şükela:  tümü | bugün
  • stadlara gidenlerin %90 ' ının, televizyonlardan izleyenlerinin %80'inin futboldan anlamadığı, futbolla olan ilişkileri tamamen spor dışı nedenlerde dolayı olan taraftardır, taraftarızdır.

    dikkat ! bu yazı bol küfür ve buna bağlı sövme ve de saymalar içerir.!
    stadlara sürekli gidemeyen biri olarak yıllardır tuttuğum takımı televizyondan takip ederim. neredeyse gazozuna yaptığı maçlar dahil tüm maçları izlemeye, takip etmeye çalışırım. çok fazla bağırmayı çağırmayı, izlerken yorum yapmayı sevmeyen biri olarak da herzaman yalnız izlemeyi tercih etmişimdir. ama uzun bir zamandan sonra bir maç için stada gittikden sonra zaten varolan bu fikrim tavan yaptı sevgili sözlük ve kendi kendime sormadan edemedim. acaba biz bu taraftarlık işini biraz farklı mı algılıyoruz ? futbol gerçekden küfür edip deşarj olma sporu mudur ?
    düşünün ki çoğumuz stadlarda, evlerde, farklı yerlerde (?) maç izliyor, takip ediyor, yorum yapıyoruz. yapıyoruz da, yorumların %99'u birilerini kötülemek üzerine yapılmıyor mu ? futbolcu gol kaçırır ''ayağına sokayım'', teknik direktör bir oyuncuyu oynatmaz, geç oynatır, hep oynatır ya da farklı yerlerde oynatır ''beynini sikeyim zaten futboldan anladığı yok.'', hakem faul verir ''bu maçı satanın anasını sikeyim''. tabi ayni faul tuttuğumuz takıma verildiği zaman alkışlanıyor orası ayrı.
    son yaşadığım tecrübeden bahsedecek olursam, düşünün ki yıllardır stada gitmemiş ama takımınız için tabiri caizse yanıp tutuşan bir taraftarsınız. stadın önemli sayılacak bir bölümünden biletinizi almışsınız. yanınızda babasıyla birlikte (!) 8 yaşlarında bir çocuk, baştan sona küfür ve sinir içerisinde. sanırsınız ki 40 yıldır bu takımdan çekmediği çile kalmamış. rakip takımı geçtim, bizzat kendi takımının neredeyse her hareketine küfür ediyor. bacağınız kadar çocuk sahada futbol oynayan babası yaşındaki adamlara nasıl futbol oynanacağını bağırarak öğretmeye çalışıyor. diğer tarafınızda doktor bir adam, gayet iyi görünümlü, düzgün. neyse bu biraz oturaklı diye seviniyorsunuz, maç başlar başlamaz bizim doktor meğer yaratık çıkıyor. henüz maçın 2. dakikasında hakemin gözünün önünde, hatta burnunun dibinde doğru verdiği bir faul kararı için hakeme o güne kadar ömrümde duymadığım ilginçlikte ve yaratıcılıkta küfürler etmeye başlıyor. takımınız gol atıyor, devre arası oluyor, takımınızdan iyisi yok. ikinci yarının ortalarında gol yiyorsunuz, takımınızdaki oyunculardan büyük orospu cocuğu yok!
    bu örneği verdim, çünkü bu örnek aslında insanlarımızın ne derece futboldan anladığının, futbola nasıl bir bakış açısıyla yaklaştıklarının en büyük kanıtı. çünkü önemli olan birilerini desteklemek, spordan zevk almak, heyecan yaşamak filan değil. futbolu kesinlikle ve kesinlikle bizden daha kötü bilen insanlara küfür etmek, futbol öğretmek, yenilirsek hakeme beddua etmek, olmadımı rakip takım taraftarına girmek. zaten en haklısı, en haksızlığa uğrayanı hep biziz değil mi ?

    hadi şimdi küfür dağarcığı geniş olan arkadaşlar bol bol kötülesin de havamızı bulalım.
  • çişini şişelere enjekte ederek sahada oynayan oyuncuları head shot yapmaya çalışan, bozuk parayı milyarlarca kazanan futbolculara fırlatan, emekli maaşını ya da asgari ücretle çalışıp aldığı telefonunu ve hattını* fırlatan... maçta çocuk var mı yok mu aldırmadan kavga eden taraftardır.

    ha bir de beşiktaşın hatırlayamadığım bir maçında beşiktaş tirübünlerinde bir genci maçın 15. dakikasında öldürerek geriye kalan 75 dakika boyunca maçı seyretmekse türk futbol taraftarlığı, biz taraftar değiliz.
  • armutluk ve bağnazlıkta sınır tanımamakta ısrar eden güruh. sporx.com da yapılan ankette şu ana kadar yaklaşık 65.000 kişi oy kullanmış ve sezonun en iyi 11'ine bir tane bile bursasporlu girememiş. listede 5 fenerbahçeli ve 4 galatasaraylı var. sadece ariza makukula ve onur kıvrak girebilmiş diğer takımlardan listeye. allah tepenizden bakmasın e mi...

    http://www.sporx.com/altin11
  • ben türk futbol taraftarının, stadyumda maç izleyen taraftarın bilinçsiz olduğunu düşünmüyorum. problem daha çok bu taraftarın fazla bilinçli olması bence. amigolar tarafından asker gibi yönetilen, boktan bir taraftar topluluğu türkiye stadlarını ele geçirmiş vaziyette. burada çarşı, ultraslan, bilmemne ayrımı yapmaya gerek yok. biri diğerinden beter bi durum söz konusu.

    geçen bi boca juniors maçının yutub görüntülerine bakıyodum la bambonera'da. alın siz de bakın bakabiliyosanız:

    http://www.youtube.com/watch?v=1cazjbix09w

    ilk dikkatimizi çeken nedir? yani atmosferin güzelliği filan dışında, benim dikkatimi çeken şu oldu. misal kop tribününün you'll never walk alone söylerken, veya daha eski zamanlardan kalma beatles'ın she loves you'sunu tek bir ağızdan söylerken çekilmiş görüntüleri var. evet ilk dikkat çeken?

    cevap veriyorum: kimse sesini kalınlaştırmıyor. türkiye'de gidin bir stadyuma, herkes sesini kalınlaştırarak, televizyondan duyduğu seyirci çoğulluğu sesini taklit ederek tezahurat yapar. eskiden yoktu bu tabii, çocukken gittiğim maçlarda insanların gayet normal sesleriyle tezahurat yaptığını hatırlıyorum. bugün tezahurat yapan tek bir kişiyi alıp sesini dinlediğinizde, kendi sesiyle değil, hayali bir tribünün sesiyle söylediğini görürsünüz. bu ne demektir?

    türkiye taraftarı gerçek bir çoğulluk oluşturmaz, tek tek seslerin bir araya gelmesiyle oluşmuş bir harmonisi yoktur. kafasındaki taraftar resmine yetişmeye çalışan, maçın gidişatıyla olan duygusal bağını tamamen bi kenara koyup kendini ispatlamaya, kutsal bir taraftar imajına hayran onu gerçekleştirmeye çalışan son derece baskıcı bir kitle vardır ortada. amigolar tezahurata zorlarlar, maç o tezahurat hissini versin vermesin farketmez. seyirci için oyuncuyla paralel bir duygu geliştirme imkanı yoktur. bilakis taraftarlar amigolar tarafından bir silaha dönüştürülmeye çalışılır, gerektiğinde en son ultraslan örneğinde görüldüğü üzere takım üzerinde baskı kurmaya yarayacak bir silaha dönüştürülür.

    böyle bi atmosfer içerisinde oynamak zorunda bırakılan futbolcuya acırım ben. medyamızdan, futbol klüplerimizden çok, bu taraftardan çeker bence türk futbolcusu. saha içerisinde durmadan kendini onun tarafından gözleniyor hisseder, durmadan onun bakışlarına göre kendini ayarlamaya çalışır. seyirciyle olan sessiz iletişimini ayarlayabilme stresinden dolayı oyununa konsantre olamaz.

    verdiğim linkteki güzelim tezahuratta boca taraftarı takımına sanırım "boca, arkadaşım" diye hitap ediyor, yanlış duymuyorsam. bu ne güzel bir hitaptır. bizdeki taraftarlar takımlarının arkadaşı değildir. takımına "aşıktır". türk taraftarı, arkadaşı için kalbi atan, arkadaşı için sevinen ve üzülen, arkadaşını seven taraftar değildir; sevdiğini tanımaya, ona eşlik etmeye, onun sevincine sevinip üzüntüsüne üzülmeye tenezzül bile etmez. çünkü "ölümüne aşıktır".
  • bir udinese taraftarının gözünden türk taraftar profili:
    http://www.taraftarkalemi.com/?p=344
  • futbolcunun, teknik direktörün günlük performansına bakarak tüm kariyerini yorumlar, dolayısıyla genelde tutarsızdır. türk spor medyası gibi.
  • tuttuğu futbol takımını bir spor takımından çıkarıp kişiselleştirebilen şahane bir topluluktur. kendi öz annesi, kardeşi, çoğu zaman evladı ama her zaman kendisinin bir temsilcisidir o takım. takımının sahalarda aldığı galibiyeti sadece sevinçle karşılamayı bilmez. özellikle erkekler için futbol taraftarlığı hayatlarında büyük önem taşır. en azından büyük çoğunluğunda gözlemlediğim ve düşündürücü bir önem bu.

    erkek tuttuğu takımı kendi cinsel hayatı gibi sahiplenir mesela. galibiyet sanki bir tecavüzmüş gibi davranır. yenilen takım tecavüze uğramıştır gözünde. nasıl koyduk çocuğu derler, bel altı esprilerle tasvir ederler başarılarını. ilk kez cinsel deneyim yaşamış ergenin bu ilk deneyimini abartarak arkadaş çevresinde anlatması gibi, ertesi gün attıkları golü her ayrıntısına kadar yücelterek tekrar tekrar anlatır her gördüğü insan evladına. eğer takımı yenildiyse durum daha fena. yüz kızartıcı bir cinsel istismara uğramış gibidir. yenildikleri takımı tutan arkadaşlarıyla karşılaşmak istemez, maçtan bahsedilmeye başlandığında güçlü bir kendini savunma mekanizmasını devreye sokarak yeri geldiğinde küfürle, kinle, nefretle, sinirle savunur tuttuğu takımı. yatakta başarısız olmuş bir erkeğin kadını karşısında ezilmesi gibi ezilir karşı taraf karşısında ve bu içinde hissettiği ezikliği ört bas edebilmek için bir sebep arar yenilgiye. hakemi suçlar, kaleciye giydirir ama tuttuğu takım aslında hiç hak etmemiştir o yenilgiyi.

    türk futbol taraftarının büyük bir çoğunluğu gişeden biletini alıp tribününe oturup zevkle futbol seyretmesini bilmez. maça gitmeden önce kinle nefretle doldurur içini saatler öncesinden. hatta derbi maçlarında bir kaç gün önceden başlar bu gaza gelme durumu. gerçekten milyonlarca insanın hayatındaki tek mühim mevzu bir futbol karşılaşmasıdır işte.

    bu konuyla ilgili bir anımı da anlatmadan geçemeyeceğim. bir gün önceki fb-gs derbisi öncesi avrupa yakasından anadolu yakasına geçmek üzere zincirlikuyu trafiğinde arkadaşım ile sohbet ederek ilerliyoruz. birden çok yakınımızda bir silah sesi duyduk, aracı kullanan arkadaşım ani fren yaptı, ben istemsiz bir hareketle eğilmeye çalıştım. daha sonra bağrışma sesleri, çığlıklar, küfürler gelmeye başladı. miting mi vardı, savaş mı başlamıştı, terörist bir eylemin ortasında mı kalmıştık? hayır. yan şeritte iki taksi dolusu galatasaray taraftarı camlardan sarkmış, zincirlikuyu metrobüs durağında maçı izlemek için stada gitmeye çalışan bir grup fenerbahçe taraftarına küfürler savuruyor, hareket çekiyordu. dünyanın en anlamsız sidik yarışının ortasında kalakalmıştık. bir grup insan etraflarındaki onca insanı hiçe sayarak henüz sonucu bile belli olmayan bir müsabaka için birbirlerini öldürecekmiş gibi tartışıyorlardı işte, ne denilebilirdi?

    futbol hiç bu kadar çirkin görünmemişti gözüme. beşiktaş taraftarı bir bayan olarak çok sevdiğim, zaman zaman stada gidip maç izlediğim halde nefret ettim o an futboldan. en çok da futbol sevgimi baltayan bu holigan gruplardan nefret ettim. portekiz'in eski diktatörü salazar'ın sözlerine hak verdim. salazar ülkesinde egemenliği "3f" sayesinde sağladığını söylermiş hep. birincisi fado; portekizlilerin arbesk müziği. ikincisi fatima; yani din. üçüncüsü de futboldur. aynı durum şu an ülkemiz için de geçerli maalesef. aldığı afyonlarla derin derin uyuyan halkıma üzülüyorum. futbola bu kadar kafayı takan topluluğun en azından yarısı birazcık siyasete, edebiyata, sanata ne bileyim futboldan başka bir şeye zaman ayırsaydı çok daha farklı bir toplum olabilirdik diye düşünüyorum.
  • bugüne kadar, bu içinde bulunduğum güruhun büyük bir kısmına hep nerfret besledim; ben bu güruha mensupsam onlar değildi, onlar mensupsa ben değildim. bunda tabi ki yaptıklarına yakından tanıklık etmem de etkiliydi; "abi"cilik, "reis"cilik, kıdemcilik, havada uçuşan rantlar, sömürülen emek ve paralar, niteliksiz, karaktersiz 2-3 kişinin altında bağırıp çağıran, duyguları sömürülen, masum bir grup. neredeyse, her takım için hepsi böyleydi, en azından öyle düşünüyordum.

    ama türk futbolu, sporu hatta türk milleti adına yaşadığımız o utanç verici olaylara verilen tepkiler... bunlar beni biraz kendime getirdi, silkinmemi sağladı. önce bir galatasaray aşığı olarak koltuklarımı kabartan, dik başımızın eğilmesine izin vermeyen staddaki o protesto; sonra bu gururu kat kat yukarılara taşıyan diğer renklere aşık insanların destekleri. dedim ki "yalnız değilmişim ya da küçük bir azınlık değilmişiz biz. tüm 'taraftar'ları kaybetmemişiz henüz; hatta azımsanmayacak kadar çok bir kısmını kazanmışız çoktan." ve diğerleri; onlar hakkında da yanılmadığımı gördüm; hala haysiyetsizliğe ve hainliğe devam ediyorlardı 3-5 kuruş, rant ya da gülünesi bir güç arzusu için renk farketmeksizin.

    şimdi "o stad sonsuza kadar galatasaray'ın hakkıdır." minvalinde konuşan fenerbahçeliler, "verin arenayı geri, gelin inönü'de beraber oynarız, ne olacak ki?" minvalinde destek çıkan beşiktaşlıları gördükçe umudum artıyor, garip belki ama yıllardır düşünmediğim şekilde düşünüyorum; "demek ki hala türk insanı adına umut var." diyorum bazı hususlarda. hepsinin ne kadar içten olduğunu biliyorum, zira "taraftar", "taraftar"ı anlar. bu, bir taraftardan önce bir insan için en büyük kudret olan bağımsızlığa sahip olan insanların hepsi, yalnızca galatasaray'ın, türk fubolu'nun, sporu'nun, milleti'nin değil, tüm insani değerlerin onurunu korumaya çalıştıklarının farkında.

    tümüne yakınının, o haysiyetsiz ve hainlerden oluştuğunu düşündüğümü hatırlıyorum da, kendimden utanıyorum şimdi...

    ve bugünden sonra "taraftar"ın, gerçek türk futbol taraftarının kafamda oluşan tanımına gelirsek: "hangi takıma, renge, armaya gönül verdiklerinden bağımsız olarak, insanlığa ait değerlere bağlı kalınmadığı sürece; futbolun, sporun ve her türlü diğer insani etkinliğin de onur ve haysiyet gibi insanlığa ait değerlerden yoksun olduğunun farkında olan kişilerdir." türk futbol taraftarı...
  • futbol taraftarı olmaktan git gide uzaklaşmaktadır...
    (bkz: galatasaray'ın küme düşmesi/@whatyougetiswhatyoudid)
  • büyük takımlardan herhangi birinin taraftarı kendi takımının şampiyon olmasını istediğinden daha çok rekabet ettiği takımın şampiyon olmamasını istiyor. bu anlaşılabilir bir şey belki ama bir süre sonra bu taraftarlıklarının tanımı haline geliyor. yani fenerli olmak aslında galatasaraydan nefret etmek demek ya da tam tersi. garipsiyorum istemsiz.
    etiketimi türk üzerinden yapıştırdım çünkü diğerlerini yakından gözlemleme şansım olmadı. bi de çok iplemiyorum aslında.