şükela:  tümü | bugün
  • modern zamanlarda en zor olan duygu, eylem, olgu... adı her neyse artık. hele bir insanı sevmek için yaklaşın yanına. ya da yaklaşmayın. uzaktan izleyin kendisini. eylemlerini, duygu gel-gitlerini görün. bir insanı sevebilmek için nasıl bir insan olmanız gerektiğine karar verin.
    ön yargılarınızı, hamasi din ve dünya algılayışlarınızı çöpe atıp da soyutluğun üryanlığı ile bir insanı sevmeye kalkışın. kalkışın ve görün. bir insanı sevmeyi istemenin nelere bedel olabildiğini. bir insanı sevmeye çalışmamın insanlardan nefret etmenize yeterli olduğunu kendinize ıspat edin.

    çünkü, bazen sevgi bencilliktir. sevgi egoisttir. sevgi yıkar. sevgi yakar! o güzel hikayelerde anlatıldığı gibi aşk yüzünden mecnun ilahi aşkı bulmamıştır. aşk yüzünden ferhat dağları delmemiştir belki de.
    peki ya mecnun sadece ve sadece leyla'ya ulaşmak isterken yolunu kaybedip de açlık ve susuzluktan dolayı dellendiyse. dellenip de tanıyamadıysa leyla'yı?
    peki ya ferhat boktan bir hazine avcısı idiyse? kim bilebilir görünmeyenlerin ardındaki çıplaklıkları? kim bunun böyle olmadığını ıspat edebilir?
    ve kim bir insanı her şeyden daha üstün tutup da her şeyden daha çok sevebilir?

    kim?

    bizler mi? bizler yalancıyız. sevdiğimizi iddia ettiğimiz insanların cesetlerinin üzerine basarak işe gidiyoruz her sabah. toprak, sevdiklerimizin cesetleriyle dolu. sevdiklerimizin cesetlerini çiğneyerek sevmediğimizi iddia ettiğimiz boktan okullara gidiyoruz. bizler yalancıyız! bizler alçağız. zalimler çağında yaşayan alçağız bizler.
    ilk ego incinmesinde tırnaklarımızı bileyip de sevdiğimizi iddia ettiğimiz kişinin yüzüne geçirmek için fırsat kollayan budalalarız.

    sevmek güçtür çünkü. sevmek asalet gerektirir. bizler asil değiliz artık. asaletten mahrumuz. bir insanı sevebilmek için gerekli olan hiçbir duygu yok bizde.
    ön yargılarımız cebimizde. dinsel ve etniksel ayrılıklarımız dilimizin ucunda. yine de sevebileceğimizi iddia ediyoruz. yine de insan olduğumuzdan bahsediyoruz. kavram kargaşasındayken evren bizler hayatı talan yeri olarak göremiyoruz.
    oysa hayat talan yeri. sevgi, saygı, onur, erdem... tüm kutsal kavramlar kaçıranın elinde kalıyor. bizlerse sadece izliyoruz. renkli camın ardındaki saçmalıklar gerçek geliyor bize. hayatlarımız ekranlara hapsolmuş. hd teknolojisi ile pürüzsüz ve yalansız aşklar izleyip hd teknoloji standartlarında hayatlar yaşıyoruz.

    ruhumuzun çözünürlüğü berbat ama. aynalarla yüzleşmekten korkan koca bir nesil var ekranda. asansörde gördüğü insana "merhaba" demekten çekinen bir sürü hakim evrene. selam verip de borçlu çıkmak istemeyen asalaklar hakim evrene. oysa bizler iflasın piçleriyiz.
    tanrı'nın tek hayal kırıklığı olan sürü hakim evrene. yine de kendinden nefret eden bu sürü sevebileceğini iddia ediyor. ve insan olduğunu.
  • en mutlu günüm öleceğim gün,o derece.iyi konuşmak isteyince dilim tutuluyor.kötülüklerinden bahsederken konuşmaktan nefes almayı unuttuğum zamanlar oldu.sevilecek neleriniz var,sanat da olsa sevilmiyorsunuz lan.
  • başka yüreklere yolculuk etmek için, öncelikle kendi yüreğinizdeki yolları aşmalısınız.
  • ilginç bir mesele bu. yaşanmışlıklar zorlaştırır, yaşananlar ise kolaylaştırır bu eylemi, oldukça çetrefilli bir yapısı vardır. bu eylemin uzun süreçte sizi üzeceğini bilerek hareket etmeniz gerekiyor; ne aşklar bitti seninki mi bitmeyecek amk. bütün bunların bilincine vardığınızda yepyeni bir engelle karşılaşıyorsunuz. aslında yepyeni bir engel yaratıyorsunuz kendinize, o da savunma mekanizması. öncelikle bu savunma mekanizmasını kesinlikle mantıklı buluyorum onu söyleyeyim. en azından hazırlıklı oluyorsunuz olabilecek her şeye ama şöyle bir sıkıntı var; ne zaman, ne üzerine ve ne kadar bu savunma mekanizmasını gevşetmeniz gerektiğini veya güçlendirmeniz gerektiğini saptamak çok zor. kimseye güvenme diye boşuna tembihlemedi bizi anamız babamız ama kimseye güvenmeden de zevki çıkmıyor be hayatın. herkese güvenince de ebemizi sikiyorlar ama. bağlanmak da apayrı bir problem zaten ona hiç girmeyeyim.

    kısacası zor iştir, her babayiğidin harcı değildir. akıllıca bir hareket hiç değildir, aptal işidir.
  • “günlerden pazartesi. yine vapurun alt kamarasındayım. yine hava karlı. yine istanbul çirkin. istanbul mu? istanbul çirkin şehir. pis şehir. hele yağmurlu günlerde. başka günler güzel mi, değil; güzel değil. başka günler de köprüsü balgamlıdır. yan sokakları çamurludur, molozludur. geceleri kusmukludur. evler güneşe sırtını çevirmiştir. sokaklar dardır. esnafı gaddardır. zengini lakayttır. insanlar her yerde böyle. yaldızlı karyolalarda çift yatanlar bile tek.
    yalnızlık dünyayı doldurmuş. sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey. burda her şey bir insanı sevmekle bitiyor.”
    sait faik abasıyanık, alemdağ'da var bir yılan