şükela:  tümü | bugün
  • değerli sözlük yazarları ve okurları. her gün kadın-erkek ilişkileri, spor müsabakaları, diziler, ünlüler ve siyaset hakkında gerekli gereksiz uzun uzun enrtyler döşüyoruz bu platforma. bende bu entryleri tıpkı sizin gibi sürekli yazıp duruyorum. ancak sizinde bildiğiniz gibi ülke olarak bir süreçten geçiyoruz.

    ben kendimi iki kelimeyle tanımlayacak olursam bu kelimeler "ben muhalifim" olurdu. sadece siyasi anlamda değil kendi hayatımda pek çok şeyi eleştirir ve çoğunluğun düşüncesiyle ters düşerim. eminim aranızda benim gibi pek çok durumda muhalif olanınız vardır. biz muhalifler bu ülkenin azınlık kesimini oluşturuyoruz ne yazık ki.

    geçmişte çok seçim ve çok mücadele kaybettik azınlık olmamızdan dolayı. sırf çoğunluk seçti diye bu ülkenin doğrusuna da yanlışına da katlanmak zorunda kaldık bir çok durumda. son darbeyi ise 24 haziran seçimlerinde yedik. üstelik bu sefer sadece karşıt görüşümüz olan çoğunluğa değil aynı safta yer aldığımız kişilerde bize darbe indirdi. kemal kılıçdaroğlu, muharrem ince ve meral akşener'den ve temsil ettikleri partilerinden bahsediyorum. seçimin üzerinden yaklaşık 3 ay geçti. bu 3 ayda ülkemiz hem daha fakirleşti hem dış ülkelerle yaşanan sorunlar tırmandı hemde geleceğe dair daha da ümitsizleşti. ülke tarihine 10 ağustos 2018 tarihi devülasyon kriziyle kara bir leke olarak geçti. bütün bu gelişmeler yaşanırken ve hükümet birçok hatalı, yanlış karar alırken demin saydığım isimler kendilerinden beklediğimiz, vazifeleri olan etkili muhalefet işini yapmak yerine her biri ayrı ayrı kendi koltuklarını muhafaza yoluna gittiler. geride kalan biz muhalif azınlık ise sadece sosyal medyadan ve sözlükten küfürler ederek, lanetler okuyarak kendi gazımızı almakla kaldık. çünkü yalnız kaldık, küstürüldük ve söylemek istediklerimizi bizim yerimize söyleyecek bir liderimiz veya partimiz olmadı. medyaya bile ekonomik kriz ile ilgili yeterince haber yapması konusunda baskı yapamadıkları için hükümet halkın ekonomik krizi, ülkemiz üzerindeki ekonomik bir tehdit olarak algılamasını sağladı. cuma namazı hutbelerine kadar rahatça kitleleri manipüle edebildiler. kimsede çıkıp "kardeşim bu nasıl iştir!" diye sitem etmedi bizim adımıza.

    peki biz şimdi ne yapacağız? öylece oturup sözlükte "svihs" yazmaya devam mı edelim? bir liderin çıkıp bizi arkasına katıp peşinden sürüklemesini mi bekleyelim? sırf çoğunluk yanlış tercih yaptı diye onların ateşinde onlarla yanmayı kabul mu edelim? ülkemizi bu kesim insanlara terkedip yaban ellere mi gidelim? (sanki o kadar kolaydı da). sokağa çıkıp isyan başlatıp gerekirse iç savaşı göze alarak bu ülkede artık bir şeyleri kanla da olsa değiştirmeyi mi deneyelim?

    aman banane herkes ne hali varsa görsün, diye düşünebilirsiniz. iyi ama gerçekten hayatımızdan ne kadar memnunuz? norveç'te, ingiltere'de doğmadık diyemi onlarınkinden daha zor şartlarda bir hayat yaşamak zorundayız yani. bilmiyorum belki saçmalıyorum ama ben çoğunluk olan %52'lik kesimi kendi tarafımıza çekmek veya bir araya gelerek en azından bir farkındalık oluşturabilecek gücü oluşturabilecek, tek yapması gereken iyi bir teşkilatlanma olan bir kitle olduğumuzu düşünüyorum. bana katılmayabilirsiniz zaten başlığı asıl açma sebebim muhalif kesim olarak önümüzdeki süreçte yapmamız gereken şeylere yapıcı çözüm önerileri sunmanız. belki bu sayede en azından kendi tarafımızda gördüğümüz parti ve liderlere gereken cevabı verebiliriz de kendi asli görevleri biraz olsun akıllarına gelir. lütfen herkes yapıcı ve çözücü düşünceleri kendince paylaşsın. çünkü bu dümen böyle gitmemeli. biz değiştirebiliriz bir şeyleri.
  • (bkz: para bulmak)

    cogunluk dedigin kitleyi para tutuyor bir arada.

    varsa o kadar para, sen de beslersen o guruhu, sana da gelirler. baska turlu cogunluk olamazsin bu saatten sonra.
  • türkiye devrim yapılacak bir ülke değil, ancak evrim mümkün, kastım şu: aşama aşama düzelecek. muhalif olmak tek başına bizi mahallenin delisi yapar. programı olmayan muhalefet anlamsız, faydasız ve örgütsüzdür. peki programımız ne olmalı? zor soru budur. yaklaşık 30 yıldır dünyanın sol kutbu yok, sol için çekim merkezi yok; sol humanizm, çevre bilinci, hayvan hakları, gelir adaletsizliğinde makul iyileşmeler... gibi tali konulara indirgendi tüm gelişmiş batıda. yani solu sol yapacak olan bir program kalmadı. "dünyanın bütün işçileri birleşin" mottosu da artık anlamını yitirmeye başladı yoğun makineleşme nedeniyle. yani işçilerin "üretimden gelen gücü"nde büyük bir kayıp yaşanıyor. sonuçta sosyalizm kapitalist ekonomi içinde eski dayanaklarını yavaş yavaş yitirmekte, güç kaybetmekte.

    türkiye için sol chp, dsp gibi kitle partileri olmuştur, daha doğrusu sol bu alana hapsedilip, pasifize olmuştur, diğer yanı da etnik kürtçülük politikası tarafından esir alınmıştır.

    iç kararttım farkındayım. kahramanlar çağı kapandı bence, sakin, sessiz ve kendi dönemimizi yaşayacağız, geleceğin karanlığı parçalayacak bilgi ile aydınlanacağını umacağız. temel bir argumandır: kendisine yardım edilmesini istemeyen kişiye (topluma) yardım edemezsiniz. toplum ezile ezile öğrenecektir, başka seçeneği yok. gelişmiş dünya söz çağındadır, biz ise eylem çağındayız, söz bizim toplum için ifadesizdir. bize acı ve zor lazım.
  • başlığı açan yazara öncelikle teşekkür ederim, düşüncelerimiz 100% aynı. görüpte eleştirdiğimiz bu ülkenin tüm sorunlarını çözmek için, kısa vadeli kalkınma planları (eğitim,sağlık,ekonomik,güvenlik vb.) belirlenip uygulanması gerekmektedir. oecd raporu'na baktığınızda ülkemizin sonlarda olduğunu görebilirsiniz bu konularda.. aksiyonlarda geç kalan, dünya düzenine ayak uyduramayan, yenilikleri takip etmeyen bir ülke konumundayız malesef. aksiyon almaya başladığımızda bir yerlere gelmeyi hayal edebilecek duruma geliriz.
  • (bkz: kitle)
  • bekleyeceksiniz! ''bir musibet bin nasihatten iyidir.'' lafı boşuna çıkmadı bu topraklardan.musibet tepemize iyice çökmeden anlamayacak bu millet.
  • gözaltına alınmak.
    güzel bir eylem.

    (bkz: 15 eylül 2018 3. havaalanı gözaltıları)