şükela:  tümü | bugün
  • ne tarafımızla dinlediğimize bağlı olarak binbir anlam çıkarılabilecek ifade.

    eğer bu sözleri sarf eden kişiyi devleti satmakla suçlayacaksak, bundan ala bir cümle bulmamız hakikaten zordur. zira ilk okuyuşta kişinin ülkesinin çeşitli bölümlerini başkalarına satmak niyetinde olduğunu ve bunu makamının bir gereği addettiğini söyleyebiliriz. hatta tüpraş ihalesi botaş ihalesi falan diye binbir bağ kurup sonra muzaffer bir sırıtışla yerimize oturabiliriz.

    peki bu dürüst bir yaklaşım olur mu?
    olmaz.

    zira bunu söyleyen türkiye'nin başbakanı olduğuna göre böyle bir eyleme girse bile bunu böyle açık açık söylemek bir yana ima etmeyi bile aklından geçirmez. alemin tek akıllısı biz olmadığımız gibi başbakan ve kendisinin danışmanlar ordusu da aptal değildir. kimse, özel veya tüzel kişilik - ki buna devleti de dahil ediyorum - , böyle çok gizli ve tepki çekeceği açık bir planı olduğunda ortalıkta ilan etmez.

    peki burada anlatılmak istenen nedir?

    efendim bilindiği üzere artık birbiriyle sadece savaşıp halkları birbiriyle ticaret yapan, birbirinden tamamen bağımsız devletler gibi bir anlayış yok. her devlet bir diğerine bir şekilde bağımlı, herkes her istediğini yapamıyor, sağlam - ama yine de zaman zaman ihlal edilebilen - bir uluslararası hukuk anlayışı var. buna rağmen, artık devlet dediğimiz hadise kendisi için değil halkı için, halkın temsilcisi olarak da ekonomik güç için hareket etmektedir. yani esas olan sermayedir. buna rağmen devlet, halen bu sermayenin denetlenmesi görevini üstlenmiş ve iyi veya kötü ifa etmektedir. kısacası devlet bir denetleme ve sosyal hizmet mekanizmasından ibarettir artık. zira sermaye olmadan devletin varlığı bir şey ifade etmez. beş kuruş parası olmayan bir devleti kimse sikine de takmaz.

    işte bu noktada, iktidarın bir görevi ortaya çıkıyor: ülkenin itibarını korumak. bu itibar gerek politik yoldan dolaylı bir şekilde, gerekse de ekonomik anlamda yani doğrudan ülkeyi "pazarlamayı" gerektirir. burada pazarlamak tabiri bir değiş tokuşu değil, değerini mümkün olan her yolla arttırmak manasındadır. nasıl iş görüşmelerinde biz kendimizi "pazarlıyor" ama bu pazarlama birey olarak kendimizi işverene vermemiz anlamına gelmiyorsa, bu açıklamada da bu ifadenin "ülkenin gücünü, itibarını her yönden en iyi şekilde temsil etmek, iyi bir intiba uyandırmak" manasına geldiğini çıkarabiliriz.

    ama işimize gelmediği zaman "oğlum başbakan konya ovasının egemenliği için almanlara ihale açmış" tadında da yorumlayabiliriz, bu durumu nasıl algılamak istediğimize bağlıdır.
  • kelimeler ustunde oynamanin lafi kim nereye cekerse goturecegi kelimeler butunu. bunu anlamanin en iyi yolu bu basbakan- kendisi ulkeyi pazarlamakla mukellefmis- neyi, nasil pazarliyor sorusunu sormaktir. cevaplar da gayet acik gozukmektedir.
    (bkz: turk telekomun satilmasi)
    (bkz: erdemir in satilmasi)
    biskuvi satmaya benzemez bu isler diyorum kendi namima.
  • (bkz: #312325)

    politik bir gelenekten bahsediliyor. panik yapacak bir şey yoktur.
  • şiarı kaz an kaz an olan tüccar zihniyetli bir kişinin beyanı.
    (bkz: rte pazarlama)
  • -ben ulkemi adeta pazarlamakla mükellefim
    -oha!
    -ee ben ulkemi podyuma çıkarmak salına salına yürütmek sipariş almak..
    -yuh!
    -ee ben ülkemin ihracatını artırmak, malını üretimini çoğaltıp satmak, ben ülkemi tanıtıp beğendirip yatirim yaptirmakla mükellefim
    -brrrrraavoooo
  • pazarlama olgusunu "orospu-pezevenk" iliskisiyle sinirli sananlarin recep tayyip erdogan'a yuklendikleri bir demec, bir beyanat.

    halbuki basbakan, isini yapmakla mukellef oldugunu dile getirmis. baska bir sey degil.

    sunun gibi bir sey oluyor bu beyanata kin kusmak:

    - doktor: ben hasta insanlari iyilestirmekle mukellefim.
    - kisi: vay serrefsiz!

    gozunuzu seveyim buluttan nem kapmayin. hem bak, grip mevsimi; sakat yani.

    2012'den gelen edit: ben cok yanlis anlamisim aga...