şükela:  tümü | bugün
  • kıtanlar
    kıtanların menşei hakkında eski çin yıllıkları ve kıtanların kurduğu liao devletinin resmi tarih ve kaynaklarının yanında kök türk yazıtlarından da değerli bilgilere erişiyoruz. “kök türk kitabelerinde kıtany şeklinde geçmekte olan kavim adı, çin kaynaklarında qidan,k’i-tan şeklinde transkripsiyon edilmektedir. kök türkçe yazıtların kıtany ismi daha sonra kıtay’a dönüşerek, özellikle mogol, rus ve müslümanlar arasında günümüzde de çin karşılığına gelecek şekilde kullanıma sahiptir.
    kıtan isminin mana ve etimolojisini doğrudan konu edinip yansıtmasa da kıtan adının ortaya çıkışına dair çeşitli bilgilere mevcut.
    hsin t’ang-shu “kıtanlar tung-huların bir koludur.onların ataları hunlar tarafından mağlup edilerek hsien-pi dağında oturmuşlardı. wei hükümdarı tsing-lung (233-237) döneminde yaşayan onların reisi çok zalim biriydi. yuchou’nun valisi su-yung onu öldürdü. bundan sonra, onun halkı zayıflayarak huang-lung’dan kuzeye sarı nehrin güney tarafına giderek, hsien-pilerin anayurduna hakim olup buralarda bir yönetim kurdu. bundan dolayı onlar için hsien-pilerin bir kolu denmektedir. wei devleti çağında kendilerine kıtan diye hitap etmişlerdi.” kısaca hsin t’ang-shu, kıtanların tung-huların neslinden geldikleri söylüyor.
    bazı bilim adamları wei-shu’ya dayanarak; kıtanların ilk zamanlarda ku-mo-hi ve yu-weng kabileleriyle birlikte göçtüklerini, m. s. 344’te kuzey yang devleti hükümdarı muyun-hui, yu-weng kabilelerinin reisi yu-du-gui’ye saldırdığında kıtanlar da darbe yiyip, hsien-pilerden ayrılarak kendilerine “kıtan” dediklerini, huan-shui ırmağı ile (günümüz deki sarı nehir), tuhe ırmağı (luuh’un ırmağı) havzalarında yaşadıklarını söylerler.
    rene grousset; çin transkriptlerinde k'i-tan'lar, arap-fars transkriptlerinde kıtay'lar ,moğol transkriptlerinde kıtat olarak adlandırıldıklarını ifade edip, günümüzdeki jehol'da, leao-ho'nun batısında, bu ırmak ile onun kolu olan şara-muren arasında yerleştiklerini dönemden itibaren olan 405-406'dan beri çin tarihçileri tarafından işaret edilmiş olduklarını ifade eder.
    w.eberhard kıtanların ortaya çıkışının daha önce olduğunu söylemektedir. ona göre kıtanlar; “miladi 4. yüzyılın ikinci yarısında güneybatı mançurya ve moğolistan’ın doğusunda görünürler. kıtanların ilk ortaya çıkışı hakkında “ en eski kayıtar chin-shu’dadır. burada bir kere gao-li’lerle, başka bir kez de ku-mo-hi’lerle birlikte zikredilmektedir. 400 yıllarına doğru mu-yunlar tarafndan mağlup edildiler.” yani w.eberhard’a göre, kıtanlar hakkındaki ilk kayıtlar 400 yılından da önceki zamanlara aittir. çin ve kıtan kaynakları kıtanların tung-hu ve hsien-pi neslinden geldiklerini kesin olarak söylüyorlar ama hsien-pilerin ku-mo-hi mi yoksa başka bir kabilenden mi olduğu hakkında elimizde kesin bir bilgi bulunmuyor.
    rus bilgini n.biçurin, kıtan beyi mohe-feugang on bin aile ile beraber ikinci tobahun kağan’a gelerek teslim olduğunu ve ilk defa burada kıtan isminin ortaya çıktığını yazar. çin yıllıklarına göre bu olay 479 senesinde meydana gelmiştir.
    ta-liao devleti tarihi’nde; bizim atamız ge-wutu’u, kuzeyde kuvvetlenince tung-hu adıyla tanındı. ayrıca “liao devleti tarihi’nin 63. ciltinde;” ge-wu-tu uzun zamandır gobi’nin hududunda oturuyordu. ondan sonra mo-tun tarafından mağlup edilince hsien-pi dağına sığınarak bu adı aldı. sonra mu-yunların yang devleti onlara saldırarak kabileleri dağıtmış ve bundan dolayı yu-weng, ku-mo-hi, kıtan olarak ayrılmıştır. kıtanlar bu olaydan sonra tanınmıştır” deniyor.
    kıtanların ortaya çıkışıyla ilgili çok çeşitli tarihlerin ileriye sürüldüğünü görmekle birlikte, dördüncü yüzyılın ikinci yarısı ve beşinci yüzyılın başları arasında ortaya çıktıklarına dair fikirlerin ağırlıkta olduğunu görmekteyiz. ancak orta asya’da yaşamış olan hemen tüm göçebe kültürüne sahip devlet ve devlet teşkilatlanmasını sağlayamamış topluluklar hakkında yazılı kaynaklar ve bilgileri edindiğimiz çin kaynakları tarafından üçüncü yüzyılın ilk yarısından itibaren kıtanların ortaya çıktığını zikretmektedir.
    çin kaynaklarındaki bilgiler incelendiğinde kıtanların ilk reisi binen 233-237 yıllar arasında zikredilir. bu kişi aynı çağda yaşayarak kıtan, mu-yun, tabgaç, suhı, mu-wang, yu-weng gibi hsien-pi kabilelerini yöneten büyük bey kebinen (220-235) ile aynı kişi olabileceği konuşulmaktadır. çünkü, kebinen ve benin isimlerinin telaffuzu birbirine çok benziyor ve onlar aynı dönemde yaşamışlardı. bunların öldürüldüğü olay ve zaman da aynıdır. kebinen önceleri küçük bir boy reisi idi. kebinen öldürüldükten sonra, hsien-piler dağılarak tabgaç, mu-yun, duan, yu-weng, tu-yü-hun adlı yeni siyasal birlikler oluşturdu. binen de öldürüldükten sonra, onun halkı zayıflamış ve huang-lung’dan kuzey sarı nehri’nin güney tarafına gidip orada yerleşmişlerdi. bu malumatlara göre kıtanlar, kebinen’in idare ettiği halkların torunları idi çin kaynaklarında; “kebinen torunları kıtanlar idi” deniyor. ilim adamları yukarıdaki benzerliklerden dolayı binen ile kebinen’i birleştirme eğilimindedirler. isim benzerlikleri ve aynı dönemde yaşamış olmaları bu farklı iki karakterin tek bir karakter olarak kabul edilmesini haklı göstermez. ancak yaşam sürdükleri dönemde olduğu kadar ölümleri ve ölümlerinden sonraki dönemde halklarında meydana gelen etkileri akıl süzgecinden geçirdiğimizde bize bir hikayenin varyanta uğramış iki nüshasının sunulmuş olduğu konusunda kanaat sahibi olabiliriz
    ayrıca kıtanların sekiz(8) eski kabileden meydana gelişinin hikayesi de şu şekildedir; çin kayanaklarında; “kır ata binmiş bir erkekle, koyu renkli sığırlarla çekilen arabaya binmiş bir kız, iki ırmağın birleştiği yerde buluşmuşlar, birbiriyle evlenmişler ve böylece kıtanlar’ın sekiz eski kabilesinin cetleri doğmuştur, şeklinde geçiyor.” kıtanların bu sekiz kabilesinin adı; shiwandang, hedahe, fufuyu, yulın, jilyang, pındı, li, tulyuyu idilerdi. bunlardan başka akraba soylu da-he, ionı, ylyu (sya-li), syao ve dela kabileleri vardır bunlar ayrı ayrı kabile beylerinin idaresinde yönetiliyorlardı.
    binen suikast ile öldürüldükten sonra, onun halkı 233-237 yılları arasında in-shan dağından huang-ho (sarı nerhi) ırmağına gelerek oturmuşlardı. onun sekiz oğlu kıtanların sekiz kabilesinin reisi olmuştu. bu malumata göre kıtanların reisleri hsien-pilerin yöneticisi ailesinden olduğunu ve kebinen’in bir oğlu kishang veya tsishang’ın, onun oğullarının kıtanların sekiz kabilelik temelini meydana getirdiklerini görüyoruz.
    kök türk kaganlığı kurulmadan önceki kıtanlar, wei-shu’deki bilgilere göre, “390 senesine doğru önce to-ba’lar tarafından mağlup edilmişlerdir. bundan sonra onlar genellikle toba wei devleti’ne bağlı kaldılar ve 437-550 yılları arasında to-ba’lara 28 defa haraç ödediler.
    m. s. 479 senesinde ise, kıtan beyi mohe-feugang on bin aile ile beraber kuzey wei devleti hükümdarı ikinci toba-hun kagan’a gelerek teslim oldu. bu kıtanlar bailanshui ırmağı (günümüz deki dalınhe ırmağı) civarında yerleştirildiler.
    kök türk devletinin çağı başladığı evredeyse kıtanlara ait ilk bilgileri çin kaynaklarından ve orhun kitabelerinden bulabiliyoruz.
    553 senesindeki bumın kağan’ın vefatı ve cenaze merasimine kıtanlar da katılmışlardı. bu hadise köl tigin yazıtında, “ili tutup, töreyi düzenlemiş. kendisi sonra ölmüş. yasçı, ağlayıcı, doğuda gün-doğusundan bök (bük) halkı, çöllüg illiler, çinliler, tibetliler, avarlar, romalılar, kırgızlar, üç kurıkanlar, otuz tatarlar, kıtanlar, tatabılar gelip ağlamış, yas tutmuşlar. bu kadar ünlü kagan imiş.” şeklinde kayıtlıdır. görüleceği üzere onun yas törenine zamanın bütün önemli ülkeleri temsilci yollamıştır.” bu önemli ülkelerinden biri olan kıtanlar, orta asya’da yeni kurulan kök türk devletini tanıyıp(bence kültürel-siyasal-ekonomik ve sosyal bir düzene yakından şahitlik etme olarak ifade edilmiştir. bir ülkenin varlığını tanımak olarak düşünülmemelidir), diplomatik ilişki kurmaya çaba göstermiştir.
    o dönemdeki kıtanlara ait çin kaynaklarındaysa şu malumatlar geçmektedir. pei-shi’deki juan-juan raporunda, 553 yılında kuzey-ts’i’lerin imparatoru wen-süan-ti, teng-chu-sse-li’yi ve oğlu k’u-t’i’yi kuzeye geri yolladı. hemen arkasından, juan juanların hükümdarı t’ie-fa, kıtanlar tarafından öldürüldü diye kayıtlıdır.
    bu olaydan(553’ten) kısa bir süre sonra kıtanlar, kök türklerin boyunduruğuna girmiştir. chou-shu’daki türklerle ilgili raporda, kıtanların juan-juanların hükümdarını öldürtükten sonra sse-kin (mo-kan kagan), batıda hien-ta’ya saldırdı, doğuda kıtan’ların peşine düşerek hepsini topraklarından sürdü, kuzeyde k’i-ku’yu ele geçirdi, diye yazılıdır. liu mau-tsai’ye göre, bu sırada kıtanların bulunduğu bölge batı liao nehri (sarı müren) ile gobi çölü arasındaydı. bu dönemdeki kıtanlar hakkında chiu t’ang-shu’da; kıtanların hükümdarlarının soyadı ta-ho idi. sekiz tabura ayrılmış, 43.000 seçkin askere sahipti. bir harekat yapılacağı zaman tüm taburların bunu birlikte görüşmesi zorunluydu; hiçbiri tek başına hareket edemiyordu. bir av sırasında taburlar ayrı ayrı hareket edebiliyordu, ama savaşta birlikte hareket ediliyorlardı! aslında kök türklerle vasal olarak hizmet ediyorlardı. hilerle kavga etmekten hoşlanıyorlardı. yenilgiye uğratıldıklarında kaçıyor ve ts’ing ve hsien-pi dağları’nda saklanıyorlardı.” demektedir. yine bu belgelere baktığımız da şunları da görmekteyiz: ölülere mezar tepeleri yapmaları adeti onlarda yoktu; cesetler bir at tarafından çekilen arabayla büyük bir dağa götürülüyor ve ağaçların tepesine konuluyordu. yas için de kurallar yoktu. çocukları ya da torunları öldüğünde ebeveynler sabah akşam ağlıyordu, ama ebeveynler öldüğünde çocuklar ağlamıyordu. onun dışında adetleri kök türk’lerin adetleriyle aynıydı. kıtanlara ilgili 553-580 yılları arasında, bilgiye rastlayamıyoruz. ama sui-shu’daki kıtanlara alakalı kayıtlarda; daha sonraki wei zamanında kao-li tarafından saldırıya uğradılar ve 10.000’den fazla adamdan oluşan güruhları bağlılıklarını bildirmek için izin istedi; po-p’i nehri’nin kıyısında kaldılar. daha sonra tükler tarafından sıkıştırıldıklarında 10.000 aile olarak kao-li’ye göç ettiler, deniyor. böylece kıtan halkının bir kısmı türklerden kaçarak kore’ye giderken diğer bir bölümü kök türklere tabi oldular.
    moğol bilgini h. perlee “kıtanlar 581-618 yıllarında 10 kabileden oluşmaktadır. bunların sekizi eski kabileler olabilir. diğer iki kabile hakkında malumat yoktur.” der. yukarıda bahsettiğimiz kabile sayısının 8’in altına inmediğini ama belirli dönemlerde artışın meydana geldiğini belirtmekte fayda görüyorum.
    580 senesinde kıtanlar kuzey tsi imparatorunun uzak bir akrabası olan kao pao-ning adında bir adama destek vererek çin’in bazı bölgelerini işgal etti. kaynaklarda pao-ning; “sonunda kıtan ve mo-holar ile ittifak kurdu ve ayaklandı.” der. onlar başlangıçta gerçekten büyük bir başarı kazandılar. çünkü imparator kao-tsu o anda çin’in içişleriyle ilgilenmeyi düşündü ve kao pao-ning’e karşı yürümek için zaman ayırmadığını görüyoruz. imparator bir mektup yazarak düşmanını durdurmayı düşünse de bunun başarıya ulaştığını söyleyemeyiz.
    sonra sui hanedanlığı da kıtan ve diğer kabileleri kendi tarafına çekmek için bunu beceremedi. ch’ang-sun adında birisini süvari alayı generali tayin edip onlara gönderdi. ch’ang-sun, hi’lere, si ve kıtan’a hediyeler sunmak üzere huang-lung askeri bölgesinden ayrıldı. onların refakatinde ch’u-lo-hou’ya (çur bağa kağan’a) götürüldü. buradan anlaşılıyor ki o zaman kıtanlar sha-po-lue (ışbara) kagan’ın kardeşine bağlıdırlar.
    582 yılının başlarında, kao pao-ning kök türkler komutasına alarak pei-p’ing’i işgal etti. bunun karşısında imparator da yin chou’a yirmi otuz bin piyadenin başına geçerek, lu-lung-sai sınır kalesine gitmesini ve düşmanlara karşı savaşmasını emretti. kao pao-ning türklerden yardım istemek zorunda kaldı. fakat tam o sıralarda wei prensi shuang ve başka generaller değişik yollardan kuzeye doğru ilerliyordu ve kök türkler ona yardıma gelemedi. bu nedenle şehri bıraktı ve çölün kuzeyine kaçtı. daha sonra 583’te kao pao-ning kıtanlara kaçtı ve orada emrindekilerden biri tarafından öldürüldü. bu belgeler bize isyana katılan kıtanların ilk defa çinlilerle savaşlarını göstermektedir. çinlilerle ilk kez savaşan kıtanlar kısa bir süre sonra çin hakimiyetini tanıyacaklardı. kıtanlar özellikle kök türkler’in kontrolündeydi; ama onlardan sürekli kaçan kıtan boyları çinliler tarafından himaye ediliyordu.
    5. k’ai-huang yılında (585) bütün güruhlarıyla birlikte sınıra gelip bağlılıklarını bildirdiler. sui imparatoru kao-tsu onlara bu izni verdi ve eski bölgelerinde yaşamalarına müsaade etti.
    6. k’ai-huang yılında (586) boylar birbirine saldırdı ve bu uzun süre devam etti. ayrıca kök türklere savaşa girdiler. imparator elçiler göndererek onları hizaya sokmak istedi. daha sonra kıtanların ch’u-fu gibi başka boyları kao-li’ye sırt çevirerek adamlarıyla birlikte sui’lere boyun eğdi. kao-tsu onları kabul etti ve k’o-hi-na-hie’nin kuzeyine yerleştirdi.
    600 senesine kadar, kıtan boylarının arasındaki iç kavga ve kök türklerin saldırıları onların arasında soylu boy ve ailelerin oluşmasına ve birleşmesine bir zemin hazırlamıştır. ama bu birleşmenin gerçekleşmesi daha üç yüzyıl sürecektir.
    605 senesinde kök türkler ve çin birleşik ordusu kıtan boylarına sürpriz bir biçimde saldırmışlardı. çünkü bu olaydan önce kıtanlar da çin’e saldırmıştır. dolayısıyla sui hanedanlığı kök türklerden yardım aldı. bu savaş sonucunda 40.000 erkek ve kadını esir alındı. ele geçen kızların ve sığırların yarısı kök türklere bırakıldı, kalanı da imparatorluk sarayına götürüldü. kıtanlar bu savaşla yine kök türkler hakimiyeti altında kalıyordu.
    bu arada şunu belirtmekte fayda var ilk başta 8 eski kabileden oluştuğunu belirttiğimiz kıtanlar önce 10 daha sonra 7. asırın ilk yarısında da (618’den sonra) kıtanların 8 ta-he, 8 de ionı olmak üzere 16 kabileyi ulaşmışlardı. böylece kıtan boyların sayısı arttığı gibi, 8 kıtan kabilesinin adı da vesikalarda daha sık geçmeye başlar.
    kıtanların çin ve kök türk hakimiyeti altında kısa süreli olarak çok fazla alan değiştirdiğini kaynaklarda görüyoruz. günümüzün modern denge siyasetinin varlığını çin- kök türk arasında 7. yüzyılda kıtanlar üzerinden göstermiş olduğunu söylersek yanlış bir tabir kullanmış olmayız sanırım. kök-türk devletinde bu yüzyıl içerisinde kağan olma hakkına sahip oma hakkına sahip olanlar hem kağanlık yolunda hem de çin’e karşı, çinliler ise olası güçlü bir kök türk devletinin varlığına karşı kıtanları kendi saflarında görmekte fayda görüyorlardı.
    h. perlee, bununla beraber kıtanların 630 yılında kök türkler fetret dönemine girene kadar türklere bağlı görünüyorsa da, bunun bir formaliteden ibaret olduğu düşüncesindedir. öyle ki kıtanların 648’de çin’in hakimiyetine girmelerinin nedeni de bilinmemektedir. bunlar 8 valilik şeklinde düzenlenip hepsinin başına bir idareci atanmıştı. dolayısıyla kıtanlar bu suretle çin’e tabi oldular. ancak kıtanlar çin’in kontrolü altında da uzun süre kalmadı. 660 senesinde t’ang imparatorluğu tarafından kıtanlara bir saldırı düzenlendi. bu saldırının varlığından yola çıkarsak kıtanların çin hakimiyetini tanımaktan çıktılarını kabul edebiliriz.ancak bunun uzun süreli olduğunu söylemek pek mümkün değildir. zira kısa bir süre sonra kök türk devletinin içişlerindeki karışıklıklardan dolayı erimekte olan gücü kıtanların tekrar 682 yılına kadar çin egemenliğine girmesine sebep olacaktır. bu gel-gitler arasında aşağıda himayelerine girdikleri devletlerin sadece hükümdarlarının bile yapmış oldukları savaş yahut onlar için geliştirdiği politikalar çok dikkat çekicidir.
    il-teriş kagan’ın onlarla yaptığı savaşlara şöyle değinilirken tonyukuk yazıtlarında; il-teriş hakan bilgeliği cesurluğu için çinlilerle on yedi defa, kıtanlarla yedi defa, oğuzlarla beş defa savaştı.
    bu dönemde çinliler kıtan ve diğer konar-göçer hühümdarı oğullarını t’ang sarayında rehin olarak tutmaktadır. onlara çince ve çin kültürü, örfleri öğreterek kendi ülkelerine bağlama politikası yapılmaktadır. kök türklerin, tibetlerin ve kıtanların sarayda rehine olarak bulundukları süre içerisinde ayrıcalıklı muamele görüyorlardı.askeri makamların başına getiriliyorlar(bu konuda uzmanlığımızdan yararlanmak istemilerdir) ve imparatorluk ordusunun kapısından geçiyorlardı; keçe kıyafetlerini çıkartıp çince öğreniyorlardı; haritalarda ve tarih eserlerinde başarıları ve yenilgileri araştırıyor ve dağlarda ve nehirlerdeki zor ya da kolay erişilebilir noktaları öğreniyorlardı. bu bir tür asimile sindirme politikasıydı. ancak çinli kaynaklardan öğrendiğimize göre çin saraylarında rehin tutulup belirli makam ve kültürel açıdan gelişmelerine katkıda bulunulan şad ve tiginler kendi halklarıyla kucaklaşma imkanı bulduklarında topraklarımıza saldırmakta tereddüt etmemektedir, şeklinde ifadeler sıkça geçmektedir.
    694 yılında kök türkler, tibetler ile beraber çin’e saldırarak dört garnizonu ele geçirdi ve 695’te çin’e bir daha akın yaptılar. bu yenilgilerden sonra t’ang imparatorluğu oldukça zayıfladı. bu durumu bir fırsat olarak gören kıtanlar üzerinden çok zaman geçmeden çin topraklarına saldıracaktır.
    696'da şan-hai-kuan geçidi üzerinden ho-pei'ye, yong-p'ing'e ve hattâ pekin ovasına kadar bir akın tertiplemişler, t’ang imparatorluğuna ait vilayetleri işgal etmişler. bu isyanın liderlerinden biri olan sun wang-yung yukarıda belirttiğimiz sarayda rehin tutulan kitan tiginlerinden biridir. gittikçe güçlenen kıtan lideri li tsin-chung kısa süre sonra wu-shang k’o-han (en yüce kagan) unvanını kullanmaya başladı ve sun wan-yung’u büyük general yaptı. bu geçici fetihler sonrası kıtanlar tarihde ilk kez kagan unvanını taşıma girişiminde bulunan bir lider çıkarıyordu. bunu siyasi manada bir bağımsızlık girişimi olarak değerlendirmek elbette mümkün ancak bu girişim, t'ang sarayının (o sırada tahtta bulunan imparatoriçe wu heu) onlara karşı kudretinin zirvesinde bulunan kök türk kağanı kapgan'ı yardıma çağırmış olması ile son bulmuştur.kök türklerin tersten çevirmesi sonunda uğradıkları mağlubiyetle- kıtanların lideri li tsin-chung’da hayatını kaybetmiş ve yerine genç yaşta lider tecrübesiz bir lider olarak torunu li wan-yung başa geçmiştir- kıtayların çin’i istilâsını üç yüzyıl geciktirmiş olacaktı (697).kapgan kağan bu isyanı bastırması karşılığında çin sarayından kök türk devleti için çıkarlar elde etmiş olsa da sahadaki asıl rakibinin kim olduğunu bu dönem içinde göz ardı etmiştir diyebiliriz.
    kıtanların bu yenilgisi hakkında fransız tarihçi rene grousset; bir süre sonra durumunu güçlendiren kıtanlar, yeniden çinliler ve kök türklere savaştılar. yani ağır bir yenilgiye uğramalarına rağmen ayakta kalmayı başarabildiler.
    şuna da değinmek gerekir ki kıtanlar bu beklenilmeyen kök türk saldırı sırasında, kök türklerin sadık müttefiklerinden biri olması yanında kitan-hiler rekabetide bir o kadar önem arz etmektedir. çünkü her iki boyun kültürel incelemesinde birbirleriyle dövüşmekten zevk duyduklarına dair çıkarımlar vardır. bu yüzden hilerde kıtanlardan bir intikam almak, onları güçsüz duruma düştürmek arzusu var olduğuna değinebiliriz
    kapgan kağan 710’lu yıllara kadar merkezi orta asyan’nın mutlak güç ve otoritesi olmakla birlikte, ömürünün son senelerine doğru özellikle de devlete bağlı beylerle anlaşmazlığı düştü. bu durum türk devleti için hiç de iyi değildi. kök türk devletinin içişlerine yoğunlaşmış olduğu bir dönemde kıtanlar ve diğer kavimlerin işine yaradı. kıtanların çinlilere bağlılıklarının bildirmeye geldiklerin görüyoruz ki (715), kök türk ülkesi de artık karışmıştı. dolayısıyla kıtanlar ve hiler (tatabı) peşisıra t’ang hanedanlığıyla diplomatik ilişkiler kurdular. tabi ki kök türk devleti normal bir şekilde kimsenin kendisinden ayrılmasını istememektedir. bunun için birlikten ayrılmaya çalışan halklara karşı seferler yapılmış, başta oğuzlar olmak üzere kıtan ve tatabılar da bundan nasibini almıştır.
    bu konu üzerinde s. gömeç, kök türk tarihi adlı kitabında şöyle bahseder: “bu sırada komşuları tatabılar, çin ile anlaşarak, kök türklere karşı kötü bir tavır takındılar. çin imparatoruna tabi oldukları için onlardan elçiler gelmemiş ve bu yüzden üzerlerine yazın bir ordu sevkedilmişti. kadırkan yış’a kadar sürülen tatabılar, 717 yılında bozguna uğratıldı. burada, kıtanların da onlarla işbirliği söz konusudur.
    basmıl, kırgız, kıtan ve çinlilerin ittifakları üzerine (719), imparator hsüan-tsung, kıtan ve tatabıları çağırarak; 720 senesinin sonbaharında, bugünkü sui-yüan eyaletindeki kera nehri kıyısında bulunan, bilge kagan’ın otağına aniden baskın yapmalarını teklif etti.bilge kağan bu ittifak ve plan karşısında endişenlenmiş olsa da vezir tonyukuk’un bu 3’lü ittifağın toplanması hemde bu sözde ittifak mensubu olan boy ve devletin coğrafi olarak konumlandıkları yere bakıldığında böyle bir ittifağın teoride oluşabileceği ama pratikte hayata geçirilmesinin oldukça güç olduğu kanısında olduğunu söylereyek, bilge kağan’ı rahatlatmıştır.bununla beraber kıtanlarla türklerin münasebetleri bazen düşmanca bazen dostane bir şekilde hep devam etti. hatta onlar, 731’de köl tiginin yug merasimine de katıldılar. köl tigin’in yazıtında gelen bu sefirlerin adı da sayılmaktadır ki kıtan ve tatabı milletinden udar sengün’ün başkanlığında yasçı ve ağlayıcı bir grup katılmıştır. esasında kıtan-çin münasebetleri de kök türklerinki ile aynıydı. çin ile de zaman zaman savaşıyorlar, bazen de sulh içinde yaşıyorlardı. dengeleri korumaları, böyle yapmaları gayet normaldi. yoksa birinin tamamen hakimiyetine girdikleri takdirde eriyip kaybolmaktan başka şansları bulunmuyordu. işte tam olarak bu noktada kıtanları kum saatinin içerisindeki kum tanelerine benzetmekte bir sakınca görmüyorum. hakim olan gücün, kum saatinin dış çevresini, kumun akması istenen yöne çeviren el olarak düşünürsek. cam yapının bir tarafı kök türk(türk devletleri;uygur,moğol) hakimiyeti diğer tarafı ise çin devletine benzetmekte de bir sakınca görmüyorum. her iki egemen gücün tarafına geçerken kıtanlar tahribata uğrarlar. aynı şekilde kum saatinin o aradaki incecik zemini geçerken bütünlüğün parçalanıp,kum tanellerinin tahribata uğraması gibi.
    735 yılında bilge kagan’ın ölümünün hemen ardından kök türkler, kıtanlara bir sefer düzenlemiştir. bu sırada kıtanlar, hilerle müzakereler yaparak kök türklere karşı bir ittifak meydana getirmiştir. çünkü artık kendilerine karşı koyabilecek güçlü bir hükümdar yoktur. ayrıca t’ang imparatorundan büyük bir siyasi destek aldılar. böylece soydaşların birleşik gücü, kök türk ordusunu püskürtüp yenilgiye uğrattı. kaynaklardan anlaşıldığına göre çinliler, kıtan ve tatabıları desteklemekle beraber bu kavgaları doğrudan katılmamışlardır. belgeler bize çin imparatorunun türkleri ve kıtanlar ile tatabıları nasıl iyi kullandıklarını ve esasında kendi komşuları olan bu kavimlerin de özelliklerini çok iyi bildiklerini göstermektedir. kıtanlar bu dönemlerde kök türklerin büyük düşmanlarından birisidir. kül tigin yazıtında, otuz tatarlar, kıtanlar (ve) tatabılar hep düşman imiş. bilge kagan yazıtında, otuz tatarlar, kıtanlar (ve) tatabılar hep (bize) düşman imiş, diye kayıtlıdır.
    kök türk çağındaki kıtanların tarihinde söylememiz gereken şeylerden biri de, t’ang imparatorluğu sarayında çalışan kıtan aileleridir. bu çağlarda orada çalışan ünlü bir kıtan ailelerinin biri liu ailesidir. “babadan oğula kıtan içinde boy başkanlığı yapan bir ailedir. bu aileden 12 kişi t’ang hanedanlığı döneminde memurluk yapmıştır. bunlardan 1 kişi başvezirlik yapmıştır. li kuan pi, t’ang hsüan tsung döneminde (713-755) başvezirlik yapmıştır. li kuan pi, askeri alandaki başarılarından dolayı önce askeri genel vali olmuş, daha sonra da başvezirlik görevine yükselmiş bir kişidir. ayrıca onun oğlu li hui ve erkek kardeşi li kuan ching askeri genel vali olarak görev yapmışlardır. onlara, t’ang hükümdarları kendi soyadı olan li soyadı verirlerdi.
    kıtanlar arasında t’ang hükümetinde yüksek rütbeli görev yapan soylu aileler olması kıtan toplumunda siyasetin gelişmesinde ve sonraki kıtan devletinin kurulmasında büyük bir etki gösterdiği kesindir.
    ayaklanmanın bastırılmasında t’ang imparatorluğuna hizmet eden kıtan komutanlarının en meşhurlarından biri de li kuan pi idi. bu isyanın önlenmesinde ismine rastladığımız çinli general kuo tzu yi ile birlikte “li-kuo” da anılır ve onun adı kuo tzu yi’den öncedir. görüldüğü gibi li adı kuo adından önce konulmuştur. bu da, li kuan pi’nin hizmetlerinin daha önemli olduğunu işarettir. o, doğuda yani ho-pei ve ho-tung’da âsilere karşı ciddi bir direniş göstermişti. 756 yazında li kuan pi âsi kumandan shih sih-ming’i hezimete uğratınca ho-pei’nin bir kısmı an lu-shan’a karşı isyan etti. isyancıların doğu orduları kumandanı shih sih-ming ho-pei’i kuşatmış ve imparatorluk başkumandanlığını (kıtan prensi li kuan pi’yi) t’ai-yüan kalesinde muhasara altına almıştı. ama çok ağır kayıplar vermesine rağmen kaleyi bir türlü ele geçiremeyince, isyanın ve asilerin merkezi olan fan-yang’a geri dönmüştü. 759’da ayaklanmanın lideri an lu-shan kendi adamları tarafından öldürüldü. an lu-shan’ın generali shih sih-ming onun yerine hakimiyeti eline aldı. doğudaki t’ang imparatorluğu güçlerini kumanda eden li kuan pi’yi mağlup etti ve böylece shih-ming ho-yang ve huai-chou şehirlerini ele geçirdi. shih sih-ming’e karşı girişilen savaşta, önce kuo tse-i, sonra kıtan generali ve üçüncü olarak, uzun zamandan beri çin’de yaşamakta olan bir töles ailesinden p’u-ku hai-en bulunuyordu. shih sih-ming, önce başarı kazanarak lo-yang’ı
    bir müddet çin’e bağlı olan kıtanlar bu galibiyetlerden sonra, büyük ihtimalle bağımsızlığı düşündüler. çünkü an lu-shan hâla tehlikeli olduğu için bir ortaklık aradılar. bu yüzden 754 senesinde, kıtanlar kendi istekleriyle uygur hakimiyetine geçtiler ve onlarla müttefik oldular. ayrıca onlar, l. n. gumilev’e göre, uygurların doğu sınırlarını emniyet altına almışlardı. kıtanlar bu yıllarda tam bir bağımsızlıktan ziyade çin ve uygurların güdümünde hareket ediyorlardı. bu yüzden çin kıtanlardan yararlanmasını çok iyi bilmiştir.
    755 senesinde, kıtanlara en başarılı taarruzlarda bulunan t’ang komutanı an lu-shan kendi hükümdarına karşı isyan bayrağı açtı. o zaman çinlilerinin bunu bastırmaya gücü yetmedi. bu sıralarda kıtanlar hiç şüphelenmeden ona karşı t’ang ve uygurlarla ilişkiler kurdular. yukarıda da belirttiğimiz üzere an lu-shan, kıtanlar üzerine de birkaç sefer yapmıştı. kıtanlar, an lu-shan’dan intikam almak gayesiyle, t’ang hükümdarının an lu-shan’ın isyanını bastırılması sırasında muhtemelen ona yardım ettiler. ayrıca uygurlarla aynı birlikte an lu-shan’a karşı yürümüşlerdi. ayaklanmanın bastırılmasında t’ang imparatorluğuna hizmet eden kıtan komutanlarının en meşhurlarından biri de li kuan pi idi. bu isyanın önlenmesinde ismine rastladığımız çinli general kuo tzu yi ile birlikte “li-kuo” da anılır ve onun adı kuo tzu yi’den öncedir. görüldüğü gibi li adı kuo adından önce konulmuştur. bu da, li kuan pi’nin hizmetlerinin daha önemli olduğunu işarettir. o, doğuda yani ho-pei ve ho-tung’da âsilere karşı ciddi bir direniş göstermişti. 756 yazında li kuan pi âsi kumandan shih sih-ming’i hezimete uğratınca ho-pei’nin bir kısmı an lu-shan’a karşı isyan etti. isyancıların doğu orduları kumandanı shih sih-ming ho-pei’i kuşatmış ve imparatorluk başkumandanlığını (kıtan prensi li kuan pi’yi) t’ai-yüan kalesinde muhasara altına almıştı. ama çok ağır kayıplar vermesine rağmen kaleyi bir türlü ele geçiremeyince, isyanın ve asilerin merkezi olan fan-yang’a geri dönmüştü. 759’da ayaklanmanın lideri an lu-shan kendi adamları tarafından öldürüldü. an lu-shan’ın generali shih sih-ming onun yerine hakimiyeti eline aldı. doğudaki t’ang imparatorluğu güçlerini kumanda eden li kuan pi’yi mağlup etti ve böylece shih-ming ho-yang ve huai-chou şehirlerini ele geçirdi. shih sih-ming’e karşı girişilen savaşta, önce kuo tse-i, sonra kıtan generali ve üçüncü olarak, uzun zamandan beri çin’de yaşamakta olan bir töles ailesinden p’u-ku hai-en bulunuyordu. shih sih-ming, önce başarı kazanarak lo-yang’ı geri aldı, fakat sonra kendi oğlu tarafından katledildi ve hükümet kıtaları, ancak bu sırada başgösteren kargaşalıklardan istifade ederek, tehlikeli isyanları bastırabildiler. yedi yıl devam eden ayaklama, çin halkına büyük korku yaşatmış ve çok önemli maddi hasar vermişti. 762 ile 824 yılları arasında ise, çin kaynaklarında kıtanlarla ilgili fazlaca bir malûmat yoktur. çin kaynaklarında; “başlangıçta hi (tatabı) ve kıtan kabilelerinde uygurlar tarafından gönderilen kontrol memurları vardı. bunlar her yıl vergi ve hediyeleri kontrol ediyorlar ve çin’i de gizlice gözetliyorlardı” denmektedir. çin kaynaklarında, kıtanlar’daki uygur kontrolü hakkında; “başlangıçta, hi ve kıtan kabileleri uygurlara tabi idiler. (uygurlar) her iki kabileyi kontrol etmek için birer chien-shih gönderdiler. bu kontrol memurları her sene iki kabileden getirilen vergiyi kontrol ederlerdi. ayrıca, t’ang hanedanının durumunu gözetlerlerdi. ondan sonra chang chung-wu, kendi yardımcı generali olan shih kung-hsü’yü gönderip chieh-shih v.s. sekiz yüz kişinin hepsini öldürdü. denmektedir. bu bilgiye göre kıtan ve hi kabileleri arasında 800 kadar uygur vergi memurları oturuyorlardı. ayrıca meşhur çin elçisi wang yen-te’nin uygur seyahatnamesinde, “bir anane olarak önceleri kıtanlar uygurların koyunlarını otlatırlardı” cümlesine rastlamaktayız.
    yukarıda verilen bilgiler ışığında kıtanların uygurlara tabi oldukları çıkarımında bulunmak yanlış olmaz. uygurların ıx. yüzyılın ortasına doğru iç ve dış etkenler sebebiyle gücünü yitirmesi bölgeyi, hakimiyet altında bulunan boyları ve nihayetinde komşularıyla aralarındaki ilişkilerde derin etkiler meydana getirmiştir. ötüken’deki uygur hakimiyeti sona erdiğinde t’ang imparatorluğunun kuvveti de azalmıştı çin’de merkezî kontrol yıkılınca kıtanlar hemen fırsattan istifade ederek ülkelerini çin topraklarına doğru genişlettiler. kıtanların kuvveti gittikçe arttı.
    x'uncu asırda ye-liü (kabilesinin ismi) a-pao-ki (ö. 926) adındaki enerjik bir başkan kıtayları teşkilâtlandırıp, hanlığı kendi kabilesi olan yeliü'lere geçirdiğinde kıtaylar leao-ho'nun kuzey-batısındaki havza ile onun kolu şara-muren'in bölgesinde oturuyorlardı. daha sonraki tarihçilere göre a-pao-ki aşiretini sathî olarak çinlileştirmeye başlamış olmalıdır; ondan sonra gelen han 947'de leao hânedânlık ismini benimseyecek ve kıtaylar bundan böyle çin tarihinde bu adla anılacaklardır.
    a-pao-ki çin'i kana boyayan iç savaştan faydalanarak ho-pei'yi almak üzere teşebbüste bulunmuş fakat pao-ting'in güneyinde, daha önce heu-tang hânedânının kurucusu olarak gördüğümüz li-ts'un hiu tarafından geri püskürtülmüştü (922).
    a-pao-ki 924'te moğolistan'a girmiş, yukarı orhon'a kadar çıkmış, kara-balgasun'a girmiş, 840'dan beri bu bölgeyi işgal eden kırkız türklerini oradan kovmuş ve onları yukarı yenisey ile bati bozkırlarına sürmüştü. batı kan-su'da yaşayan uygur türklerine bir zamanlar uygur kağanlarının (743'den 840'a kadar) sahibi olduğu or-hon ülkesine gelip yerleşmelerini teklif etmesi oldukça gariptir; fakat yerleşik hayata girmiş olan uygurlar göçebe hayata dönüş demek olan bu artık teklifi geri çevirmişlerdi. doğu tarafında a-pao-ki (bu sefer sırasında ölecektir) 926'da kuzey kore'yi ve leao-tong'un doğusunda mançurya'yı (har bin ve vladivostok'tan port arthur'e kadar) içine alan po-hai tunguz-kore devletini yıkmıştı. kuzeydoğu mançurya'da, usuri ormanlarında yaşayan cürcet tunguzları da kıtayların tabileri olmuştu.
    a-pao-ki'nin ölümü üzerine (926), demir iradesinde bir hatun olan dul eşi pek çok türk-moğol dul hatunları gibi (daha sonraları çengiz-han'ın annesi gibi) oğulları arasında tercih ettiği ikinci oğlunu han seçmişti287 kurultay'ı toplamış, büyük oğlu tu-yü ile küçük oğlu tö-kuang'ı (çin trans. kriptlerine göre) atlarına bindirmiş ve daha önceden ikaz edilmiş soylulara şöyle demişti: "burada olan iki oğlumu da aynı derecede sevmekteyim ve bir karara varamıyorum. size hangisi daha lâyık görünüyorsa onun dizginini tutun!" pek tabiî soylular tö-kuang'ın dizgininden tutmuşlar ve tö-kuang han olmuştu (927-947). başlangıçta annesi onunla birlikte, kendi usûlüne göre yönetmişti. subaylardan biri hoşuna gitmediği zaman, onu "müteveffa kocasına haber göndermeye" yolluyordu. böylece a-pao-ki'nin mezarı başında nöbet tutan muhafızlar haberciyi bu dünyadan öteki dünyaya yolluyorlardı! bir seferinde böyle bir görev verilen çao sseu-wen adındaki bir çinli soylu böyle bir şerefin önce dul hatun'a ait olduğunu açıklamıştı. hatun, ne yazık ki, kendi hayatının aşiretine lüzumlu olduğunu söyleyerek cevap vermiş, buna rağmen bileğini keserek intihar etmiş ve kocasının yanına gömülmüştü. burada, iskitlerden hunlara ve moğollara kadar devam eden bozkırın unutulmaz töresi olan hükümdarın ölümünde ailenin topluca intihar etmesi töresinin garip bir uzantısını görmekteyiz. bu göçebe törelerine rağmen medenileştirmeye çalışan çinli vezir han yen-hucyi daima hatun 'un güvenini . yeni kıtay hanı ye-liü tö-kuang bir müddet sonra çin'in içişlerine karışmak için yeni fırsat bulmuştu. 936'da çin generali şe king-t'ang'ı himayesine almış onunla birlikte 50.000 kişinin başında ku-pei-k'eu geçidinden ho-pei’ye inmiş ve şe king-tang'ın heu-t'ang hânedânını ezmesine ve heu-tsin hânedânının kurucusu olarak çin tahtına oturmasına yardımcı olmuştu. kıtay'ların sâyesinde çin imparatoru olan şe king-tang onlara karşı duyduğu şükran borcunu, yeu-çeu, pekin dahil olmak üzere ho-pei'nin kuzeyini ve yün-çeu ile birlikte, şimdiki ta-t'ong'u şan-si'nin en kuzey kısmını bırakarak ödemişti (936). bu, göçebe kavimlerin büyük seddin içine, artık bütün çin siyasetini kontrol edebilecekleri kuzey basamaklarına yerleşmesi demekti. şe king-tang'ın ihaneti ile eski imparatorluğun bütünüiçinde ilk çatlak meydana geliyordu;bu çatlak ilerde daha genişleyerek xıı’nci asırda göçebe kavimlerin kuzey çin'i, xııı'üncü asırda da bütün çin'i fethetmelerini sağlıyacaktır. tö-kuang tarafından fethedilen pekin kıtaylardan cürçetlere, cürçetlerden çengizhanlılara geçecek ve böylece 936'dan 1368'e kadar göçebelerin elinde kalacaktır. 938'de tö-kuang pekin'i güney merkezi (nan-king) yapmış kuzey merkezi mançurya'da, şara-muren üzerindeki lin-huang'tı ve doğu merkezi olarak da leao-yang'ı seçmişti.
    kıtay'ların sâyesinde çin imparatoru olan şe king-tang ölümüne kadar (942) onların sâdık dostu olarak kalmış, ama yeğeni ve halefi şe çong-kuei (943-946) bu bağımlılıktan kurtulmak istemişti. kıtay'lar ho-kien-fu tepelerinde imparatorluk kuvvetlerini bozguna uğratmışlar, sarı nehri aşmışlar ve imparatorluk başkenti k'ai-fong (o zamanki ta-leang) önünde gözükmüşlerdi; nihayet 947 yılının ilk günü hanları tö-kuang şehre girmiştir.
    pek tabiî han kendisini çin imparatoru ilân etmeği düşünmüştü. bu bakımdan fethedilmiş k'ai-fong'da çin kıyafetine girmişti. fakat arkasında çin halkı isyan etmiş, yalnız kalmış kıtay topluluklarını katliama başlamıştı (bilhassa çang-tö'de). tö-kuang çang-tö'nün ahalisini katletmeye gitmiş, sonra gittikçe umumîleşen isyan karşısında, arkasında esir ettiği bütün çin soyluları ile birlikte jehol'un yolunu tutmuştu. çen-ting tepelerine geldiğinde ölmüş ve bu ölüm kıtaylar arasında karışıklığı başlatırken aynı zamanda onları çinin fethinden mahrum kılmıştı (947).
    kıtayların geri çekilmesi sırasında, şan-si'de bulunan ve aslında şa-to (çöl) türkü olan bir çin generali, lieu çe-yüan kendi birlikleri tarafından imparator ilân edilmişti (947 şubatı). çin halkı tarafından hararetle desteklenen bu general aynı yılın nisan ayında heu-han hânedânının kurucusu olarak k’ai-fong’ta çin tahtına çıkmıştır.
    tö-kuang'tan sonra ye-liü yüan (947-951) ve ye-liü king (951-968) gibi hanlara sahip olan kıtaylar, çinliler tarafından kendilerine verilmiş bir fırsat olmasaydı çin'in iç işlerine karışma imkânını kaybetmiş olacaklardı 951'de, heu-çeu denen yeni bir hânedân tarafından tahttan kovulan heu-han imparatorluk ailesi merkezî şan-si'de yerleşmiş ve orada, merkezi tai yüan olan ve 951'den 979'a kadar yaşayan, pei-han adında bir prenslik kurmuşlardı. böylece, bir tarafta k'ai-fong'ta hüküm süren imparatorluk hânedânları ile —önce heu-çeu'lar (951-960), sonra song'lar (960)- ta’i yüan'da hüküm süren merkezî şan-si'deki pei-han hanedanları arasında sürekli bir savaş patlak vermişti. kendilerini tahttan edenlere karşı duydukları öç alma hissi ile şan-si'deki küçük hanedan yönetimini koruma isteği pei-han'ları kıtayların himayesi altına sokmuştu. pek tabiî kıtaylar oyunun içine girmekte tereddüt etmemişler ve her seferinde imparatorluk kuvvetleri taiyüan'ı almak için teşebbüs ettiğinde kıtay orduları pei-han'ların yardımına koşmuştu.
    bu durum devam ederken çin tahtına büyük bir millî hânedân olan song'lar gelmiş (960) ve bunlar, t'ai-yüan'daki pei-han hanedanlığı dışında çin devletlerinin birliğini yeniden sağlamışlardı.
    song hânedânının kurucusu büyük imparator t'ai-tsu (asıl ismiyle çao k'uang-yin) 968'de t'ai-yüan'ı almayı denemiş, her defasında olduğu gibi yardıma koşan kıtaylar tarafından engellenmişti. ikinci song imparatoru t'ai-tsong daha talihli çıkmıştı. 979'da, kıtayların müdahelesine rağmen t'ai-yüan'ı ele geçirmeyi ve şan-si'deki pei-han kırallığını ilhak etmeyi başarmıştı. o zaman 936'dan beri kıtayların elinde bulunan büyük seddin güneyindeki ta-t'ong ve pekin'i geri almaya karar vermişti. ancak o sırada hüküm süren kıtay hükümdarı ye-liü hien (968-982) ile komutanları çin fetih teşebbüsüne karşı büyük bir direniş göstererek çin saldırısını kırmışlardı. çin hükümdarı pekin'e (o zaman yeu-çeu veya yen-king deniyordu) kadar ilerlemiş ve kuşatmaya başlamış, fakat pekin'in kuzey-batısında kaoleang-ho nehrinin yakınlarında kıtay komutanı ye-liü hieu-ko tarafından mağlup edilerek pekin yolu üzerindeki ço-çeu'ya kadar bozgun hâlinde geri çekilmek zorunda kalmıştı.
    986'da imparator t'ai-tsong yeni bir teşebbüste bulunmuştur. kıtay hanı ye-liü hien ölmüş yerine, dul hatun siao-şe'nin naipliğinde ye-liü long siti adında (983-1031) on iki yaşında bir çocuk geçmişti. fırsat uygun gözüküyordu. ts'ao fin, p'an mei ve yang ye adlarındaki generaller tarafından yönetilen çin ordusu birçok kola ayrılmış, bir kısmı t'a-tong'a, diğerleri pekin'e yürüyüşe geçmişti. soldaki kollar t'a-tong yöresini ele geçirmekte başarılı olmuşlar, fakat sağdakiler ço-çeu'yu aşamamışlar ve sonunda kıtay generali ye-liü hieu-ko tarafından, ço-çeu'nun güney-batısında ki-keukuan'da mağlup edilerek pekin ile pao-ting arasındaki kiü-ma-ho nehrine kadar çekilmişlerdi290. "t'ong-kien-k'ang-mu” denen ye-liü hieu-ko onlara çeng-ting ve ho-kien-fu'nun kuzeyindeki şano geçidinde yetişmişti. çinlileri nehre dökerek pek çoğunun ölmesine sebep olmuştu. kıtaylar şen-çeu'yu (çeng-ting'in yakınında), tö-çeu'yu ve şuen-tö'yü ele geçirmişler, fakat daha güneye doğru inmeyerek çin'i büyük bir felâketten kurtarmışlardı (986). sâdece 989'da çinliler kuvvetlerini toparlayarak kıtayları pao-ting-fu yakınlarında yenebilmişlerdir.
    tibet ırkından olan tangutlar xı'inci asrın başlarında ordos ve alaşan'da, çin'in şen-si eyaleti için sürekli bir tehlike teşkil eden si-hi’da teşkilatlanmışlardı. bu devletin kurucusu olan çao pao-ki veya diğer ismiyle li ki-tsien (ö. 1003), o sıralar bütün doğu gobi'nin göçebelerine hükmeden kitaylar tarafından 990 yılında si-hia hükümdarı olarak tanınmıştı. 1001 yılında çin'in elinden ning-hia yakınlarındaki ling-çeu'yu veya ling-wu'yu almışlardı. buradan pek uzak olmayan halaçar'da si-hia hükümdarının başkenti vardı. böylece song'ların imparatorluğu hem kuzey-doğu'da kıtaylar, hem de kuzeybatıda si-hia'lar tarafından tehdit altına alınmış oluyordu.
    üçüncü song imparatoru çen-tsong zamanında kıtay hanı ye-liü longsiü 1004 yılında ho-pei'nin güneyine bir sefer düzenlemiş pao-çeu'yu (şimdiki pao-ting), kie-çeu'yu (ta-ming), hattâ çin başkenti k'ai-fong'un karşısında olan ve ancak sarı nehrin yatağı ile birbirinden ayrılan ts'ing-fonghien'i almıştı. k'ai-fong'da korkak dalkavuklar imparator çen-tsong'a başkenti nankin veya ssö-çu'an'a almasını tavsiye ediyorlardı. imparator bu teklifleri reddetmekle kalmamış ayrıca oldukça cüretkâr bir işe başlamıştı. sarı nehrin kuzey kıyısında şen-çeu veya çen-şeu denen müstahkem mevki hâlâ dayanıyordu. bu mevkide kıtaylar tarafından kuşatılmış olan gözü pek bir çinli yüzbaşı olan li ki-long onları hazırladığı bir tuzağa çekmiş ve pek çok kıtaylı’nın ölmesini sağlamıştı.eğer bu şehir düşseydi kıtaylar kai-fong'un tam karşısındaki sarı nehre ineceklerdi. imparator çen-tsong kai-fong'dan çıkarak "ateş hattındaki” şen-çeu'nun istihkâmlarına gelme cesaretini göstermişti. bu azimkâr davranışı kıtayların aynı şehirde barış imzalamalarını sağlamıştı (1004). sınır 936'daki şekliyle kabul edilmiş, böylece pekin ve ta-tong kıtaylara, pao-ting ve ning-wu çinlilere kalmıştı. bu sınır ho-pei'yi, çin'in elinde kalan pa-çeu'da ve şan-si'yi, dağları yine çin topraklarında kalan wu-t'ai-şan'ın kuzeyinde kesiyordu.
    1004 yılındaki barış bir asır boyunca devam etmiştir. pekin ve ta-tong'a sahip olmaktan memnun olan kıtaylar bununla yetinirlerken o iki şehir hariç bütün çin'e sahip olan songlar da eski topraklarını geri almaya teşebbüs etmemişlerdir. kıtaylar ihtiraslarını kore ve gobi'ye taşımışlardı. kore tarafında saldırıları geri püskürtülmüştü çünkü koreliler onlara karşı usurili tunguz halkı olan cürçetlerin desteğini sağlamışlardı (1014). gobi tarafında kıtaylar 1009'da uygurların elindeki kan-çeu ve su-çeu gibi batı kan-su şehirlerini almışlardı. 1017’de, daha ilerde görüleceği üzere islâm- bir türk boyu olan karahanlıların ülkesinin elinde olan kâşgarya ve ısık-kul fethine kalkışmışlardır. ısık-kul'un batısındaki yukarı çu üzerinde karahan başkentlerinden balasagun'a sekiz gün mesafeye kadar fakat kâşgar'daki karahan hanı tuğhan tarafından geri püskürtülmüşlerdi.
    13. yüzyılın ilk yarısında 1211(koyun yılında) kitat halkına karşı sefer yaptı.fuceo’yu aldı, tilki geçidini aşarak süan-dei-fu’yu da daldıktan sonra, cebe ile guyinegunekba’atur’u öncü olarak ileri sürdü.çabçiyal’a geldikleri zaman bu geçidinin müdafaa edildiğini gördüler. o zaman cebe: “ ben onları hile ile çekip çıkarayım ve hareket haline getireyim. savaşmak niyetiyle çıktıktan sonra onlara hücum ederiz!” dedi. onların çekilmesi üzerine, kitat ordusu mevzilerini terk ederek, tam da cebe’nin istediği gibi moğolların peşine düştü.tüm dağ ve dereleri kitat ordusu doldurdu. fakat süan-dei-fu dönemecine varınca cebe birdenbire cephesini değiştirdi ve uzun bir kol haline gelen düşmana saldırdı. bu savaş sonucunda cengiz han kitanlar karşısında galip gelmiştir. bu galibiyet sonunda kitanlarla anlaşılmış ve siyasal üstünlükle birlikte kitanlardan bol miktarda ipek elde edilmiştir. ancak bu barışın uzun süreli olmadığını nitekim 1214 köpek yılında cengiz kagan, cao-gonlar’a yolladığı elçilerin kitanlar tarafından alıkoyulmasına, kitanların barış şartlarına uymamasına çok sinirlenir. büyük han’ın öfkesi kitan askelerinin kesilmiş bir ormana benzetilmesine sebep olacak, hatta açlıktan kırılan askerlerin cesetleri yediği ifade edilecekti.
    kıtanların ana yurdu da mançurya idi. kaynaklarımız onlardan ilk söz ettiği zamanlar, şimdiki jehol ilinin kuzeyinde liao ırmağı’nın yukarı tarafları ile aynı ırmağın bir kolu liao-he müren yakınlarında bulunuyorlardı. çinlilerin sung-mo adını verdikleri bu coğrafya yeşillikleri bol ırmak vadilerinden ve çam, kara ağaç, söğüt gibi ağaçlarla örtülü dağlık bölgelerden meydana geliyordu. yaz yağmurları otlakların ihtiyacı olan nemi karşılıyordu. bin yıl önce herhalde bugünkünden çok daha geniş olan bu ormanlarda özellikle geyik, sonra da yabanî domuz, pars ve ayı gibi yabanî hayvanlar bol miktarda bulunuyordu. kıtanların oturduğu yerler batıdaki bozkır bölgesi ile mançurya’nın doğusundaki dağlık alanların ortasında idi; güneyde bu bölge çin’in kuzey taraflarına ve çin’den gelen köylülerin tarım için yerleşmeye pek uygun buldukları liao ırmağı’nın aşağı mecrasına dayanıyordu kıtanlar 1020’de kore ile barış anlaşması yapıp, iki ülke arasında yalu nehri’ni hudut tesbit etmişlerdi. bu yüzden onların sınırının eskiden yalu nehri’nden doğuya geçmediğini söyleyebiliriz.
    ünlü tarihçi l. n. gumilev genel olarak kıtanları, batı mançurya’nın kuzeyindeki nonni nehri’nden, güneyde liao-he nehri’ne kadar uzanan bozkır bölgesinde varlıklıklarını sürdürmüş olmalarından bahseder.

    *kıtanların hükmettikleri coğrafya, kaynak; bozkır imparatorluğu, rene grousset
    eski moğol asıllı halkların temel üretimleri hayvancılığa dayanır. savaşlarda en önemli rolü atlı savaşçılar oynadığı için, halklar at yetiştiriciliğine özel bir önem vermişti. at bozkır ekonomisinin belkemiği, üretilen ana maldı, ulusun zenginliği de onda idi. çok kokulan jüt, yani otlakların donması gibi kimi doğal felaketler gelip çatmadıkça bozkır, oldukça az olan iç gereksinimi çok aşacak sayıda at üretebilirdi; üretiyordu da, gerçek iç talep, üretim gücünün her zaman altındaydı. çin kaynaklarında; kıtanlar iklimi ve otları izleyerek sürülerini otlatıyorlar, sık sık göç ederler denmektedir. kıtan dilinde “neben” denilen bir terim vardı ki. çin tarihçilerine göre, bu kelime “göç etme” anlamına gelmektedir. belki de bu kelime moğolca’nın “negun, nuuh-göç etmek” kelimesiyle aynı köktendir. buna göre kıtanlar gerçek göçebedir, fakat vııı. yüzyılda devlet kurduktan sonra, yerleşmeye başlarlar. çin kaynaklarında; kıtanların avda domuz ve geyik avlamak için dua ettiklerinden bahsedilir.kıtanlara bir çok kez saldırdılar ve hazinelerindeki büyük baş hayvanları ele geçirdiler ve bunları ödül olarak aralarında bölüştüler denmekle beraber. kıtanlar için yağmalamaktan ve soygun yapmaktan hoşlanıyorlardı, şeklinde yazılıdır. yağmalar yapmanın en büyük sebebi ise çinlilerin göçebe kabilelerle ticareti kesmeleri yüzündendir.
    kıtanlar, kök türk ve uygurlarla aynı hayat tarzı yaşadıkları için, onların içtimaî hayatlarından büyük farklılık göstermiyorlardı. moğol halkların hepsi aşağa-yukarı türklere benzer şekilde çadırlar halinde bir nevi köy hayatı yaşıyorlardı. bu hususta tarihçiler; kıtan toplumsal örgütlenmesinin tipik özelliği askeri nitelikteki kamplarıdır. bu merkez için kullanılan öz türkçedir. bu bütün dünyaca kabul edilen terim, birçok iç asya dilinde de görülen ordu kelimesidir. her hükümdarın barışta muhafız alayı, savaşta seçme askeri işlevi gören bir ordusu vardı. bir orduya bağlı savaşçı hanelerin nüfusu 15000 kişiyi buluyordu.
    moğol asıllı halklar kendi yöneticileri olan kök türk ve uygurların hukuklarına uymak zorunda idiler. kök türklerde, ceza hukuku hususunda, asiler, katiller ve evli bir kadına tecavüz edenler ya da atların koşum takımlarını çalanlar ölüme mahkum ediliyorlardı. başkalarının kızlarına tecavüz edenler, ağır para cezasına çarptırılıyor ve malına el konuluyor, suçu işleyen de hemen mağdura evlenmeye mecbur ediliyordu. kavgada birini yaralayan ise, yaranın ciddiyetine göre, işlediği suçun karşılığını, verdiği mallarla tazmin etmek suretiyle cezalandırılıyordu. at ya da buna benzer eşya hırsızları, ceza olarak çaldıkları malların on katından fazlasını karşılamak zorundaydılar.
    kıtan halkının dinî inanışı asya’da göçebe halinde dolaşan diğer kabilelerinkinden pek farklı olmadığı için tabiat kuvvetlerine inanma da mevcuttu. zaten sonraki dönemlerde yaşayan moğollar tabiatta bazı gizli kuvvetlerin var olduğunu sanıyorlardı. fiziki çevrede bulunan dağ, deniz, ırmak, ateş, fırtına, gök gürültüsü, ay, güneş, yıldızlar gibi tabiat şekillerine ve hadiselerine karşı hayret ve korkuyla karışık bir saygı hissi eskiden beri olmuşturkıtan inancının işaretlerinden “ongon” (atalarının suretlerinin ağaçtan yapılmış şekli) moğolistan’da yapılan kazılarda ele geçirilmektedir. l. n. gumilev, kıtanlarda uygulanan bir âdete göre, düşman bir ülkeye savaşa gidilirken, kendi günahkar atalarının ruhu için “kefaret kurbanı” getirilerek “bir okla oklanırdı.” savaş bittikten sonra ise düşmanlardan birinin ruhunu kurban ederlerdi. fakat bu defaki, “şükran kurbanı” olarak düşünülüyordu. m.ö.ıı. yüzyılda, aynı âdet, hunlarda mevcut olduğuna değiniliyor. glazkovo kültürünün güney kolunun temsilcileriyle kıtanlar’ın kesin ilişki içinde bulundukları biliniyor. şu halde, kesilen kurbanların savaş tanrısı ilbis’e değil, muhtemelen, kana doymayan atalar ruhuna adandığını söyleyebiliriz” diyor.
    moğolların ölü gömme ve cenaze adetlerin türklerden farklı bazı yanlarının olduğu anlaşılıyor. mesela kıtanlarda, “ana babasının ölümüne ağlayanlar korkak sayılıyordu. cesedi bir tabutun içinde ve dağdaki bir ağacın üstüne konuluyordu. üç yıl sonra kemikler toplanıp yakılıyordu. bu sırada yere şarap dökülerek adakta bulunuluyor ve dua ediliyordu.

    bibliografya
    temir,ahmet, moğolların gizli tarihi, ttk yayınları,ankara 2016
    eberhard,wolfram,çin’in şimal komşuları, ttk yayınları, ankara 1996
    grousset, rene, bozkır imparatorluğu, çev. m. reşat uzmen, ötüken neşriyat, istanbul 2014
    gökalp, cevdet, çin kaynaklarına göre shih-wei kabileleri, ankara, 1973.
    kaya, mehmet levent, moğolların gizli tarihçesi, kabalcı yayınevi, 2011.
    golden, peter b, türk halkları tarihine giriş, çev. osman karatay, ötüken neşriyat,istanbul, 2002
    avirmed,enkhbat, kök türk ve uygur çağında moğol asıllı halkların siyasi ve kültürel durumları-6. ve 9. yüzyıllarda-, doktora tezi, ankara 2011
  • çin'de m.s. 10.-12. yy. civarlarında 2 asrı aşkın süre hüküm sürmüş liao hanedanının ve karahitaylar'ın mensup olduğu, batıya doğru kalabalık göçleri türki halkların batıya ilerlemesinde pay sahibi olmuş mongolik kavim.