jesus vs mohammed

  • 2024
  • 0
  • 0
  • 0
  • geçen yıl

yedinci nesle hoşgeldin zirvesi

asosyalliğimin ve kara talihimin başıma bela olduğu zirvedir. şöyle ki, mekanda geçirdiğim bir saat boyunca herkes deli danalar gibi eğlenirken, ben morrissey misali barın bi köşesinde tek başıma çilekli votkamı yudumladım, dışarı çıkarken dilime dolanan şarkıyı farkettiğim anda ise dehşete kapıldım:

there's a club, if you'd like to go
you could meet somebody who really loves you
so you go, and you stand on your own
and you leave on your own
and you go home, and you cry
and you want to die

oysa ki imam adnan sokaktan çıkıp balo sokağa girene kadar hep dilimde şu nakarat vardı:

come out and find the one that you love and who loves you
the one that you love and who loves you

bu acıklı hikaye ise şöyle başlamaktadır: efendim o gün bazı nedenlerden dolayı zirvenin başlangıç saatinde orada olamayacaktım. daha önce tahmin edilebilir nedenlerden dolayı * hiç bir zirveye katılmayan ben, hemen robin e bir mesaj döşedim: bıdı bıdı bıdı ben 11 gibi gelebilirim, yetişirmiyim?
robin cevabı vermekte gecikmedi: tabi ki, zaten en azından 1 e kadar devam eder, gel sen kaçırma!

ben de saatler 23:00 gösterdiğinde mekana adımımı attım. yanımda da bi arkadaşımı getirdim, içeri girdiğim an gördümki millet ibrahim tatlıses eşliğinde eğlenmekte, ortalarda bir grup ise resmen tepinmekteydi. 'aman aman ne güzel hemen ben de bi entegre olayım ortama' derken; yanımda getirdiğim arkadaş ibrahim tatlıses e karşı olan hassasiyetini belli etti, ardından çalan davut güloğlu na ise katlanamayacağını söyleyerek mekanı terk etti.
tek başına kalan ben herkesin yakasına bileğine, koluna bacağına, alnına ensesine ve daha bilimum yerlerinde yerleştirdiği üzerinde nickleri yazan kağıtları gördüm ve ortama akmanın en iyi yolunun bu olduğunu anlayıp hemen girişte ki masaya gittim. masada oturan bi arkadaş kağıtların nerde olduğunu bilmediğini, robin e sormamın en iyisi olacağını söyledi. hemen robini aramaya koyuldum. negative i gözüme kestirip sordum:

- merhaba, robin i tanıyomusunuz?
- (üstünde ki yazıyı göstererek) hayır ben robin değilim, negative im ben!
- yok,yok robin i tanıyomusunuz?
- valla onu bilmiyorum ama ben negative!
- teşekkür ederim.

ilk denemem başarısız olmuştu, ama şunu da hemen belirtmem gerek negative çok iyi ve yardımsever bi insandı ama ben gelene kadar tükettiği alkol ve ortamda ki yüksek sesli müzik sağlıklı bir iletişim kurmamızı engellemişti, buradan kendilerine selamlar ola...

cesaretimi tekrar topladım, cebimden bi sigara çıkardım ama ateşim yoktu, bir çakmak için çevreme bakınırken en yakınımda ki kişinin frackman reloaded olduğunu gördüm. yine bir heyecan ve tüm sempatikliğimle yanına gittim, amacım kendilerini övmekti ama boyum yetişmedi sadece ateşini isteyebildim, sigaramı yaktım, geri verirken bana gülümsedi. bu tebessümden gaz alan ben 'robin i tanıyomusunuz' diye sordum hemen ama bu seferde cartel in 'gel gel gel cartele gel...' çığlıkları kendilerinin ne dediğini anlayamamama sebep oldu; kendileri tekrardan bi tebessüm etti, ben de 'anlayamadım' deyip o büyülü ortamı bozmak istemediğimden teşekkür edip uzaklaştım.

artık tam umudumu yitirmişkem bu sefer önüme rastgele çıkan birine öylesine sordum:

- robin i tanıyormusunuz?
- evet.
- (ohh be diyen ben) buralarda mı?
- (sinsi bir gülümseme) benim...
- aaahhh uhhhh şeyyyyy...
- evet?
- ya ben bu kağıtlardan istiyodum, nickimi yazıcaktım
- kalmadı ya dostum. çok param yoktu zaten bi de insanlar ikişer üçer takmışlar o yüzden kalmadı, kusura bakma!
- yok ya ne kusuru, sorun değil ( oysa dünya başıma yıkılmıştı)
- (bunu sezen robin) micheal jackson severmisin?
- (birden böyle alakasız bir soru karşısında afallayan ben) şey,, ehh evet severim..
- 4 şubatta zirvesini yapıcaz, muhakkak gel, yine deli gibi eğlenicez, tamam mı?
- tamam
- mutlaka gel ama hadi görüşürüz
- tamam iyi eğlenceler (aslansın, kralsın)

böylece kağıtsız sap gibi ortada kaldım. bundan sonra ki hedefim, insanların nicklerine dik dik bakıp ilgilerini çekmek 'hayırdır birader noldu' diyenlerle de, 'aaa merhaba ben jesus vs mohammed tanışalım' deyip zirvenin asıl amacı olan kaynaşmayı gerçekleştirmekti. hemen işe koyuldum; herkesin nickine uzun uzun baktım, ilgilerini çekmeye çalıştım, kafamı bi oraya bi buraya uzattım ama büyük ihtimal insanların, 'sözlüğü bilmeyen bi öküz aramıza karışmış ne ulan tüm bu yazılanlar diye bizi inceliyo' diye düşünmelerine neden oldum, çünkü kimse bana merhaba demedi. hatta kirkkarakterlikkirikayakliakillikirkayak ın sadece kartına değil uzun uzun gözlerinin içine bile baktım ama yine de ilgisini çekemedim.

en sonunda herkesin, kaçırdığım o üç saat boyunca kaynaşma işlevini gerçekleştirip çoktan eğlenme kısmına geçtiğini ve üzerimde o allahın belası kağıtlardan olmadığı sürece kaynaşmanın yalan olacağını anlamış oldum. burda asosyal duygularım yükseldi, yükseldi ve beni derin bi umutsuzluk çukuruna sürükledi. bara gittim bi çilekli votka istedim, votka geldi, o esnada orqan da geldi ve ilk defa biri benle tanıştı; nickini gösterdi ve 'senin ki ne' dedi, nickimi söyleyince bi kahkaha attı, 'güzelmiş' dedi, 'yedinci nesilsin dimi' diye sordu, 'evet' dedim, kendisinin üçüncü nesil olduğunu söyledi, o zaman hoşgeldin deyip kadehini şerefe kaldırdı, tokuşturduk, bi abi misali omzuma vurup gitti. ben de 'vayy be ne adamlar var ulan' deyip kara talihime lanet edip iki kadeh votkamı daha dikip mekanı terkettim. içimden 'kork benden sözlük kendimi 4 şubatta göstericem' deyip mekandan uzaklaştım.

not: bu entry kimseyi kötülemek amacıyla yazılmamıştır, hatta tam aksine başta robin olmak üzere zirvede bulunan herkese düzülmüş bir methiyedir.

edit: felina dan alınan acı haberle öğrendim ki ateş istediğim kişi frackman reloaded değil, onun etiketini takan pek şakacı bi arkadaşmış *. neymiş efendim an itibariyle pek güzel sazanlaştığım zirve de olmuştur kendileri.

devamını okuyayım »
09.01.2006 00:06