antikolpa

  • 2432
  • 0
  • 0
  • 0
  • 7 yıl önce

cumhurbaşkanını halkın seçmesi

bazılarının bugünlerde çarpıttığı bir hadise.

sanki cumhurbaşkanlığını halkın seçmesi mevzusu durup dururken ortaya çıkmış gibi davranıyorlar bazı kardeşlerimiz. sanki tayyip erdoğan bir sabah kalkmış ve bundan kelli cumhurbaşkanını halk seçsin demiş ve bu tartışma gündemimizi meşgul etmiş ve de kabul edilmiş gibi davranıyorlar ama öyle değil işte.

bundan üç sene öncesi eski cumhurbaşkanımız sayın ahmet necdet sezer'in görev süresi dolmak üzereydi. ve yerine yeni bir cumhurbaşkanı seçilmesi lazımdı. cumhurbaşkanı seçiminin de kuralları belliydi. cumhurbaşkanlığına aday olma koşulları belliydi. seçim süreci de belliydi.

derken bir şey oldu. bazı arkadaşlarımızın da içinde olduğu belli kesimler tayyip erdoğan'ın cumhurbaşkanı olmasına karşı çıktılar. bunun için cumhuriyet mitingleri düzenlediler. neyse detaylara girmeyelim. cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaşırken başbakan tayyip erdoğan ak parti'nin cumhurbaşkanı adayını bugünkü cumhurbaşkanımız olan sayın abdullah gül olarak açıkladı. derken enteresan bir şey oldu. yargıtay onursal başsavcımız sayın sabih kanadoğlu cumhurbaşkanı seçmek için mecliste en az 367 milletvekilinin olması gerektiğini, aksi takdirde meclisin cumhurbaşkanı seçemeyeceğini söyledi. sonra bu mevzu gazetelerde, televizyonlarda tartışılmaya başladı.

derken cumhurbaşkanlığı seçimi geldi çattı. mecliste 367 kişi çıkmadı. çünküleyim ak parti'nin milletvekili sayısı 367 için yeterli değildi. dönemin anavatan partisi genel başkanı erkan mumcu ve dönemin doğruyol partisi genel başkanı mehmet ağar son dakikada meclise girmekten vazgeçtiler. ancak her şeye rağmen tabi ki abdullah gül en fazla oyu aldı. normal şartlar altında da cumhurbaşkanı seçilmesi lazımdı. (en azından bir dahaki turda)

sonra dönemin cumhuriyet halk partisi genel başkanı sayın deniz baykal cumhurbaşkanlığı seçimini iptal ettirmek için anayasa mahkemesine başvurdu. başvurmakla da kalmadı "eğer anayasa mahkemesi cumhurbaşkanlığı seçimini iptal etmezse çatışma çıkar" diyerek anayasa mahkemesine resmen ve alenen baskı sayılabilecek bir açıklamada bulundu.

neyse bizler acaba ne olur, ne biter derken akşamleyin saat 23:02'de genelkurmay'ın iternet sitesinde bir bildiri yayınlandı.* bu bildiri için her ne kadar eski genelkurmay başkanımız sayın ilker başbuğ, ordunun laiklik konusundaki hassasiyetlerini dile getirdik dese de alenen cumhurbaşkanlığı seçimine müdahaleydi. anayasa mahkemesinin kararını etkilemek için yapılmış bir muhtıra olduğu dile getiriliyordu.

artık siyaset tıkanmıştı. ertesi gün hükümet bu muhtıraya karşı bir bildiri açıkladı ve erken seçime gidileceğini söyledi. 22 temmuzda erken seçime gidildi.

cumhurbaşkanını da halkın seçmesi yönünde yasa çıkarıldı. eski cumhurbaşkanımız sayın ahmet necdet sezer sağolsun bu yasanın çıkmasını -yetkilerini sonuna kadar kullanarak- biraz uzattı ve referanduma gönderdi. referandumda da halk, cumhurbaşkanını halk seçsin dedi.

olay böyle gelişti: durup dururken tayyip erdoağn ortaya atmış olsa eyvallah karşı çıkalım ama cumhurbaşkanını halkın seçmesi bir kriz sonucunda gelen bir şeydir. dolayısıyle cumhurbaşkanını halkın seçmesi kötü bir şeyse bunu meclisi tıkayan, muhtıralara göz kırpan, anayasa mahkemesine 367'yi çıkartan, çıkarttıran, eşi başörtülü biri cumhurbaşkanı olursa çatışma çıkar diyenlere söyleyeceksiniz.

cumhurbaşkanını işi punduna getirip meclise seçtirmezlerse bazıları, son dakikada kuralları değiştirirlerse, uzlaşma uzlaşma diyerekten benim istemediğim birini cumhurbaşkanı seçemezsin derse, yıllarca dışişleri bakanlığı yapmış birini sırf eşi başörtülü olduğu gereçkesiyle cumhurbaşkanı olmasını istemiyorum derse, bu uğurda askeri kışkırtır, mahkemeyi tehdit ederse o zaman da cumhurbaşkanını halk seçsin derim ben.

ne demiş atalarımız; öyle göte böyle yarak.

devamını okuyayım »
16.07.2010 08:44