şükela:  tümü | bugün
6 entry daha
  • günümüzde halen edebiyatımızda fantastik edebiyat ürünlerinin kabul görüp görmemesini tartışırken, bu tartışmalardan yüzyıllar öncesinde bu topraklarda zuhur etmiş bir fantastik edebiyat eseridir.

    giritli ali aziz efendi’nin üç hikâyeden mürekkep meşhur “muhayyelât”ını, 2004’te basılan mısır şehzadesi ve ruhlar âlemi, simyacı ve sırları, hz. süleyman’ın mührü adlarıyla basılan üç kitap şeklindeki günümüz türkçesi aktarmalarından okumuştum. türü dışında 1797 gibi erken bir tarihte eski halk hikâyeleri geleneği ile batı edebiyatının nesir tarzını bir araya getirmesi açısından da hayli ilgimi çekmişti.

    ilk hikâyede* asıl ve nesil adlı iki şehzadenin olağanüstü mahlûklar arasında başlarından geçen olaylar, ikincide* lebib adlı bir bezirgânın oğlu olan cevad’ın hikâyesi, üçüncü hikâyede* ise daha çok şeyh izzeddin adlı büyük bir mutasavvıfın çevresinde geçen olaylar anlatılmaktadır. gotik edebiyatın ilk yapıtı sayılan horace walpole’un meşhur “otranto şatosu”nun yayınlandığı 1764’ten otuz küsur yıl sonra bu anlamda fantastik bir eserin yazılmasını, hem de nesir tarzında, osmanlı toplumundan bir okur-yazar kimsenin yazmasını oldukça enteresan bulmuştum. divan edebiyatı, doğrudan perileri, cinleri konu edinmeyip doğaüstü unsurları, aşk, kahramanlık vb. temaların sahne dekoru olarak kullanır* malum.

    batıda gotik edebiyatın çıkışı, bizde batı edebiyatının ve tarzının tanındığı dönemlere tekabül eder. o dönemde batıda bile gotik edebiyat ucuz edebiyat olarak görülmüş kabul görmemiş. bizde ise batı edebiyatı tarzında yazanlar, okuyanlar, halka gerçekleri anlatma peşinde gerçek şeyler yazılmasının taraftarı olmuşlar. mistik temalara temas ettiğinden divan edebiyatı bile kabul görmemiş, divan’a gelirsek o da hiçbir zaman korku hikâyesi anlatma derdine düşmemiş. özetle cinler, periler divan edebiyatı için dekorken, batı tarzı edebiyatla iştigal edenler için halkın boş inanışlarını ti'ye alan unsurlar olarak görülmüş. bu konuda tek istisna sözlü edebiyat yani halk edebiyatımızıdr, kendisi de “hayal” olarak nitelendirilen karagöz hacivat fasıllarıdır, meddah hikâyeleridir.

    peki muhayyelat bu tartışmaların neresinde?

    muhayyelât yazılmasından çok sonra ilk olarak 1852’de yayınlanmış, 1867’de ve 1873’te tekrar baskısı yapılmış. dönemin yazarları tamamen terk edilmesi gereken ve gerçek dışı olarak nitelendirip alaya almışlarsa da popülerleşmesine engel olmamış. yeliz özge toyman'ın “nazlı eray’ın roman dünyasında düşsü ve büyülü gerçekliğin kurgusu ile fantastik unsurlar” adlı yüksek lisans tezinde geçen bir tespiti vardır: “şemseddin sami, ahmet mithat efendi, mizancı murad, nâbizâde nâzım ve sâmi paşazâde sezâi gibi pek çok tanzimat dönemi sanatçısı, fizikî gerçekliğe aykırı gerçek dışı ve gerçeküstü olayları kurtulunması gereken bir hastalık olarak değerlendirmişlerdir.” diye. dönem yazarlarında (namık kemal de başını çekmektedir) bu türden edebiyatı "kocakarı edebiyatı" olarak nitelendirme durumu söz konusudur. yine aynı tezde okumuştum, sadece batı tarzı edebiyata yaklaşanlar değil, eski edebiyatı savunan muallim naci de muhayyelat'ın fantastik unsurlarla dolu olmasını bir kusur olarak görmüş.

    toyman tezinde, “muhayyelât-ı aziz efendi (1796) fantastik türün ilk örneklerindendir. çünkü tanzimat döneminin olağanüstüye karşı savaşına tezat bir kurguyu içerir.” saptamasında da bulunmaktadır. muhayyelat bir anlamda eski halk hikâyelerinin ve ocak başı sohbetlerinin etkisini yansıtan bir eser olması açısından edebiyatımızda bir ilktir. türk öykücülüğü açısından ilk modern öykü denemesi olup olmadığı tartışmalı olsa da modern anlamda fantastik edebiyatımızın ilk adımıdır.

    bu kısım biraz şahsi olacak; 2014 senesinde fabisad’ın düzenlediği gio ödüllerinde ilk kez takdim edilen “mavi anka” ödülünün bu açıdan 1992’de “ay falcısı” romanını giritli ali aziz efendi’ye ithaf eden nazlı eray’a verilmesi, yine aynı törende illüstrasyon dalında ödül alan evren ince’nin “muhayyelât”ı nakşetmiş olmasını hayli anlamlı bulmuştum. sayısız fantastikçiye ilham bahşetmeye devam edeceği muhakkak.

    ek bilgi olarak; fatih danacı’nın arşivinden bana gönderdiği muhayyelat’ın osmanlı döneminde yapılmış bir basımının (muhtemelen 1870'lerde), ilk sayfasının transkripsiyonunu da bu entry'e yazalım: (parantez içlerinde günümüz türkçesi ve açıklamaları yer alıyor)

    -------------------alıntıdır------------------------------------------

    muhayyelât-ı ledünni-i ilahi-i giridî ali aziz efendi” (giritli ali aziz efendi’nin muhayyelât’ının tam ismi. ledün; manevi bilgi, gayb aleminin bilgileriyle alakalı bir tabirdir.) 1211 (1797)

    efendi-i mumaileyh (ismi geçen efendi) tarih-i mezburda (verilen tarihte, yani yukarıdaki tarih) iş bu kitabın telifine muvaffak olmuş (kitabı yazmayı başarmış)/ ve evvel vakit sefaret-i memuriyetle (elçilik memurluğu) prusya tarafına gidip bin on üç (yani 1213, 1798’de)/ tarihinde orada rihlet buyurmuştur (vefat etmiştir)/ ulum-u tasvif (ilimler ile vasıflandırılmış) ve hikemiyede (hikmet) mahir/ ve her fende usul-i gamıza(?) (muhtemelen her bilimin anlaşılması zor esaslarında deniliyor) ve ecvibe-i meskute-i vazıh-ı iradına kadir olduğundan (hakkında bir şey söylenilmemiş şeyleri açık eden cevaplar getirmeye gücü yettiğinden)/avrupa hikmesinden meşar bi’l-benan olan (parmakla gösterilen)/bazı kesanın (kişilerin) devr-i felekiyat (yıldızların hareketi)/ ve istikat-ı anasır ve tabiat-ı saireye (elementlerin ortaya çıkışı ve hareket eden âleme) dair vaki’ evvela suallerine (önce sorularına)/irad eylediği (cevap getirdiği) cevab-ı hikmiyanesine (hikmetli cevabına) mahsus risale gune(?) (risale tarzı?) tertib ve tahrir (düzenlenmiş ve yazılmış)/etmiş olmağla anın (onun) mütalaasından (okunmasından) merhum-ı mumaileyhin (adı geçen merhumun) derece-i/malumanı (bildiklerinin derecesi) malum erbab-ı ilim olur ve tasavvuftan “varidat” nam telifi (varidat isimli eseri)/ ve sair müellifatı (çeşitli eserleri) vardır lakin varisleri kadrini bilemeyerek/telef ve zayi etmişler ise de bazısı merhum-ı/mumaileyhin (adı geçen merhumun) bazı ahbabı eline geçerek/tahrir ve neşr eylemişler deyu iş bu/kitabın zuhurunda muharrir(tahrir eden)/mestur der kudüs serh (kitabın ortaya çıkışında saklanmış olan kutlu kitabı kurtaran yazardır, yani yukarıda bahsi geçen ahbaplarından biridir).”

    -------------------alıntıdır------------------------------------------
1 entry daha