şükela:  tümü | bugün
  • 2012'de vizyona girmis,fransa-belcika ortak yapimi,basrollerini fransiz komedisinin demirbasi diyebilecegimiz charles berling ve patrick bruel'in -kendisi sarkici ve oyuncu ki tipi de hic yabanci degil- paylastigi komedi filmi.
    fransa'nin oscari olarak bilinen cesar odulleri'ne (bkz: cesar odulleri) 5 dalda aday gosterilmis.

    bir fransiz ailesi ve bir gecede ayni mekan icinde yasadigi olaylar anlatilmis ki izlemeye baslamadan once sikici olacagini dusunmeme ragmen beni yaniltti.

    her sey ev sahibesinin kardesinin ogluna ''adolphe'' adini koyacagini soylemesiyle basliyor ki bu isim de herkese adolf hitler'i cagristirdigindan olaylar cigrindan cikiyor ve surukleyici bir hikayeyle izleyicilere anlatiliyor.

    oyunculuklarin ve hikaye isleyisinin yani sira muzikleriyle de beni benden aldi lakin fransiz filmine ingilizce muzikler izleyici biraz rahatsiz edebiliyor ama sarki secimlerinin guzelligi,ki bunun sebebi cogunlukla efsane debbie reynolds sarkilarina agirlik vermeleri olabilir-bu kusuru ortuyor diyebiliriz.

    kisacasi 1 saat 45dakikami verdim ve pisman degilim.
    kafa dagitici.
  • fr: isim, ad, ön ad.
  • allahım gece gece keh keh keh ne güldüm ne güldüm! fransız komedisini sevdiğimden mi bu kadar güldüm yoksa film mi gerçekten çok iyi bilemedim. öncelikle patrick bruel hakkında önceden yazdığım entryyi (bkz: #37739235) tenzih ediyorum. bu herifin ilk filmi mi, aktörlüğü önceden de vardı da ben mi kaçırdım bilemedim ama, oyuncu şapkasıyla vincent karakteri - a pure dallama - cidden muazzam.
    zaten karakterlerin hepsi gayet incelikli ve tipik özellikleri detaylıca vurgulanarak başarıyla aktarılmış.
    olayın örgüsü, iniş çıkışları, esprilerin zamanlaması ve niteliği, hepsinini birbirini ahenkle tamamladığı müthiş keyifli bir durum komedisi. genel değerlendirmem 8/10. 1 puanı müzikleri fransızca olmadığı için, 1 puanı da abartmamak için kırdım.

    --- spoiler ---

    erkek çocuğun, dul annesinin aşk hayatına bu kadar maskülen bakması mevzubahis vincent değil de sanki bizim ismail, rıza, arif'miş hissiyatı bıraktı. tabi bizim kültürümüzde zaten yadırganmadığından o kısımlar da hiç sırıtmadı, aksine yeterince komikti.

    --- spoiler ---
  • kesinlikle gerilim filmleri kategorisinde olması gereken film. bir odanın içinde geçmesine rağmen ciddi geriyor.
  • fransiz orta yas ustu arkadas, aile ortamini cok guzel islemis keyifli bir film.
  • ılk basta sıkılırım ben bundan diyerek baslanan, bittiginde de ya ne kadar kisa surdu diye dusunulen fransiz belcika ortak yapimi film. butun filmin ayni mekanda gecmesini zaten cok severim, bir de boyle insani bir duygudan digerine surukleyen tatli, samimi bir film yapmislar tam olmus iste. karakterler de tam kivaminda olmus. hepsinin ayri bir olayi var ve absurt bir durum da yok. kisacasi keyifli zaman gecirmek icin izlenilmesi tavsiye edilir.
  • başlarda gülümseyerek izlesem de tüm filmin aynı planda geçeceğini fark etmemle yarısında çıktığım film. şahsi kanaatime göre; benzer türe sahip carnage çok daha iyiydi bundan...
  • çok keyifli, lezzetli, teatrel film.
  • ilginç bir film.
    oyunculuklar biraz abartılı geldi, özellikle ev işlerinden sıkılan kadının tepkileri çok fazlaydı.

    izlendiği taktirde pişman olunmayacak ortalama bir film.
  • neredeyse tek mekanda geçen çok tatlı bir fransız komedisi.

    tek mekanda geçen filmler gerek oyunculuklarıyla, gerek absürt denilebilecek acayip karakterleriyle, gerekse muazzam diyalog akışlarıyla genel olarak tiyatro oyunundan uyarlanmış izlenimi verirler ve bir kısmı gerçekten de öyledir. (bkz: 12 angry men) bu film de öyledir. le prenom, aynı isimle 2010 yılında bernard murat yönetmenliğinde paris'te sahnelenmiş bir oyun imiş ve claude karakterini canlandıran oyuncu dışında, oyunda da filmdeki oyuncular boy göstermişler.

    ben oyunculukları hiç de abartılı bulmadım. kaldı ki - kişisel olarak çok gerekli bulmasam da - tek mekan filmlerinde, seyircinin dikkatini canlı tutabilmek adına oyuncuların sürekli devinim halinde olması ve tepkilerinin normalden daha büyük olması arzu edilen bir şeydir. şahsi fikrim, filmin çok başarılı ve de çok eğlenceli olduğu. tabii o incelikli faşizm eleştirisini de unutmamak gerekiyor. tam da bugünlerde izlemelik ve "bizim neden böyle tatlı dertlerimiz yok?" diye içlenmelik.

    bir de son söz olarak; sinema, yüksek bütçe demek değildir. kimse "paramız yoktu, gişe filmi çekmemiz lazımdı, anca bu kadar oldu," diye ağlamasın. sinema, hikayedir. sinema, gerektiğinde bir odaya koyduğun beş tane insana bir buçuk saat boyunca dinlemeye değer sözler söyletebilmektir. tabii bunun için de azıcık entelektüel birikim gerekiyor. sırf cinsiyetçi espriyle insan güldürmeye çalışırsanız, türk insanı komediden anlamıyor diye daha çok ağlarsınız.