şükela:  tümü | bugün
  • berin taşan'ın bir şiiri:

    korka korka değil, usul usul değil
    elim yüreğimde çarpa çarpa geldim
    aç kapıyı bak ne diyeceğim
    bir senin ellerinden, bir senin gözlerinden
    dişlerinden dudaklarından
    nergisler ocak ayında açtı
    kendimden bahsetmeyeceğim
    yediveren güllerden
    duvardan sarkan güllerden
    çocuklardan, sabah erken okula giderlerken
    atlardan bahsedeceğim
    kan ter içinde atlardan.

    aç kapıyı bak ne diyeceğim
    ne kadar küsülü çocuk varsa barıştırdım, oynuyorlar
    tam kırk çeşit sarmaşık gül buldum
    penceremin dibinde açacak.
    ekinleri dolu vurmadı,
    çekirge gelmedi,
    kurak olmadı.
    yorgunum demeyeceğim,
    bir evimiz olsa demeyeceğim,
    yüreğim daralıyor demeyeceğim.
    bir baksan gözlerime
    başını çevirmeyeceksin,
    yürüyüp gitmeyeceksin,
    elini çekmeyeceksin.
    bir baksan gözlerime
    dağda yakılmış ateşler göreceksin.
    aç kapıyı kim geldi bak
    bak nasıl havalandı güvercin.
    açmam diyemezsin artık,
    aç!
  • karabük yöresinden bir türkü.

    "aç kapıyı ben geldim avanım
    safa geldin hoş geldin ölüyom
    elediyor elediyor
    o yar beni delediyor
    ela da gözler kül ediyor

    çuha da yelek eklolur avanım
    çirkin seven dertlolur ölüyom
    sen de yanuh ben de yanuh
    sular da akar boz bulanıh
    eller de uyur ben uyanıh

    severisen güzel sev avanım
    güzel merhametlolur ölüyom
    elediyor elediyor
    o yar beni delediyor
    ela da gözler kül ediyor"
  • yıllar yılı içimde bir uktedir bu berin taşan şiiri..
    öyle iyi ezberledim ki, bir gün, sahibini bulacak..
  • metin kösekitabı. üzerinde tür olarak roman olduğu belirtilmiş. ama ben başka bir şeyden bahsedeyim size.

    kapak tasarımından etkilenip kitap alır mısınız? ben almam çoğu zaman. bu kitap için ise bu alışkanlığımı bir kenara bırakarak hareket ettim. aldım. pişmanım. devam edeyim.

    büyük çoğunluğunu tanımasam da çok başarılı veya çok başarısız olduğunu düşündüğüm kitaplarda hemen kitabın başına dönerek editörüne bakıyorum. yazarıyla beraber emek verenlerin ismini görmek hoşuma gidiyor. bu kitabın herhangi bir yerinde ise bir editör adı yok. zaten kitapta ilginç cümleler ve kulak tırmalayan laflar var. galiba yazarına inanarak okumadan basmışlar. kötü şeyler yazdığım zaman üzülüyorum ama bir iki örnek vereyim:

    s. 9, 3. cümle:
    " delikanlı geminin güvertesinde, kız ise hemen bulutların altında. "

    mesela bu cümlede virgülden sonra kız'ın ilk harfi büyük, haydi bu basım hatası olsun, görmeyelim. ama yüklemsiz cümlelerde nokta sevmiyorum ben. yani başlarken konsantrasyonum epey düştü.

    sayfa 15/16:
    " japon ve güney koreliler başta olmak üzere daha çok avrupalılardı bu insanlar. "
    bu cümleyi okurken de üzüldüm mesela. bir tane japon ve bütün güney koreliler mi avrupalılarmış, yoksa avrupalıların başında bir tane japonla bir sürü güney koreli mi varmış? yani cümle epey özensiz. gezi alanında fotoğraf çeken insanlardan bahsederken kuruyor bu cümleyi sayın yazar. en azından zülfü livaneli gibi resim-fotoğraf karmaşası yaşamıyor diye kendimi avutmayı denedim. o da olmadı.

    kırıcı olmamak adına uzatmayayım ama bunlara benzer daha çok örnek verilebilir. neye üzlüyorum biliyor musunuz böyle durumlarda. bu kitaba ben 26 lira verdim. benim için can sıkıcı bir miktar değil ama para verdiğim için üzüldüm. hatta kitapta özensizlik sebebiyle zaman kaybettiğime üzüldüm.

    doğan kitap tarafından basılan kitap bana tek bir şey hissettirdi: " ey okur, sana saygımız yok bizim, ne okuyacağın, nasıl okuyacağın umrumuzda değil. parasını ver yeter. "

    unutmadan, genelde beğenmesem de okuduğum her romanı özellikle bitirmeye çalışırım. ama bunu yarısından çoğunu okumama rağmen bitiremedim. ilginçtir. merak da etmiyorum.