şükela:  tümü | bugün
  • bu topraklarda ya$ami$ hititli ta$ hatun.

    (bkz: sumer dini)
  • iyi yürekli, kadim dost.
    ayrıca cengaverdir kendisi. çantasına saldıran kapkaççıya içindeki devi gösterip, çantasından asla vazgeçmeyen cesuryürek.
  • 2 aralık 2017 tarihinde süreyya operasında prömiyer yapacak olan ninatta operası mehmet ergüven tarafından sahneye hazırlanıyor. ekim ve kasım aylarında yeni bir opera ve bale sahnelemeyen idob umarım bize keyifli bir eser hazırlıyordur. eserşn diğer gösterim tarihleri ise 5-6-8 ve 9 aralık 2017 süreyya operası olarak belirlenmiş.
  • sanırım türk opera tarihinin, ilk operaya benzeyen opera eseri olmuş. nasıldı güzel miydi derseniz, emeğe saygı der susarım. gerçi bu kadar genç bir bestecinin, bana hitap etmese de böyle bir eser ortaya koyabilmesi olağanüstü bir durum. kırk yıllık bestekarların başka dünya gibi garipliklerinin çok ilerisinde.
    ek 1-a: o kadar da genç değilmiş, 40 yaşındaymış. sahnede daha genç görünüyordu.
  • operadan bahsedilmiş, rejisörden bahsedilmiş iyi hoş da besteciden bahsedilmemiş.

    neden türk opera tarihinin en eli yüzü düzgün operası olduğunu merak edenler için ;

    (bkz: evrim demirel)
  • bu akşam prömiyerini süreyya'da izlediğim türkçe opera. başta besteci evrim demirel olmak üzere tüm emeği geçenlerin eline sağlık. diğer türkçe operalara nazaran başarılı buldum. fakat hitit uygarlığında geçen bir hikayede karakterlerin niçin 20. yüzyıl kıyafetleri giydiğini ve sahnenin kenarındaki monitörün orada ne aradığını düşünmeden edemedim.
  • evrim demirel'in bestelediği, ahmet ümit'in librettosunu yazdığı(ama beceremediği) ve mehmet ergüven'in rejisörlüğünü yaptığı iki perdeli ninatta operası türk opera tarihine ismini yazdırmıştır. çağdaş operalar önü açık ve sorgulanamaz şeyler barındırıyor olabilir fakat opera stilinden çıkmak ne kadar doğru tartışılabilir bir konu.
    operada librettodan doğan problemler nedeni ile bazı şeylerin oturmadığını görmekteyiz. hayatında daha önce hiç librotto yazmamış olan ahmet ümit ilk denemesinde bence başarısız olmuştur. operadan ziyade skeçli operaya daha yakın bir üslup vardı. kitabı okumayan birisinin oyunu anlaması imkansız demek yersiz olmaz ki ben okumama rağmen anlamadım. sahne temaları ve motifler harika işlenmiş fakat developman süreci iyi işlenmemiştir. bu sıkıntının librettodan kaynaklandığını düşünüyorum. oyun içirisinde(librettosunda) yüz kere "ninatta" kelimesi geçmektedir. bu durumda librettonun iyi olmadığını gösterir.

    dikkatimi çeken diğer bir konu ise, operada projeksiyon cihazı ile ağlayan çocuk fotoğrafları, savaş aletleri, çiçek böcek fotoğrafları gösterildi. opera tarihinde olmaması gerek bir durum bu. bana o çocuğun fotoğrafını niye gösteriyorsun? o zaman bütün operayı fotoğraflarla anlat ve yeni bir akım başlatmış ol! fotoğraflardaki o çocukları, el bombası içindeki çiçekleri göstereceğine oynayacak adam; sahne-dekor tasarımı yapan adama da bu cisimleri yaptır. burada ise eşeştirim rejiye.

    oyun günümüz dünyasından bakılıyor olması yaratıcı bir durum fakat bunu anlamak çok güç. günümüz dünyasından 3200 sene evvele bir cep telefonu kamerası ile eşlik edilmesi çağdaş opera tarihinde belki de bir ilk olmalı. r. wagner bunu görseydi tepsini ne olurdu çok merak ediyorum gerçekten. diğer bir konu kostüm! hitit uygarlığının 20. yy kıyafetleri giydirilmesi de neyin nesi? mehmet ergüven'in dediğine göre, "dört artı dört beş ederse ben de 10 eder diyorum." gibi bir yorum getirmek oldu.

    sonuç olarak oyunun neresinden bakarasak bakalım elimizde mutlaka bir şeyler kalıyor olması ya da diğer bir seçenek biz gerçekten bir şey anlamıyoruz, bilmiyoruz; opera çok güzel kurgulanmıştır... olmalı.

    evrim demirel'e gelecek olursak, operasını yazarken belli ki richard wagner ve igor stravinsky'den etkilenmiş. bir ara "stravinsky'in ateş kuşu'ndan bir bölüm mü çalıyorlar bunlar?" diyesim geldi. bir bestecinin başka bir besteciden etkilenmesi kadar doğal bir şey yoktur. bu sebepten ötürü bir eleştirim yok.
    umuyorum ki bu tür operaların devamı gelir ve türk opera tarihi diğer çağdaş toplumlarda olduğu gibi önemli bir yere yerleşir.

    ninatta’nın bileziği

    ninatta’nın bileziği, türk yazar ahmet ümit tarafından 2006 senesinde kaleme alınmış epik
    dilli bir romandır. roman 3200 sene evvel anadolu’da hüküm süren hitit uygarlığı’nda
    geçmekte olup soylu bir ailenin kızının bir hitit komutanına duyduğu aşkı ve yaşananları
    konu almaktadır.
    yazar ahmet ümit, ekseriyetle polisiye eserler yazan 1960 doğumlu bir türk yazardır. ilk
    eseri 1989’da yayımlanan sokağın zulası’dır. bir ses böler geceyi (1994), sis ve gece
    (1996), kavim (2006), bab-ı esrar (2008) ve sultanı öldürmek (2012) romanlarıyla senenin
    en çok okunan yazarları arasına girmeyi başaran ahmet ümit, yazmış olduğu eserler itibarıyla
    2014 senesinde pera palas otel’de ünlü ingiliz polisiye roman yazarı agatha christie’nin
    kalmış olduğu odanın yanındaki odanın kendisine müze olarak tahsis edilmesiyle
    onurlandırılmıştır.
    ninatta’nın bileziği, antik bir uygarlık devrinde geçmesi ve polisiyeden ziyade bir aşkı konu
    alması sebebiyle ahmet ümit’in diğer romanlarından farklıdır. roman takriben 100 sayfadır,
    bu da romanın sadeliği konusunda net bir fikir vermektedir; bölümlere ayrılan romandaki
    anlatım tekniği bazen başkahraman ninatta’nın anlatımı bazen ise ilahi bakış açısı olarak
    seçilmiştir.
    hitit uygarlığında yaşayan asil bir ailenin kızı olan ninatta, başvezir ve komutan nuvanza’ya
    tutkulu bir aşk beslemektedir. oysa ki nuvanza evli ve çocukludur, üstelik hitit örf ve
    adetlerine göre evlilik dışı ilişki yüz karası bir suçtur. dolayısıyla ninatta’nın aşkı masum
    olduğu kadar tehlikelidir de. romanda yer yer hitit örf ve adetlerine yer verilmesiyle okurlar
    kolayca hitit uygarlığı konusunda bilgi edinebilmektedir.
    ninatta bir şölen günü nuvanza’ya olan aşkını dile getirir ve nuvanza’dan karşılık görür;
    birlikte olmakla ciddi bir riski göze alırlar. bu esnada ninatta ile evlenmeyi arzulayan inara,
    bir gün ninatta’nın öfkelenip her şeyi itiraf etmesiyle deliye döner. başvezir nuvanza’nın
    karşısına çıkarak onu düelloya davet eder. oysa ki nuvanza yaşça ve askeri kabiliyet
    açısından inara’dan kat be kat üstündür; inara’nın hakaretlerine daha fazla dayanamayarak
    dövüşe razı olur ve inara hayatını kaybeder. bundan sonrası romandaki karakterler için tam
    anlamıyla bir felakettir zira hititlerde cinayet affedilmeyecek bir suçtur, yargı mekanizması
    devletin ileri gelenlerinin ve bilginlerinin kral başkanlığında toplanan pankuş meclisi’nde
    işlemektedir. pankuş meclisi toplanır. bu noktada da görülmektedir ki ahmet ümit, hitit
    uygarlığının sosyolojik tarafı kadar idari tarafını da sade ve sürükleyici bir dille anlatmakta,
    bir başka deyişle okurlara sıkmayan bir üslupla hititler hakkında bilgi vermektedir.
    başvezir nuvanza, kralın aynı zamanda yakın dostudur. kral bu sebeple ceza vermeye
    yanaşmak istemese de adaletten ödün vermesi mümkün değildir, inara’nın babasının
    ağıtlarına ve adalet yakarışlarına kulan veren pankuş meclisi, nuvanza’ya çok ağır bir ceza
    verir: nuvanza, tek evladını katledilen inara’nın babasına teslim edecek ve günahsız çocuğun
    kaderi tamamıyla acılı babanın elinde olacaktır. nuvanza çaresiz bu karara boyun eğer ve
    çocuğu teslim eder. nuvanza’nın karısı manni bu acıya dayanamaz, bir gün kendisine nehre
    atar ve intihar eder. bu arada şehirde nuvanza ile ninatta arasındaki aşk kulaktan kulağa
    yayılmaktadır.
    karısı ölen nuvanza’nın ninatta’yla evlenmesi için artık bir engel yoktur. ancak o
    ninatta’yla evlenmez; zira ninatta’yla yaşadığı gizli aşk, masum çocuğunun, karısının ve

    inara’nın ölümüne yol açmıştır. yine de ninatta’ya nefret duymamaktadır, yazar burada aşk
    duygusunun bütün his ve düşüncelere ağır bastığını dolaylı bir anlatımla ifade etmektedir.
    nuvanza, bir falcının ifadesiyle 12 farklı yere 12 altın bilezik gömer, falcının dediğine göre
    bileziklerin hepsi de bir kişi tarafından toplandığı vakit ninatta ile nuvanza sonsuz huzura
    kavuşacaktır. romanın ismi tam bu noktadan gelmektedir.
    bu arada anadolu’nun güneyinde mısır uygarlığı güçlenmekte ve hititleri tehdit etmektedir.
    kral, savaşa razı gelir ve komutan nuvanza ordunun başına geçer. yapılan savaş, dünya
    tarihinde ilk yazılı antlaşmanın yapıldığı m.ö. 1200 tarihli kadeş savaşı’dır. savaşta hiçbir
    taraf kesin olarak üstünlük kuramamıştır fakat çok ağır kayıplar verilmiştir.
    ninatta, savaştan dönen kafileleri gözlemektedir. nuvanza bir türlü gelmemiştir, öldüğünü
    gören yoktur fakat yaşadığına dair bir işaret de mevcut değildir. hitit ülkesinde bir matem
    havası hakimdir, birçok erkek ölmüş, birçok ailenin saadeti bozulmuştur. yıllar geçer, hitit
    devletinin de mısır devletinin de kralları değişmiş ve birbirlerine dostluk mesajları gönderir
    olmuşlardır. tam burada yazarın savaşa ve kavgaya olan sorgulayıcılığı göze çarpmaktadır;
    madem savaşlar geçici meseleler için yapılıyordu, binlerce insanın hayatını kaybetmesine ve
    çok sayıda ailenin mutluluğunun sonsuza kadar bozulmasına ne gerek vardı; daha da önemlisi,
    halklarını ve devletlerini müreffeh bir konumda tutmakla sorumlu kişiler olan krallar, niçin
    geçici hırs ve arzular için halkları acıya ve kedere boğmuştur, ölenler hiçbir şekilde geri
    gelmeyecekken…
    ninatta nuvanza’nın acısıyla yaşar. hiçbir zaman evlenmez, okurlarına 12 altın bileziği
    toplamaları ve biricik aşkı nuvanza’ya kavuşmasını sağlamaları için yalvaran ifadelerle
    seslenir ve roman yaşlılık ile ölümü hissettiren bir şiirle biter.

    yardım için teşekkürler @ banyodayken celme takan sabun