şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: kedi) (bkz: kedi insanlar) (bkz: kedi sanilan kadin) (bkz: kedi tripleri)
  • bana su verdi misyonunu yürüten adamın olmazsa olmaz repliğidir bu. repliği sarfetmekteki amaç olası bir çekyatta seks aktivitesi gerçekleştirmektir. allem edip kallem edip kendini hanım arkadaşının evinde çay içmeye davet ettirmiş, hanımın evindeki 37 ekran cosmos tv'de oynayan abuk sabuk filmlerle zamanı geçirtmiş ve en nihayetinde yatıya kalmaya hanım arkadaşını icbar etmiştir. ve olaylar gelişir mi diye soracak olur iseniz, bu, repliği sarfeden adamın kapasitesine bağlıdır. (diyosun)
  • -hmm.. sana yer kalmadı, dur bi$iler getiriyim, yer yatagi yapalim.
    -boşver... şu köşeye bi gaste sereriz ben kıvrılırım orda olur biter...
    (bkz: karizmatik cevaplar)
  • misafir olarak gidilen yerlerde çekinme edası
  • bu cümleyi kurarak meramını anlatan ve yardım talep eden kişi eğer ki bir öğrenciyse kovalamak gerek. kovalamadıydım ben vakt-i evvel, hayatımı sikti. ordan şeyaptım. hatırladım.

    ev sahibiynen papaz olmuşlar -ki sonradan bu durumun aslında çok normal olduğunu anlayacaktık-; evden çıkmalarını istemiş adam bunlardan. geldi, anlattı durumu. her ne kadar ev küçük, odalar müsait değil gibi ibneliğe varan cümlelerle caydırıcı olmaya çalıştıysak da pes etmedi. abi dedi salonda yaşarım ben, kıyafetlerimi de çıkarmam valizden, hem bulaşığı filan da hallederim. abouvv, bulaşık kelimesini duyanda sevinçten halaya duracaktı ev arkadaşım olacak deyyuslar. görsen 3 kişinin değil de bi' tabur adamın bulaşığını yıkıyorlar sanarsın deterjanlarını siktiklerimi. öyle coşkunlaştılar.

    neyse,

    tamam gel dedik. demez olaydık. baba bir adam bu kadar mı gamsız olur? oluyormuş maarim. evi sahiplenmeler, misafir getirmeler -kendi misafir ibnenin-, oda kullanmayı rica etmeler -kızan olduğu vakitler- filan gırla. yıkayacam dediği bulaşığın başına her türlü katekulliyi çevirerek çoğu zaman ev arkadaşlarımı geçirdiğine de şahit oldum. müstehaktır ibnelere deyu ses etmedim ama. yaptım bu çakallığı. kendi kaderlerini kendileri çizmişlerdi zira.

    5 ay sonunda zor attık dışarı ama gitmem allah gitmem, ben burayı sevdim allah sevdim deyu nasıl ağlıyor. yattığı yeri, çevresine işeyerek sahiplendi sanki silüetini siktiim. "okuduğum okuldan, yaşadığım şehirden soğuttun beni. kalbini kırarım; incinirsin lavinya! siktir git o yüzden!" deyu üstüne yürüyende, çabalarının sonuçsuz kalacağını anlamış olmalı ki gitti. insanlığımı da götürdü ve fakat. güneşimi kaybettim dürzünün yüzünden.
  • tipik öğrenci evi müdavimi repliği.
  • damardaki alkol oranina ve sizma ihtiyacinin aciliyetine bagli olarak, gercegi ifade edebilecek soz.
    hatta bazen hala yatak yapmaya calisan ev sahibini soylenerek disari atip kanepeye koltuga kivrilabiliyor insan.

    (bkz: misafirlikte yatıya kalmanın incelikleri)
  • öğrenciliğin en güzel tarafı bir evinin olabilmesi ve o evle ilgili kararları alabilmendi. aile evinde anne babanın yürüttüğü iktidar eve geliş saatinden tut da senin odanın temizlenmesine kadar tüm kararları veriyor, muhalefet sesini çıkartamıyordu. öğrenci evinde sen evin efendisi, özerk bir cumhuriyetin reisi gibiydin. eve taşındıktan sonra bir kaç gün boyunca salonda baş köşede oturup bilge bir kral gibi, "hayırlı olsun"a gelen arkadaşların tebriklerini kabul etmiş "ve ne zaman isterseniz gelin" diyerek krallığımın kapılarını ardına kadar herkese açmıştım. küçük bir evim vardı ama özgürlük ve mutluluk hakimdi evde. isteyen istediği zaman gelip, istediği yere oturup, istediği gürültüde müzik dinleyip, istediği şeyi yiyebiliyordu. bir yaşındaki gibi genç ve dinamik, bin yaşındaki gibi köklü ve güçlü öğrenci evi hayatım pek çok kimsenin hoşuna gittiğinden, sağolsunlar arkadaşlar sık sık misafirliğe geliyorlardı.

    arkadaşlara saat çok geç olduğunda yatacak yer sunuyordum. salondaki kanepelerde ya da kendi yatağımda onları yatırıyor, onlar yorgunluklarını giderirlerken ben de iyi bir ev sahibi olmaktan dolayı büyük bir haz alıyordum. geceleri kalkıp sırtı açılanların battaniyesini düzeltiyor, sarhoş arkadaşları tuvalete götürüp işetiyor, uykusu kaçanlarla muhabbet ediyor, uyumak istediklerinde masal anlatıyordum. ancak bir süre sonra, evin kontenjanından daha fazla konuk eve gelmeye başladı. onlarla muhabbet ederken "onları nerede yatıracağım" sorusu içimi bir kurt gibi kemiriyor, utana sıkıla bu düşüncemi onlara söylediğim zaman "amaan, ben bi köşede kıvrılır yatarım, sen dert etme" diye cevaplıyorlardı.

    bir köşede kıvrılır yatarım rahatlığın sesiydi, gençlik ateşiydi, özgürlüğün sancaktarlığını yapan insanların gizli şifresiydi. bunu diyen gerçekten bir köşede kıvrılıp yatıyordu. artık battaniyedir, kanepedir uğraşmama gerek kalmamıştı. bir köşeye kıvrılıveren konuklarım beni bu angaryadan kurtarmış, herkesin başının çaresine baktığı bir diyar olan evimde anarşist bir koloni kurmuşlardı.

    farkında olmadan ev kervansaraya dönmüştü, işi olmayan bizim eve geliyordu, işi olan işini bitirince gene bizim eve geliyordu. bazen sabah uyandığım zaman salonda tanımadığım adamları görüyordum. millet eşini dostunu da getirmeye başlamıştı. bazen gece tuvalete kalktığımda tuvaletin önünde kuyruk oluyordu. beraber kuyrukta bekliyorduk. an geliyordu, beş erkek aynı kanepeyi paylaşıyordu. bir köşede kıvrılıp yatanlardan bazıları halıda, bazıları banyonun paspasında kimisi mutfak tezgahında yatıyordu. sabah odamın kapısı açılıyor, tanımadığım birisi "abi okula gideceğim de param yok" diye benden para istiyor, uyku sersemi cüzdandan para çıkarıp "allah zihin açıklığı versin yavrum" diyerek harçlık veriyordum.

    bir gün bu işin böyle yürümeyeceği kafama dank etti. daha doğrusu koridordaki kilimde yatan birine takılıp kafayı duvara gömçertince kafama dank etti, "yeteeeeeeeer" diye bağırdım. evin dört bir köşesinden yükselen horultu sesleri azalmadı hatta kilimde uyuyanlar bile uyanmadı. bir köşede yatmaya alışmış bu insanlar, halıda da yatsa, fayansta da yatsa, kışın balkonda da yatsa, cennet bahçelerindeymişçesine huzur ile uyuyabiliyorlardı. banyoya gidip bir kovaya su doldurdum, mutfaktan bir cezve aldım. sağda solda, kıyıda köşede uyuyan kim varsa yüzlerine cezveyle su dökerek uyandırdım. hepsini salonda tek sırada hazırola diktim. "istikamet evin kapısı, ileri marş" diye bağırdım. sibiryaya sürgüne giden mahkumlar gibi titreye titreye çıkıp gittiler.

    evin köşesini bucağını iyice araştırdım, küçük tuvaletle çalışma masamın altında uyuyan iki tanesini daha bulup yolcu ettim. evin kilidini değiştirdim, iri yarı bir köpek alıp antreye bağladım. kendisi güvenlik ve huzur için evin hudutunda hala sadakatle vazifesini yapmaktadır. arkadaşlardan bu durumdan hiç hoşlanmayanlar çeşitli zararlı cemiyetler kurarak faaliyetlerini sürdürmek istediler. "biz bi köşede kıvrılır yatarız yav" diyip eve tekrar sızmak istedilerse de tüm isyanları başarıyla bastırdım. evin düşman işgalinden kurtuluşu her sene büyük şenliklerle kutlanmaktadır.