sinematematikci anadolu çocuğu (336)

  • 945
  • 2
  • 0
  • 0
  • geçen hafta

shichinin no samurai

filmdeki köylülerin ezikliğini eleştirenlerin japon kültürünü yeterince araştırmadıklarından şüpheliyim. halkın çaresiz ve ezik olmasının nedenlerinin başında cahillikleri ve birbirlerini cesaretlendirememelerinden kaynaklanan korkaklıkları gelir. dağların arasında yaşayan bir halkın tabi ki en büyük korkusu olumsuz doğa şartları olacaktır. bir de daha karınlarını zar zor doyurabilen bir halkın cesaret bilinci kazanmasının önündeki en büyük engel sınıf ayrımcılığıdır. japon toplumu samuray, keşiş, ronin, köylü, hizmetçi gibi sınıflardan oluşur ki bunları sadece bu filmde görebildiklerimizdendir.

bir diğer neden ise yerleşik hayatın getirdiği sosyo-psikolojidir. bütün bir sene boyunca hasatı bekleyip tüm umutlarını ona yükleyen bir halk ile avcılıkla beslenen halk arasında fark vardır. eğer bu halk neden ellerinde oraklarıyla savaşmadı diyecekseniz avcılık duygularının zamanla körelmesini sebep olarak gösterebiliriz. asırlardır aynı topraklarda yaşayan yüzölçümü türkiyenin yarısından da az olan, arazinin büyük kısmını dağlar ve yanardağlar oluşturan, bir ada ülkesinde yaşamanın getirdiği sıkıntılar insanlar üzerinde uzun vadede büyük kültürel değişiklikler oluşturur. doğa tarafından sarılmış bir kafes içinde hissedersiniz kendinizi. özgürce atınıza atlayıp koşturabileceğiniz alan en fazla bizim bir ilimiz kadardır. bu nedenle bizdeki orta asya ovalarındaki kadar özgürlük, avcılık ve savaşma duygusunu japon halklarında aramak pek adil olmayacaktır. bizde her türk asker doğar ama onlarda sadece samuraylar asker doğar. bir diğer konu ise dini hayatın sosyal hayata yansımasıdır. şintoizm'de yer, gök, su gibi tabiat tanrıları yer alır. köylünün tek amacı ise bu tanrılardan yiyecek dilenmektir. eğer tanrılar ile ilgilenilmezse* insanlar aç kalacaktır. bu felsefeye sahip köylüler de topraklarından ayrılmak istemez, risk alıp savaşmak istemezler.

fiilme dönersek; filmde halkın çaresizliği harika şekilde işlenmiştir. kurosawa'nın diğer filmlerinde daha çok yer verdiği mistik hava bu filmde olmasa da; savaş, halk ve emeğin gücü derinden yansıtılmıştır. her bir pirinç tanesinin yeri geldiğinde bir insan hayatından daha fazla öneme sahip olması, bu uğurda verilecek savaşın kutsallığı. üç saat gibi bir sürede sindire sindire izleyiciye yedirilmiştir. samuraylığın sadece paralı askerlik olmadığını, özgürlük, adalet ve dürüstlükten de oluştuğunu göstermiştir. ve samuraylar ne yaparsa yapsın kazanan yine toprak olmuştur.

çekim teknikleri konusunda ise tipik bir akira kurosawa filmi diyebiliriz. şairlerin mısralarına mahlas sokuşturması gibi kurosawa da filmlerine bu mahlası sahne şeklinde sokuşturmaktadır.
atlı eşkiyaların saldırı sahnelerinde alçak çekim tekniği kullanması, eşkiyaların yüzlerini minimum süre çekmesi, yanlış alarm verildiğinde samurayların değirmeni bir bir konsantre şekilde terketmesi, bir eşkiyanın atının çifte ata ata köye daldığı sahne, samurayların toplandıktan sonra şehir merkezindeki mekanda otururken üçgen bir şekilde oturtulması ve üçgen çekimi, filmin sonundaki pirinç ekimi töreninde çekilen (bizdeki minyatür tablolarındaki gibi) sınıfların aynı karede farklı konumlandırılmasıyla oluşturulan bütünlük, genç samuray ile shino'nun ilk kez karşılaşıp ikisinin de kırda oturduğu sahneleri görünce br kurosawa filmini izlediğinizi hissedersiniz.

özet geç dersen tarihin, çekilegelmiş en has filmlerinden biridir. ilk 10 diyemeceğim ama ilk 20'ye girecek filmdir. bir çok film için de ilham kaynağı olmuştur. zaten kaliteli uzakdoğu filmlerinin tadına vardıktan sonra batı filmleri millete teletubbies filmi gibi gelecektir.

devamını okuyayım »