şükela:  tümü | bugün
  • son kez sarilma, opme isteginin doruk noktasi
  • çoğunlukla, babanın ağlamasına ilk kez şahit olmak, o ağladığı için hüngür hüngür ağlamak demektir.
  • ege’nin sevimli bir kasabasında yaşayan bir meleğin elli yıl boyunca masalsı bir aşkla bağlı kaldığı kocasının ölümü üzerine bahçesindeki asmanın balkonunu örten dallarını budamaktan vazgeçmesiyle başlayan olaylar zincirinin kahreden son noktası.
  • babaanne eger babadan daha sonra olduyse cok da koymayan durum.
  • babaannenin olmesinden çok, babanın annesinin ölümü ağlatır adamı. babaanne, kafa olarak çoktandır başka bir boyutta yaşamaktadır zaten. beyni çoktan başka diyarlarda, başka yüzlerin yaşadığı, geçmiş arka fonunda hikayeler kurmaktadır. ama hayatın hızlı akışına inat, ağır çekimde hareket ettirdiği bedenini ve yaşadığı her günün üç boyutlu minik bir çizgi bıraktığı derin yüzünü fani diyarlarda anlamsızca gezdirmekten kurtulamamıştır. yanlış zamanda yanlış yerdedir sanki. anlamsızdır onun için herşey, bakışları şimdiyi değil öteleri görür. ölüm beklenmedik olmaktan çıkmıştır onun için artık. bu yüzden babaannenin ölümü pek ağlatmaz. ama kocaman kollarında uyuduğunuz, hayatın cephelerinde mücadele eden, göz yaşı bezlerini aldırmışçasına kuru ve güçlü gözlerle dünyaya bakan, yaşama y kromozomu veren adamın hıçkırıklarına karşı güçlü duramaz insan. asil, topuğundan vurulmuştur artık. bi zamanlar çocuk olduğu ve korktuğunda annesine sarıldığı unutulan, ama yıllardır gücüne sığınılan o adam, bi anda savunmasız kalmıştır sanki. durmadan ağlar ve korkar. babanın annesinin ölümü ağlatır insanı ve bir de babanın durmak bilmeyen göz yaşları...
  • oraletsiz ve harçlıksız günlere merhaba... babaannenin ölümünden sonra ne içilen oraletlerin ne de alınan harçlıkların bir tadı kalmamıştır artık...
  • pamuk gibi yüzün artık her akşam size gülmemesi, hatrınızı, işinizi, okulunuzu sormaması... annenin yavas yavas babaanne olmasına doğru giden sürec..
  • huzur bulmaya, ruhunuzu dinlendirmeye gittiginiz evin birden bombos kalmasi. esyalarin degil belki ama, detaylarin gizlice yok olmasi. o her gün ayaklarini uzattigi için minderi inik duran pufun minderinin eski formuna kavusmasi. sehpanin üstündeki akide sekeri kavanozunun kalkmasi. telefonun ekraninda çikan babaannem yazisini görme sansinin yok olmasi.

    evi toplayan babanizin, o güne kadar babaannenize yazdiginiz dogumgünü kartlari, yilbasi tebrikleri, nedensiz 'sadece seni sevdigim için' notlarinin içinde oldugu kirmizi bir kutuyu size iade etmesi. hepsini bir bir okurken dökülen gözyaslari. aslinda sadece o notlari okurken degil, yoklugunu hissettiginiz her an dökülen gözyaslari...

    hele babaanne hiç ölmeyecekmis gibi yasamissa, her zaman inanmissaniz onun ölümsüzlügüne bütün inancinizi yikan olay. inanamayis. alisamayis. özleyis. gündeminizin sadece o olmasi, anlamayacaklarini düsünüp herkesten gizleyis. ve dönmeyecegini kabullenemeyis. sonra da tanriya bir çocuk safligiyla isyan, neden insanlar ölür?* neden babaannem öldü? neden? neden...

    ve bir gece daha onunla paylasilamayan bir günün agirligiyla yataga giris..

    .
    .
    .

    ama ben tatildeydim babaannem, gelirdim sana, otururduk beraber, olmaz miydi?
  • içten bir sesin kandil helvasi yaparken fazla gelen ölçüyü olur elbet yiyeni azaltma demesinin akabinde çalan telefondaki ses titreyerek bunu söylüyorsa ilk akla gelen iyiki ölcüyü azaltmamisim olur. kötü haber çabuk yayildigindan yetmeyecektir bile gelenlere. ölümünden önce için acir, bogazina dizilir yaslar deselerdi inanilir miydi? hayir. canimin cani bu demek sanirim. birtanecik babanin gözlerinden damlayan tek gram yasa bile tahammül edemiyor, yutkunmaya çalismasina can dayanmiyor, önce çekil git karsimdan diye bagirip çagirmak, sonra da al benim ki onun olsun ama böyle yapma diyesi geliyormus insanin.