butundunyaaskolsun

  • anadolu çocuğu (337)
  • 908
  • 18
  • 3
  • 0
  • 4 gün önce

babanın ölmesi

babamı 2 ay kadar önce kaybettim. hastaydı çok. 1 yıl kadar önce kadavradan karaciğer nakli olmuştu, aslında dışarıdan belli olan pek bir rahatsızlığı yoktu, içi hastaydı babamın... ameliyat hakkında çok kararsızdı, çünkü çok çok zor bir ameliyat bu karaciğer nakli. doktorlar fırsatın varken olmazsan, yarın öbür gün hem fırsat olmaz hem de yaşlandıkça zor olur diyerek ikna ettiler onu. siroz tanısı kondu 6 yıl önce, karaciğer nakil listesine alındı. 4-5 kez gecenin bir yarısı da gündüz vakti gelin uygun organ var diye çağrıldı babam, apar topar koştu, her defasında geri döndü, sizi değil başkasını alacağız diye. böyle oluyormuş, uygun organ olduğu zaman listenin en üstünden 2-3 kişi çağrılıp, organ hangisine uyuyorsa o alınıyormuş ameliyata. en son geçen yıl bir şubat sabahı aradılar, telefon sesiyle uyandık. annemle birlikte gittiler hastaneye. öğleden sonra aradı beni, attım imzayı ben giriyorum ameliyata dedi bana. peki baba diyebildim, hastaneye koştum. biz dışarıda otururken diğer hastanın akrabası anneme koş senin eşini ameliyata alıyorlar dedi, bir baktık babam yatmış sedyeye. ağlamaklıydı, biz burdayız iyileşeceksin dedik. el sallayarak girdi ameliyathane kısmına, bizim de gergin bekleyişimiz başladı. haber verdik eşe dosta, zaten çoğu biliyordu babamın ameliyat beklediğini. ameliyat sırasında trombosit lazım oldu, bunu duyan annem feryat figan ağlarken soğukkanlı olmaya çalışıp telefonla tanıdıklardan trombosit aradım. çok şükür ki bulduk, hemen koşup geldiler hastaneye. daha sonra asistan doktor babamla birlikte çağrılan diğer hastayı taburcu ederken durumu sordum, başta kan kaybetti ama şu anda durumu stabil dedi. prosedürü uyguluyordu, diğer hastayı da bir süre tutuyorlardı, herhangi bir aksilik olursa onu alırız diye...

gece 2-3 gibi ameliyathane kapısında beklerken çıkan aynı asistana koştum yine, bitti ameliyat dedi, bakıştık annemle. yoğun bakıma alınacaktı. ziyaret yasak olmasına rağmen girdim, neyse ki açıldı kapılar. içerden çıkan doktor biz böyle durumlarda hasta yakınlarını bekleriz dedi. birtakım formlar doldurttu bana, babanız bu hastanede olabileceği en büyük ameliyatı oldu dedi bana. uyutuluyor şu anda, isterseniz girin dedi ama giremedim, gecenin karanlığında yoğun bakımdaki cihazlar gözüme daha bir büyük göründü. annemle eve döndük.

babam yoğun bakımda 10 gün kadar kaldı, daha sonra servise alındı. servise alındığı ilk gece ameliyat ve yoğun bakım etkisiyle deliryum geçirdi, kendine gelmesi 4-5 günü buldu. bu arada daha önce olmayan akciğer sorunları yaşamaya başladı, bu yüzden taburcu olması gecikti. neyse ki bir ay kadar sonra taburcu edildi.

ameliyat sonrası zor oldu bizim için. babam yeni hayatına, yeni ilaçlarına alışmaya çalıştı. bahar gelmişti o zaman. yavaş yavaş eski gücünü topluyor, herkese iyiyim diyordu. ancak geçmeyen bir halsizliği vardı. mayıs gibi tekrar yatırdılar hastaneye, bir süre yatıp çıktı. yazın da genel olarak iyiydi. devam eden halsizliği dışında pek birşeyi yoktu. safra yollarında darlık olabilir diyip tekrar yatış yaptırdılar, gerek olmayınca tekrar çıkardılar.

ağustos gibi kendisini iyi hissederken yazlık evimize gidip birtakım tamiratlar yaptırmıştı; bir kez abimle, bir kez de tek gitmişti. tek gittiğinde özellikle korkmuştum, zaten karaciğer nakilli, bir de epilepsi hastası, napar diye. tez canlıydı babam, hemen herşeyi yapayım düşüncesindeydi. gitme bu sene dedi annem, ameliyatlısın dedi. gitmem lazım, yoksa daha kötü olur dedi babam, gitti. çatılara çıkmış adamlarla, yormuş kendini orda... bütün yaz da üşüttü kendini, yapma etme dedik, dinlemedi bizi hiç... çok sıcak deyip banyo sonrası klima karşısında oturdu hep. sonra halsizliği arttı sonbaharda, yataktan çıkmamaya başladı.

yemeğini bile odasında yiyordu. önceleri aşırı iştahı olan adam gitmiş, yerine hiçbirşey yemeyen bir adam gelmişti. psikolojik olarak da iyi değildi, ben neden böyle oldum, neden iyileşemedim diye sızlanıyordu. kasımda tekrar yatırdılar, o kadar testten sonra tekrar taburcu edildi. ama ters giden birşeyler vardı. günün çoğunu yatarak geçiriyordu, arkadaşıma demiştim, babam belki aylardır gülmüyor diye. mutfağa bile gelmiyordu, günlerini yatak ve lavabo arasında geçirdi. lenfomadan filan şüphe edip ileri testler yaptılar, sonuçları aylar sonra çıkacaktı. bir tanesi iyi çıkınca rahatlamasından olsa gerek kalkıp salonda televizyon izledi o gün. ama sonra yine kötüleşti. ağlayarak sağlık sektöründe çalışan yeğenini arıyordu, çok hastayım, 50 kilo oldum diyerek. evet çok zayıflamıştı babam.

daha sonra tekrar yatırdılar hastaneye. bütün ilaçları kestiler, oksijen tedavisine başladılar. evde en azından tuvalete gidebilen babam, hastanede gidememeye başladı, klozetten kalkamıyordu. bezi de gururuna yediremiyordu, annemle abim çok yoruldular o süreçte. sıkıntıdan oksijen maskesini takmıyordu doğru dürüst, doktor bunu takmazsan makineye bağlarız amca seni demiş, nitekim bağlandı da...

bir cumartesi akşamıydı, anneannemi çağırmıştım benle otursun diye, annemle abim hastanede babamlaydı. babam bir süredir uyumuyordu geceleri, bu yüzden gündüzleri uyuyordu anca. annem telefonda bugün uyudu hep demişti. artık bez de bağlatıyordu mecbur, çünkü kalkamıyordu yataktan. o gün annem eve gelecekti dinlenmeye. bez değiştirirken babamın tepki vermediğini farkedip hemen hemşireyi çağırmış, onları odadan çıkarıp müdahale etmişler. hemen bizi aradı, koştuk anneannemle. makineye bağlamışlar babamı. eşi dostu da çağırdık. yoğun bakımda yer yok diye burda bekleteceğiz dediler. gece sen git dedik anneme, babamı bekledik abimle dışarıda. sandalyede sabahladım, babamın odasının kapısı açıktı, arada ayaklarını oynatıyordu, onu izledim uzaktan. 10 gün kadar yattı öyle, sonra yoğun bakıma alındı. orada uyandırılmış, tanıdıktan bilgi alıyorduk. zatürresi var dediler, akut böbrek yetmezliği başladı dediler...

görmeye girdik yoğun bakıma annemle. son konuşmamız olacağını nereden bilebilirdim... zaten cihazlardan sesi tam çıkmıyordu. iyiyim dedi bize. gözleriyle gülümseyerek baktı bana. gözlerinden birkaç damla yaş süzüldü öyle... biz yine geleceğiz baba dedim.

daha sonra annem girdi yanına, tekrar fenalaşmış, makineye bağlı yarı uyanıkmış. bir sonraki girişte ise servise alacağız ama enfeksiyonu var demişler. babamı son kes yoğun bakım çıkışı gördüm, hastabakıcı götürürken tamamen tesadüfi bir şekilde. o beni görmedi.

serviste 4 gün kadar kaldı. tekrar fenalaşmış, tekrar makineye bağlanıp uyutulmuş. annem görmeye gidiyordu yanına maske ile. doktor diğer organlarında da yetmezlik başladı demiş. annem perişan olmuştu. bense ne yapacağımı bilmiyordum. abime en son su, çay demiş babam uyutulmadan önce. bu kaldı aklımda...

öldüğü gün annem öğlen geldi eve, sonrasında telefonum çaldı, hastanıza müdahale ediliyor gelin diye. annem feryat figandı, ben de ne müdahalesi zaten makineye bağlı diye düşünüyordum. koştuk gittik, kalbi durmuş. biz ordayken biraz daha uğraştılar ama döndüremediler babamı geri, gitti...

ölüm belgesini ben imzaladım kızı olarak. eşyalarının çoğunu huzur evine verdik.

komşumuzun eşinin de ölüm yıldönümü yakın zamanda, babamla aynı mezarlıkta olduğu için bizi de götürdüler annemle. şişeye doldurup su ve çay götürdüm babama, toprağına dökeriz diye...

zaman çok çabuk geçiyor. arabamızı sattık nasılsa kullanan yok diye. çok severdi arabasını, çiçek gibi bakardı ona.

o kadar özlüyorum ki babamı... bir daha hiç göremeyecek olmak çok zor. sanki kapı açılacak da geliverecek gibi babam. şehir dışına çıktığımda beni ya direk otogardan alırdı, ya da servisle gelsem bile evin ordaki durakta beklerdi beni. geçen gün dönüş yolculuğumda artık beni alacak kimsenin olmadığını düşününce babamın yokluğu daha bir koydu, ağladım tek başıma otobüste.

bütün babaların ruhu şad olsun.

tanım: çok zor, tecrübe edilmesi çok acı olay.

devamını okuyayım »
15.03.2016 12:42