camel soft

  • delikanlı (447)
  • 583
  • 3
  • 1
  • 0
  • 3 gün önce

behzat ç.

emrah serbes'in kitaplarını henüz okuma imkanı bulamadım. ama diziyle ilgili bir şeyler söylemek gerek sanırım artık. spoiler da içerebilir, kestiremiyorum şimdi.

türlü türlü eleştiriler var. polis şiddetinin meşrulaştırıldığı iddia ediliyor, karakterlerin de cinayetin ana konsepti oluşturması gerektiği vurgulanıyor, çekimlerdeki eksiklik ve aksaklıklar, şu kadar gerçekçidir, bu kadar değildir vesaire...

kimilerince sözlükte bir "entel klişesi" halinde yaftalanan, "benim pek televizyonla, diziyle aram yoktur" klişesiyle başlamak istiyorum. televizyon başında geçirdiğim vakit yemek yerken denk geldiğim programlar, diziler ve haberleri izlerken geçen süreden ibaret. işinde gücünde bir insanın da ayırabileceği vakit bu süreyi pek aşamıyor zaten genelde. yapacak daha iyi, eğlenceli ya da dinlendirici (her ne haltsa artık) bir şeyler varken televizyon seyretmiyorum. ve evet bu bir tercihin sonucu. mevcut yayın akışı ile (evlilik programları, sabah programları, magazin haberlerine dönen haber bültenleri, yalılarda, küçük saraylarda yaşayan küçük hanım bey dizileri vs.) bu durum yeterince açıklığa kavuşuyor aslında.

benim televizyon kültürümden kime ne peki?

bütün gün evinde oturup, çoluk çocuğuyla ilgilenen, televizyon karşısında bezelye, pirinç ayıklayıp evin derdiyle uğraşan bir ev hanımıyla, arkadaşlarıyla varoş bir mahallenin kuytularında toplaşıp bira içen, racon kesen bir gencin ya da orta gelirli, iyi eğitimli bir ailenin babasının ya da çocuklarının tercihleri arasında dağlar kadar fark var. örneklemeler elbette çoğaltılabilir. ve örneklemeler küçümsemekten değil, durumun tabiatından ötürü böyle. yoksa televizyon öyle bir alet ki, bütün gün put gibi karşısına geçilip esir olunabilir. ama bizim işimiz dayatılan yayın akışı mantığıyla ilgili değil işin daha sosyal, psikolojik ve tercihsel tarafıyla ilgili.

peki behzat ç bu gerçeklikte nereye oturuyor?

örneğin polis şiddetinin variyeti tartışılmaz bir gerçeklik iken, kimisi bunun dizide yansıtılmasını şiddetin meşrulaştırılması olarak görüyor, bir diğeri ise bu durumun gerçeğin kendisi olduğu için yansıtılması gerektiğini vurguluyor. dedik ya bizim burada gözetmemiz gereken bilinçli kitlenin yayın akışı üzerindeki tercihleriyle ilgili olmalı. örneğin kurtlar vadisi denen dizi senelerce bizim hayatımızda haber bültenlerinden dahi öğrenmekte güçlük çektiğimiz kontrgerillayla ilgili bir şeyler anlatıyormuş gibi görünürken, o mahallesinde racon kesen minik kurtlar bunları delikanlılık desturu sayıp şiddeti sahiplendi. her ne kadar esas amacı "daha çok para kazanmak olarak" vücut bulan bir yapı içerisinde gerçeklik tartışılabilir hale gelse de işin özü bu kadar basite indirgenmemeli ve biz bu ikisi arasındaki ayrımı yapabilmeliyiz. şu an dizinin sıkı takipçilerinden biri olarak bahar'ın behzat'ın evlenme teklifini reddettiği sahnede söylediği sözler geliyor örneğin aklıma. harun'un "gizli solcu" olarak nitelemekten çekinmediği, behzat içinde, özünde kötü bir adam değildir gerçekten. ama behzat iyi bir adam olmasa da doğru bir adam olmaya çalışmaktadır. öyle ki kandırılıp dağa çıkarılan, öldürülen terörist için "o da evlat" diyebilir. ama suçlu suçsuz sorguda insanın ağzını burnunu da kırabilir. çünkü öyledir, öyle olmalı.

söylemeye çalıştığım şey polisin psikolojisini anlayıp, şiddetini normalleştirelim gibi bir şey değil. ama psikolojisini anlayalım en azından. bu anlamda güzel tespitlerle dolu dizi. belki bazıları türkiye gerçekliğinin biraz dışında, kenarında bazıları ama bazıları da tam ortasında, göbeğinde. sen belki behzat'ın iletişimsizliğinde buluyorsun kendini, belki bahar'ın solculuğunda belki cevdet'in sırtladığı yükte, baskı da...

şunu söylemeye çalışıyorum özünde. diziyi bu kadar güzel kılan şey olay örgüsünün, cinayetlerin, polisin karakterinin gerçekliği değil, karakterlerin gerçekliği ve derinliği. dizinin de öncesinde edebiyat ürünü olduğu gerçeği gözetilince olması gereken de bu olmalı zaten. bu anlamda behzat ç. bir polisiye de değildir bence. polisiye onun tuzu, biberidir, anlatılış şeklidir. bir eleştiriye de yanıt veriyor olmalı bu söylediklerim. aslolan cinayetin örgüsü karmaşıklığı değil, karakterler nezdinde bize ne verdiği olmalı. yani önemli olan konu değil, karakterler. son bölüm bu konuda epey eleştiriliyor sanırım ama, cinayet vesilesiyle hayalet'in evine dönmeyen alkolik koca detayına inmesi ve bunun sonucu olarak yüzüğünü çıkarıp çekip gitmesi ince işlenmiş bir detaydır mesela. bunun gibi bir sürü örnekle dolu. ha, belki işin polisiye kısmı burada biraz aksatılıyor ve tempo bozuluyordur, bilmiyorum. çünkü hiç düşünmedim şimdiye kadar "maktul" kimdir diye ama izlenebilirlik açısından olay kurgusunun daha ileri götürülmesi gerekiyorsa, doğrudur.

ve evet polis şiddet uyguluyor, harun gibi kazmalar sokakta cirit atıyor, ziraat mühendisi cevdet polis oluyor, basın açıklaması yapan bahar kendini gözaltında buluyor, cinayetler işleniyor.

devamını okuyayım »
21.12.2010 02:06