draco

  • 1320
  • 4
  • 0
  • 0
  • geçen hafta

nokia 6630

askerde tuvalete düşürdüğüm telefon. bir sabah kalktım, jandarma eşofmanım var üzerimde, cepleri de epey sığ. tuvalete girdim, ki karakolda tek tuvalet vardı. dışarda sıra var. bir cebimde sigara ve devasa 6630 var. sabahın 5.30'u, gün doğmamış, haliyle afyon patlamamış.

sigaramı çıkarıp günün ilk zehirini işerken alayım dedim. sigarayı çıkarırken cep telefonu da löp diye fırlayıp alaturkaya düşmesin mi! ayağımı uzattım ama yakalayamadım. o kısacık an içerisinde tuvaletteki bokmatik kapağına güvendim, telefon da tereyağlı ekmek dilimi boyunda olduğu için güvendim nokia'ya. kapağa takılır dedim.

takıldı da... ama tam ucunda asılı kaldı. sadece 1 cm lik kıç kısmı dışarıda, telefon havada sallanıyor. derhal eğildim almak için, ama telefonun alt kısmı ay gibi yuvarlak olduğu için dokununca elimden kaydı ve "çlöppssşşştt" efektiyle düşüverdi. ama her şey bitmiş miydi? hayır!!! alaturka sistemimiz aşağıda su haznesi olan bir sistem değildi, eğik bir boru ile dışarıdaki rögara bağlanıyordu. askerdeydim ve sıkı eğitimim sayesinde hiç bir şeyden iğrenmemeye ve korkmamaya programlanmıştım. jandarmaydım lan!

hemen bokmatiği yosunları sallanır biçimde sökerek yana koydum. kolumu delikten sokup uzatabildiğim kadar uzattım. ama telefon yoktu. ağır bir alet olduğu için dünyanın çekim kuvveti epey ilerilere taşımıştı mereti. e benim kollarım da afedersiniz ziyadesiyle kaslı ve "edeleli" olduğu için fazla ilerleyemedim ıslak bok çukurunda.

tam ümidimi kaybetmişken kapıyı çalıp "hocaa, hadi çık altımıza edicez" diye ünleyen karakol erlerimizden ufak tefek bir arkadaşın sesini duydum.

kapıyı açtım. askere "telefonum kubura gidizledi koç, çıkarırsan sana 1 karton kısa 2000 helalinden" diyemeden eleman yarım kartonu bitirmişti bile leblebi yiyen çorumlu hesabı! gözleri döndü...

eğilip o ince kollarından birisini deliğe soktu. resmen omuz başına kadar girdi içeri ve orada sıkıştı. yüzüne vuran buharlı çiş ve dışkı kokularıyla da boğulan çaycımız "çavuuş, yetiş kurtar beni kaldım burada" diyerek bir yandan gülüp bir yandan öğürüyordu. sesine 3-5 asker daha geldi ve hep beraber gülmeye başladık. garibim ise "ne gülüyonuz lan! kurtarsanıza" diyordu. kendisine 1-2 hareket gösterdim, eğitimlerde öğrenmiştim hepsini.. kurtardı kendisini. kolları yeşil çiş ve bok yosunu olmuştu. ilk defa burada gördüm insan dışkısının yosununun rengini. hep beraber öğürmeye, ağzımızdan sıcak safra ve salya fışkırtmaya başladık.

neyse; telefondan ümidimizi kestik, su bastık, hortum sokup ittirdik ama ne önden ne arkadan çıkartamadık koca aleti (kötü cümle, kabul). telefonun sesinden yerini buluruz diye aradığımızda meşgul çaldı! sanırım fareler konuşuyordu ya da 2 salak arkadaşımız aynı anda aradı...

o günden sonra haftalarca, rögarın başına geçip "çavuuuş, telefonun çıktı gel bak" nidalarıyla dalga geçtiler benle. ben de hepsine 2 şer saat fazla nöbet yazdım. oh canıma değsin.

diyeceğim şudur ki; telefon alırken merkezkaç formülünü göz önünde bulundurun.

devamını okuyayım »
28.05.2009 14:45