şükela:  tümü | bugün
  • herhangi iki dili anadil olarak öğrenmek
    ki çocuğunuza yapabileceğiniz en iyi yatırımlardan biri. ama tabii ki dikkat etmek gereken önemli noktalar var. öncelikle çocuğa dil eğitimini kimin verdiği önemli. eğer çocuğun ebeveynleri farklı anadillere sahipse ve çocuk bu iki dili öğrenecekse en önemli husus iki ebeveynin de çocukla sadece kendi anadilinde konuşmasıdır. yani çocukla biraz ondan biraz bundan konuşmak çocuğa sadece zarar verir.
    ama çocuk ikinci dili ev dışında birinden öğrenecekse dikkat etmek gereken öğreten kişinin, öğrettiği dilin anadili olmasıdır ki çocuk dili aksansız konuşabilsin. burada da en önemli olan yine iki eğitiminde sadece o dilde yapılmasıdır.
    buraya kadar anlatılan durum 0-3 yaş arası içindir. ikinci dilin 3 yaşından sonra öğrenilmesi olayı bundan çok farklıdır çünkü bilingualizmde iki dil paralel ilerler. ikisinde de aynı sözcük ve gramer bilgisi edinir.
    riskleri yok mudur? vardır. geç konuşma, iki dili birbirine karıştırma gibi yan etkileri olabilir. ama korkulacak bir şey yoktur. çocuk erken yaştan itibaren iki dili birbirinden ayırt etmeye başlar ama biri hep daha baskın olur. bu yüzden baskın olan dilden diğerine kelime aktarma yapabilir. ama eğitim tamamlandığında bu durum giderek azalır.
    peki ne zaman korkulmalıdır? iki dilden birinde 7 aydan fazla sessizlik, kaygı, 3 yaşına ulaştığı halde iki dilden birinde 2-3 sözcüklü cümle kuramıyorsa uzmana başvurmak en iyisidir.
  • federal devletlerde uygulanabilecek bir sistemdir. milli ve üniter bir devlet olan türkiye'de bu aşamada yapılması namümkündür. bdp'li arkadaşlar artık şunu anlamalı, eğer bu tarz çok daha ileri haklar kazanmak istiyorlarsa siyaset yaparak bu halkın çoğunluğunu ikna etmek, koalisyon ortağı olmak, köklü bir siyasal gelenek yaratmak zorundalar. ben orta vadede bile bunun mümkün olacağını sanmıyorum ama kısa vadede yerel yönetimlere daha fazla yetki verilmesi ve seçmeli dil gibi uygulamalara gidilmesi olası gözüküyor. orta ve uzun vadede de zor ama belki ingiltere'deki galler örneğindeki gibi bir yerel parlamento gündeme gelebilir ama üniter yapı ve tek dilliliğin değişmesi bundan bile zor.
  • çiftdillilik.

    anadolu türkü'ne sıradışı bir şey gibi görünse de dünyanın büyük kısmında sıradan bir vaka. bir çok insan kendi etnik dilinin yanısıra bir pazar dilini (bkz: lingua franca) konuşuyor. bazen bu sayı iki de deği lüç dört oluyor. bu pazar dili bazen sömürgecinin dili oluyor, bazen bir kreol oluyor, bazen siyasi otoriteni gerektirdiği ya da dayattığı dil oluyor, bazen de o toplumda konuşulan edebi-tarihi geçmişi daha köklü olan dil oluyor.

    mesela tebrizli bir türk hem türkçe'yi hem farsça'yı anadili seviyesinde biliyor. çoğu zaman astaralı bir talış talışça ve farsça'nın yanında türkçe'den de anlıyor. bütün bir iran'da, afganistan'da, pakistan ve hindistan'da nüfusun yarıya yakınının anadili resmi dilden farklı. özellikle sömürgecilik öncesi büyük siyasi birlikler, devletler kuramamış ve yazı dili geleneği zayıf olan afrika'da her küçük topluluğun bir dili var. bu topluluklar birbirleriyle ingilizce, fransızca, arapça, swahili ya da başka bir dil aracılığıyla anlaşıyorlar.
  • ikidillilik demektir. ve zeka gelişimini olumsuz yönde etkilediğine dair araştırmalar vardır. almancı/gurbetçi çocuklarının saflığı ve pratik zeka yoksunluğunun sebebi budur.
  • aynı devletin yurttaşları arasında birden çok dille konuşulması durumu (http://tdkterim.gov.tr/…alism&kategori=terim&hng=tm); türkçesi ikidillilik.

    kimi dilbilimcilere göre aile ortamında tek dilin öğrenilmesi durumunu gösteren monolingualizm'den daha yaygın olduğu düşünülmüştür. bizde ise yaygın olarak türkçe ile kürtçenin, çerkesce, lazcanın, arapçanın vs. içinde bulunduğu durumu gösterir. ayrıca gurbetçi ailesinde doğmuş çocuklar da bu durumdadır. bilingual kimliğin pratik yaşamın kimi sahalarını çekilmez kılan yanları var gibi görünüyorsa da (kısmen de olsa anlaşılamamak, dillerden her birinin konuşulduğu ortamda söz konusu dile yetkinlik olmaması sebebiyle diğerini kullanmak zorunda kalmak vs.), genel olarak insana ufkunu genişletme imkanını sunduğunu söylemek mümkün. çünkü bir dilin gerçekten de "bir insan" olduğunu dile getiren klasik söylem haklıdır; zira dilin pratikte salt iletişim için geçerliliği var gibi duruyorsa da, asıl önemli vasfı geçmişten bugüne taşınan kültür mirasının merkezi olmasıdır. bizler farkında olmadan kültürü sahiplenir ve taşırız, bunda taşıyıcı motor dildir. insanın ikidilinin olması -kendisini daha da geliştirmesi, eğitmesi, bilinçlendirmesi koşuluyla- öyle bir genişlik imkanı sunar ki kendisine, zamanla karşılaştığı kavramları çok daha rahat tanımlayabilme, kullanabilme olanağını bulmaz, bizzat farkına vararak üstlenir. aristoteles'te logos'un hem dil hem de düşünce olmasının sebebi budur. bir olayı, şeyi iki farklı açıyla değerlendirebilme potansiyelini açığa çıkarır (bakınız: dil ya da logos/1).