lynch lynch

  • 1407
  • 1
  • 0
  • 0
  • geçen hafta

deftones

şu sözlüğe yazar oldum olalı, bu adamlar için yazmak istediklerim hep kifayetsiz kalıyor, hep yazıp yazıp kenarda dursun diyorum ya da gerisin geri siliyorum. belki şimdi de aynısı olur ama şansımı yine denemeliyim, artık yazmalıyım bi'şeyler, hem de deathblow'u dinleyip tüylerim diken diken oluyorken.

sık sık dinlediğin bi' grup ya da müzisyen, n'asıl sizin için müzikten öte bi'şey olabilir ya da müzikten öte ne olabilir? bu soruların cevabını inanın bilmiyorum. ama tek bildiğim, deftones dinlerken, diğer dinlediğim gruplardan farklı hissetmem, eşsiz hissetmem. bilmiyorum, bu bile yeterli bi' açıklama değil, en azından benim için. hani derler ya, "taparım!" diye, cidden tapıyorum yani. bunu kim duysa anlam veremiyor, anlattıklarımı anlayamıyorlar. ama ben de anlamamalarına aldırmıyorum, hatta anlamalarını istemiyorum bile. o yüzden bunu açıklamak için kasmıyorum kendimi, şimdi de oluca gibi. yani, deftones bana özelmiş gibi geliyor, belki başkalarına da geliyodur ya da onlar öyle düşünüyodur ama bu konuda kapışırım arkadaş sonuna kadar. aramızda kalsın, ben deftones'u kıskandığım kadar kız arkadaşımı kıskanmadım. yakın çevrem, sevgilim falan dahi dinlemesin istedim deftones'u. hiç biriyle paylaşamadım bi' türlü. en basitinden, arkadaşlarım sıkça sorarlar, "neden o kadar grubun videosunu paylaşıyosun da hiç deftones paylaşmıyosun?" diye. e, neden siz dinlemeyin, sevmeyin diye amk!

her bi' şarkıda farklı şeyler hissetmek, her şarkıyı ilk kez dinliyomuş gibi gelmek, her şarkıda kendinden bi'şeyler bulmak apayrı şeyler. deftones dinlerken, sanki onlarla dertleşiyomuşum gibi hissediyorum. mutlu anımda da yanımdalar, mutsuz anımda da. yani, çok sevdiğim kızı elde ettiğimde de koştum gittim deftones dinledim, çok sevdiğim ananem öldüğünde de. bu adamlar, kimsenin anlatamadığı şeyleri anlattı bana, kimsenin hissettiremediği şekilde hissettirdi, kimsenin ağlatmadığı kadar ağlattı, kimsenin beceremediği kadar da yaşam dolu hissettirdi. öyle demeyin, en duygusal yanlarımdandır deftones ve yeri asla dolmayacak bi' oluşumdur. mesela chino moreno'nun sesi kadar güzel bi' ses hiç duymadım hayatımda, öyle bi' ses olduğunu da düşünmüyorum, ne derseniz deyin. adam öyle hisli söylüyor ki en sevmediğim şarkıyı söylese bile tüylerimi diken diken edicekmiş gibi hissediyorum. yazdığı sözlere ne demeli, sanki benim hissettiğim şeyleri hissetmiş de yazmış adam. şimdi böyle hissediyoken n'asıl eşsiz olmaz deftones benim için!

aslında şu deathblow'un tekrar tekrar çaldığı bünyede bunu açıklamak çok daha zor ama bunu kolay sağlıycak bi' deftones şarkısı da yok, o yüzden hangi şarkı olduğu fark etmez. ilk deftones dinlediğim anı hatırlıyorum da yerimden kalkıp etrafta hoyratça zıplayasım gelmişti. şarkı boredtu. ama isminin aksine kaç kere dinledim o gün hatırlamıyorum bile. hatta gruptaki arkadaşım coverlasak ya bunu dediğinde n'asıl da itiraz etmiştim, sanki şarkıya tecavüz edicez gibi geliyodu, -ki muhtemelen de öyle olucaktı ama müsade etmedim hiç bi' zaman. hatta bi' gün garajda gitarist ve baterist arkadaşım fist'i çalıp sürpriz yapmışlardı bana da nedense iyi çalmış olmalarına rağmen beğenmediğimi söylemiştim. böyle abi, paylaşamıyorum bi' türlü. bi' sohbet esnasında deftones'u sevmediğini söyleyen birine sarılasım geliyo, seviyorum diyeni de dövesim geliyo. n'asıl bi' iştir anlamadım ama mutluyum böyle olmasından. hatta lisedeyken arkadaşlarım çok seviyorum diye deftones'a laf atarlardı da küser giderdim, laf ettirmezdim. hala da ettirmem amk, ne alaka geçmiş zaman kipi.

bi' de deftones'un müzikal yapısına değinmek gerekirse, taptığımdan mıdır nedir, bi' tane kötü nokta bile bulamam. ama iyi noktalara bi' değinelim. mesela bu adamların müziğine dair en çok sevdiğim şey her albümde kendilerini aşmaları, her albümde farklı şeyler yapmaları, her albümde farklı bi' tarzdan illa bi' kaç şarkı yapmaları, olabildiğince deneysel, olabildiğince multi-genre olmaları. yani görüyoruz, mesela deftones'la adı çok anılan korn, her albümleri nerdeyse birbirinin aynı, adamlar kendilerini tekrar ediyolar resmen. ha bu kötü bi'şey mi bilemem ama her albüm kendini aşmak apayrı güzel bi'şey orası kesin. yani, deftones'ta kendi müziğiyle büyüdü, olgunlaştı adeta. düşün like linus'tan diamond eyes'a, yani nereden nereye. o albümden, bu albüme yapılan her yolculukta, her albümde farklı bi' deftones, farklı bi' tını var. bu çok ama çok değerli bi'şey bence.

grubun her elemanı da ayrı tatlılıkta, ayrı bi' yerde benim için. chino moreno gibi eşsiz bi' ses, süperkarizmatik, süpersempatik bi' adamın yanında chi cheng gibi mütevazı, kendi halinde bi' adam, sonra dışardan hardcore, içerden downtempo bi' adam steph carpanter. ardından abe cunningham gibi kendi şahsına münhasır dışarda sakin, baterisinin başında coşuk bi' adam. bi' de gruba sonradan katılıp kendini sevdiren cool adam frank delgado var tabii. yani bu adamlardan biri eksik olsa deftones, deftones olmaz, zaten bunu diamond eyes'da gördük. bunu geçersek, saturday night wrist öncesi ve sonrası kulağıma gelen "dağılıyorlar!" haberini duymaksa halen dinliyor olduğum şu deathblow kadar öldürücü bi' darbeydi. yani, onlar dağılsalar n'asıl olurdu, düşünemiyorum bile. ama chi'nin olamayacağı bi' ortamda yerine sergio vega gibi maymunların geçeceği bi' durumda dağılmalarını tercih ederim. çünkü deftones; chino, chi, stef, abe ve frank'tir, dahası değil! o yüzden iyileş artık chi! n'olur!

demem o ki, deftones çok başkadır abi, anlatılmaz yaşanır türden. o yüzden yaşamanız lazım ama umarım yaşayamazsınız. ayrıca benim gibi hisseden başka birileri de varsa, daha doğrusu öyle düşünen varsa, lütfen benden uzak dursun.

son olarak da... seni seviyorum deftones!

devamını okuyayım »
29.07.2011 21:22