şükela:  tümü | bugün
  • oecd ulkelerinin listesinde denk gelip tekrardan hayret ettigim bir durum:

    http://www.oecd-ilibrary.org/…women_20752342-table5

    bu insanlar ne yapiyor?
  • nedenleri üzerine kafa yoralım biraz:

    1) türkiye'deki kadınların büyük bir çoğunluğu eğitimsiz/mesleksiz. vasıfsız işçi statüsünde çalışacak kadının alacağı ücret, asgari ücret olduğu için, asgari ücret bu kadar düşük olduğu sürece, kadın kreşti, yol parasıydı, derken, evde oturmanın daha kârlı olduğunu düşünecektir.
    2) evlenme yaşı çok düşük. medeni kanunun evlenme yaşını yükseltmesi pek de bir işe yaramadı, aile mahkemelerinde "evlenmeye izin" davalarının sayısı coştukça coşuyor.
    3) baş nereye, kuyruk oraya... kadının evde oturup en az üç çocuk doğurması gerektiğini söyleyen bir başbakan, kadının iş aramasının işsizlik oranını yükselttiğini söyleyen bir maliye bakanı oturuyor şu anda koltukta...
    4) sosyolojik bir sorun olarak; kadın bağımlılığı. kadın evlenmeden önce babasına, evlendikten sonra kocasına tabi olmaya koşullandırıldığı için, onun izni olmadan çalışamıyor.
    5) yine sosyolojik bir sorun olarak; çalışan kadının namusunun (!) kirleneceği korkusu, sorgulanabilir olma durumu. malum, bizim ülkede namus kadının iffetinden geçer, başka hiçbir erdemle ilintili değildir.
    6) vee... (yazar burada "feministlerin" gazabına uğramaktan fena halde tırsıyor) boşandıktan sonra ödenen yoksulluk nafakasının yaygınlığı... (neyse, ok yaydan çıktı, devam...)

    nafaka, kadını çalışma hayatından soyutlayan, hazıra alıştıran, erkeğe bağımlı hâle gelmesine neden olan en önemli nedenlerden biri, bana göre. kadın vasıfsız da olsa, mesleksiz de olsa çalışmalı... çocukları için de -evet- bir bakıcı tutmalı veya kreşe göndermeli. "alacağı zaten asgari ücret, bunun 500 tl.sını da kreşe mi versin?" dediğinizi duyar gibiyim. ama işte, boşandığı kocası o kreş ücretine de katılacak ve ödediği nafaka eski karısı üzerinde hak sahibi olmasını sağlayan yoksulluk nafakası değil, kendi çocuğuna ödediği iştirak nafakası olacak. eve gelen bakıcıya da istihdam sağlanacak böylece. kadın, -gideri ne kadar çoğalırsa çoğalsın- ay sonunda eline maaşını alacak ki, özgüveni olacak. sabahtan akşama kadar seda sayan izleyip, eski kocasının "sana ben bakıyorum"'lu baskılarından kurtulacak.

    keza, evli kadın da aynı şekilde... ne iş olursa olsun -ekmek parası kazanmanın ayıbı olmaz- çalışmalı ki, evde söz hakkı olsun.

    ama işte... kısır döngü.
    kadın çalışmadıkça erkeğe bağımlı hale geliyor, bağımlı olduğu sürece çalışamıyor.
  • vücut ölçülerinin ortalamaları alındığında bile ortada olan hadise.
    (bkz: xxxl)
  • altında zorbalık yatar. (bkz: kadınlar çalıştığı için erkekler işsiz kalıyor) anlayışı hüküm sürüyorsa bir ülkede ve o ülkede kadınları tapulu arsası olarak gören bir erkek zihniyeti var ise...
  • türkiye'deki kadınların %27sinin hem evde hem işte çalıştığını gösterir.
  • tarım emekçisi kadınların çalışandan sayılmamasıyla da kısmen alakalıdır. türkiye için kadının çalışmaması şehirli/varoş ve haliyle yeni bir kavramdır. yoksa köylerde kadın çalışır, hatta daha çok kadın çalışır. erkek ürünün pazarlanmasıyla ilgilenir.
  • onların yarısından cogu kayıt dışı çalışıyor. hangisi daha kotu bilemedim.
  • doğum sonrası izin 8 hafta olduğundan daha doğalı 2 ay olmamış minik bebeğinizi evde bırakıp çalışmaya gittiğinizde,evinize geldiğinizde tamamen size muhtaç bir bebek,eve gelse yemek hazırlasa diye dakika tutan bir eş ve evde sizi bekleyen tonlarca iş ile ertesi güne yetişmesi gereken işleri de evinize getirdiğinizde evde oturup evhanımlığı en zor iş peh peh diyen tembel,rahatına düşkün,hazır yiyici kadınları gördükçe halime üzülmek yerine tüm çalışan kadınlar adına kendimle gurur duyuyorum.