quant

  • 6666
  • 0
  • 0
  • 0
  • 2 ay önce

başarısız iyilik denemeleri

memlekete gelinmiştir. babanın direktifleriyle* bir dolu iş için oraya buraya koşulmaktadır. eve uğranır. hemen bir şey alınıp, dönülecektir, bir yerlere yetişilecektir.

evin kapısında, tam anahtarı çevirirken, cılız bir ses gelir. kulak kabartılır. hakkaten biri çağırıyordur. yan komşu...

çocukluğumuzda, toprak ara sokakta, evlerinin önünde top oynadığımız, evlerini toza dumana buladığımız, bayramlarda ellerini öpüp, yalnızlıklarını paylaştığımız, fitre, zekat verilecekse, hep listemizin ilk sırasında olan, ama yardım almaya çekinen, arlı komşularımız. sigara içmekten suratı kahve rengine çalmış, ayakları tutmayan dedeyle, tarlada yıllarca pamuk toplamaktan elleri kasılmış, beli kamburlaşmış nine.

zor bela yürüyerek kapılarına kadar gelmiş halil dede. "hoşgeldin"den fazlasını diyecek belli ki.

- hoşgelmişsin oğlum
- (elini öperekten) hoşbulduk halil amca
- kaç yıl oldu be yavrum, hey gidi hey... elimizde büyüdün gittin, kocaman adam olmuşsun
- sayenizde halil amca

sesleri duymuş olacak ki, avlunun bitişindeki evin iç kapısına gelmiş fikriye nine. duyurmak için gücü yettiği kadar sesleniyor;

- yavrum, selim'im hoşgeldin
- (avluyu geçip, ona doğru giderken) hoşbulduk fikriye teyze

bizim orada dedelere amca, ninelere de teyze denir hep. neden bilmem. ömürlerinin geçip gittiğini yüzüne vurmayalım diye mi acaba. neyse işte, öyle alıştırılmışız.

- (kaskatı kasılmış, hep bir şey tutar gibi durmak zorunda olan elini öperken) nasılsın fikriye teyze, iyisin inşallah. iyi gördüm seni, maaşallah
- sağol çocuum, naapalım işte, şükür. sen de istanbullardaymışsın
- öyle öyle. iş güç, naparsın teyzecim
- tabi yavrum tabi. tek işin gücün olsun. nerde ekmek yiyeceksen orda.

o sırada, hala evin ön kapısında olan halil dede bizi izliyordur. uzaktan, bir meramı olduğunu hissettirir gibi, "i"yi uzatarak çağırır;

- selim
- (hızlı adımlarla ona doğru geri dönerken) buyur halil amca
- yavrum

bir şey isteyecek ama çekinir gibi. fikriye nine duymasın diye mi ki... iyice yanına gitmeden başka bir şey demez.

bir eliyle elimi tutar. diğerinde bütün 50 tl vardır. parayı avucuma koyar.

- şu köşedeki bakkal 1 lira fazla satıyor, şerefsizin damadı! öbür sokaktaki bakkaldan bi' tane uzun samsun alıver be yavrum. uzak orası. ayaklarım sancıyor. sizin kapının tıkırtısını duydum da, sen misin diye bağırdım. allahtan senmişsin. hadi bi' koşu alıp geliver be çocuum.

bir yandan yetişilecek yer bekliyordur, diğer yandan yıllardır görmediğim komşumuz bi' yardım istiyordur. iş sktir edilir.

- tabi halil amca, alıp gelmez miyim hiç
- sağolasın yavrum. ha bi' de şu ucuz bisküvilerden alıversen. hani ortası beyazlı.
- tabi tabi, olur. alırım.

koşa koşa gidilir bakkala. uzun samsun'la biskuvi alınır. gelinir. halil dede, evlerinin kapısının önünde oturuyordur. gelince kalkar gibi hareketlenir.

- (biskuvi, sigara ve 50 tl uzatılırken) buyur halil amca
- nooldu yavrum?

halil dede 50 tl vermiştir. uzun samsun'la biskuvi aldıktan sonra 50 tl geri gelmiştir. şaşırır.

hali vakti yok bu insanların. madem bi' iyilik yapıyoruz, tam olsun diye düşünerekten, cepten verilmiştir biskuviyle sigaranın parası. nasıl cevap verileceği bilinemez.

- (halil dedenin 50'lik olan avcunu kapataraktan) tamam tamam
- nasıl tamam oğlum. olmaz öyle şey.
- olsun amcacım, tamam o tamam

daha fazla konuşmak istemez. yaptığı iyiliği suratına vuruyor gibi hissetmeye başlamıştır çünkü.

- hadi kendinize iyi bakın, ben gideyim
- yok oğlum. dur. öyle değil. bozuk para lazımdı bana. sen yine 50lik getirdin ya bana

şapşallaşır. iyilik yapalım derken bi' işe yarayamamıştır. utanır. afallar.

- haa... ben...
- yavrum bozuk para lazım oluyor da. fikriye teyzen yoğurt alacakmış. alacağı kadının da bozuk parası yokmuş. ondan çağırdımdı ben seni...
- hmm... tüh ya... ben de şey diye düşünm... tamam hemen bozdurup geliyorum.

iş sktir edilmiştir ama baba da bi' yandan zırr zırr arar. büyük ihtimal "nerdesin oğlum sen" diyecektir. cevap verilmez, telefon zırr zırr çalmaya devam eder.

para bozduralım diye, bakkal bakkal, dükkan dükkan dolaşmanın yolu gözükmüştür. küçücük köyün işlek dükkanları da hep bi' yerde, köy meydanındadır. köy meydanı da ta cehennemin dibindedir.

çare aranır bi' süre. sonra yakındaki bakkala doğru yol alınır.

- (50'liği uzataraktan) bi' samsun

bakkal önce paraya, sonra çocuğa bakar.

- ohoo... 50'yi kim bulmuş da biz bozucaz evladım

hay skim çekilir.

- tamam 2 olsun o zaman
- iki de olmaz ki, onu da bozamam. sonra bende kalmıyor bozukluk. nasıl bulurum. bizim çocuk da yemeğe gitti zaten.
- (ikinci hay skim) tamam 5 samsun, 2 tane de kremalı biskuvi ver o zaman, oldu mu!?
- tamam

alınanlar poşete doldurulur, koşa koşa halil amcaya doğru gidilir. koşarken, bir yandan hesap yapılıyordur. para üstü baya bi' eksilmiştir çünkü. tamamlanmaya çalışılır. cepte de 1 samsun, 1 biskuvilik üstü denkleştirecek gibi küçük paralar yoktur.

yazın ortası, öğlenin sıcağı, koş, et derken sırılsıklam olunmuştur. halil dede kapıda bekliyordur. soluk soluğa poşet uzatılır. halil dede şaşırır. eğilip, poşetin içindekilere bakar.

- (55-60 civarı, bi' tomar parayı uzatırken) buyur halil amca, demir bozukluklar da aldım
- hah, allah razı olsun yavrum

baba tekrardan zırr zırr çaldırmaya başlar.

- hadi halil amca ben gideyim artık, kendinize iyi bakın

fikriye nine hala iç kapının oradadır. oradan bağırır;

- selimim, sağol çocuum. çok sağol. annene çok selam söyle.
- (koşarken geri geri el sallayaraktan) siz de sağolun fikriye teyze, hadi hoşçakalın

telaştan daha eve girip alacağını bile almadan geri koşmaya başlamıştır çocuk. o sırada poşetin içini karıştıran halil dede, çocuk köşeyi dönerken, kendi kendine mırıldanır;

- teh... kısa bunlar yav... ah be yavrum, içilmez ki bunlar

devamını okuyayım »