ağaca tırmanırken kobrayı gördüler. ellerindeki sopalarla yılanı öldürüp zinciri aldılar ve göle geri döndüler. karga ve karısı o günden sonra mutlu bir şekilde yaşadılar"

    4. yüzyıl panchatantra
  • "bir keresinde, evimin yakınlarındaki bir lokantanın kadınlar tuvaletine girdiğimde, tuvaletin olduğu bölümden bir kadın çıktı.

    bir birimize gülümsedik ve ben kapıyı kapatırken, o şarkı söyleyerek ellerini yıkamaya başladı. "ne güzel sesi var!" diye düşündüm. sonra, o çıkıp gidince tuvaletin oturma yerinin ıslanmış olduğunu farkettim. "nasıl bu kadar kaba olunabilir?" diye düşündüm. "ve tuvaletin her yerine işemeyi nasıl becerdi acaba? üstüne mi tünemişti?" sonra aklıma onun bir erkek olabileceği geldi - travestiydi ve kadınlar tuvaletinde kalın sesiyle şarkı söylüyordu.

    adamın arkasından koşup etrafı nasıl batırdığını söylemeyi düşündüm. tuvaletin oturma yerini temizlerken ona edeceğim tüm lafları aklımdan geçiriyordum. sonra sifona bastım. su tuvaletten taşıp oturma yerini tamamen ıslattı. ve ben orada durup kahkahalarla güldüm.

    bu durumda olayların doğal akışı neyse ki hikayemdeki yanlışı erken bir aşamada ortaya çıkardı. genelde böyle olmaz; soruşturmayı keşfetmeden önce bu düşünce tarzını durdurmanın bir yolunu bilmiyordum. küçük hikayeler daha büyüklerine yol açıyordu; büyük hikayeler de yaşam ve onun ne kadar berbat olduğu, dünyanın ne kadar tehlikeli bir yer olduğu konusundaki teorileri doğuruyordu. sonunda yatak odamdan çıkamayacak kadar korku ve depresyona kapılıyordum."

    katie
  • dük ai'ye hizmet eden jao belirsiz konumuna kızarak efendisine "kış ördeği gibi çok uzaklara gideceğim," der. "bununla ne demek istiyorsun?" diye sorar dük. "horozu görüyor musunuz?" diye cevap verir jao. "ibiği, inceliğin sembolüdür; güçlü pençeleri gücün işaretidir; her türlü düşmanla savaşma cüretini ve cesaretini gösterir; ve son olarak, gece boyunca zaman konusundaki dakikliği bize dürüstlüğünü gösterir. bununla birlikte bu beş erdeme rağmen horoz masanızdaki tabağı doldurmak için her gün öldürülüyor. neden? nedeni kolayca bulunur olması. öte yandan kış ördeği bir uçuşta üç yüz mil aşar. bahçenizde dinlenirken balıklarınızla, kaplumbağalarınızla beslenir ve darılarınızı gagalar. horozun beş erdeminin hiçbirinin onda olmamasına rağmen bu kuşu ender bulunduğu için ödüllendiriyorsunuz. bu nedenle kış ördeği gibi uzaklara uçacağım.

    yu hsiu sen
  • mehmet akif ersoy şiiri;

    geçmişten adam hisse kaparmış... ne masal şey!
    beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
    "tarih"i "tekerrür" diye tarif ediyorlar;
    hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?
    (bkz: safahat)
  • asurlular asya'yı uzun yüzyıllar boyunca demir yumrukla yönetmişlerdi. ancak m.ö 8. yüzyılda medea halkı başkaldırdı ve sonunda özgürlüğüne kavuştu. artık medealıların yeni bir hükümet kurmaları gerekiyordu. her tür despotluktan kaçınmaya kararlı bir şekilde herhangi bir şekilde herhangi birine en üstün gücü vermeyi ya da krallık kurmayı reddettiler. ama bir lider olmaksızın ülke kısa süre içinde bir kargaşanın içine düştü ve bir biriyle savaşan köylerden oluşan küçük krallıklara bölündü.

    böyle bir köyde deioces adında bir adam yaşıyordu, adil alışveriş ve anlaşmazlıkları çözme yeteneğiyle ünlenmişti.

    bunu o kadar iyi başarıyordu ki, kısa süre içinde bölgedeki her türlü çatışam ona getirilir olmuş ve gücü gitgide artmıştı. tüm bölgede yasaların saygınlığı kalmamış, yargıçlar yolsuzluk yapıyordu. artık kimse davalarını mahkemelere götürmüyor, bunun yerine şiddete başvuruyorlardı. deioces'in bilgeliği, rüşvet almayışı ve tarasızlığı ile ilgili sözler ortalığa yayılınca bütün medea köyleri her türlü davalarını halletmek için ona başvuruyorlardı. kısa sürede ülkede adalet konusunda söz sahibi olan tek kişi konumuna geldi.

    deioces gücünün doruklarındayken birdenbire sıkıldığına karar verdi. artık yargıç sandalyesinde oturmayacak, davaları dinlemeyecek, kardeşler ve köyler arasında anlaşmazlıkları gidermeyecekti. başka insanların sorunlarıyla çok fazla uğraşarak kendi işlerini ihmal ettiğinden yakınarak emekli oldu. ülke bir kez daha kargaşaya girdi. deioces gibi güçlü bir yargıcın ansızın geri çekilmesiyle yasaya saygısızlık hiç olmadığı kadar büyüdü. bütün köylerden gelen insanlar bu açmazdan nasıl çıkacaklarına karar vermek için bir toplantı düzenlediler. "bu şartlar altında bu ülkede yaşamaya devam edemeyiz," dedi bir kabile lideri. "yönetici olarak birimizi atayalım, böylece düzenli bir hükümetin yönetimi altında yaşayalım, yoksa bu kargaşada hepimiz evlerimizi kaybederiz."

    ve böylece asurluların zorbalığı altında çok çekmiş olmalarına rağmen medealılar yine monarşi kurup bir kral seçmeye karar verdiler. yönetici olarak kuşkuşuz en çok istedikleri insan deioces'ti. artık köylerin kavgası ve ve çekişmesiyle daha fazla ilgilenmek istemediği için ikna edilmesi zordu, ama medealılar yalvarıp yakardılar. onsuz ülke kanunsuz bir devlet haline gelmişti. deioces sonunda kabul etti.

    ama bazı şartları vardı. onun için muhteşem bir saray inşa edilecekti. korumaları olacaktı ve başken onun ülkeyi idare edebileceği bir yerde kurulacaktı. bütün bunlar yapıldı ve deioces ondan sonra iktidarının şartlarını koydu. başkentin ortasında saray duvarlarla çevrilmişti ve sıradan insanlar giremiyordu. deioces'in yanına girmek yasaktı. kralla iletişime geçmek ancak haberciler vasıtasıyla mümkündü. kraliyet sarayındaki hiç kimse onu haftada birden fazla göremeyecekti. ve oda yalnızca izinle olacaktı.

    deioces elli üç yıl boyunca yönetimi elinde tuttu. medea imparatorluğu'nu genişletti ve üç kuşak sonra torununun kuracağı pers imparatorluğunun temelini attı. deioces zamanında insanların ona saygısı giderek tapınma şeklini aldı. adım adım kendisini zafere taşıyan bir yol izlemişti.
  • on üçüncü yüz yılın ilk bölümünde khwarezm şahı muhammed, birçok savaştan sonra türkiye'den afganistan'a uzanan dev bir imparatorluk kurmayı başardı. imparatorluğun merkezi büyük asya başkenti semerkant'tı. şahın güçlü, iyi eğitilmiş bir ordusu vardı ve birkaç gün içinde 200.000 savaşçıyı harekete geçirebilirdi.

    1219'da doğunun yeni aşiret lideri cengiz han'dan bir elçi geldi ve muhammed'e han'ın küçük ama gelişmekte olan moğol imparatorluğu'ndan en iyi hediyeleri getirmişti. cengiz han, avrupa'ya giden ipek yolu'nu yeniden açmak istiyor, muhammed'le paylaşmayı öneriyor ve iki imparatorluk arasında barışı vaat ediyordu.

    muhammed bu doğulu hoppa ve kendini bilmezi tanımıyordu. tavrından hoşlanmadı. cengiz han birkaç defa daha girişimde bulundu ama muhammed kibrinin esiri olmuştu. çin'den yağmaladığı eşyaları hediye olarak gönderen cengiz han'ın kervanına valisi ile el koydurup, kervanın başında bulunan kişiyi idam ettirdi.

    cengiz han bir anlam verememesine rağmen yeniden bir elçi gönderdi. muhammed onunda kafasını vurdu. kudurmuş resmen ibne. neyse, cengizhan harekete geçti ve valiyi ele geçirdi. gözlerine kurşun döktürdü ama nazar değmesin diye değil, kulaklarını da atlamadı tabi.

    sonraki yıl içinde cengiz han gerilla saldırılarında bulundu. o dönem yeniliğe kapalı olan khwarezm şahı zamanla büyük kayıplar yaşadı. cengiz han semerkand'ı kuşatıp kenti ele geçirdi. şah'ın imparatorluğu yok oldu.