turbolova

  • 750
  • 30
  • 4
  • 0
  • dün

yabancılarda türkçenin fonetik algısı

aşırı zordur.

türkçedeki seslerin, aldıkları ek seslerle yumuşayıp kalınlaşması dilin telaffuzunu zorlaştırır. ünlülerle sürekli değişen sesler ünsüzlerin bile bir çok çekimlerini meydana getirir. bu durum da farklı telaffuzlar doğurur.

dilimize tek bir kalıp halinde bakılamaz. bununla birlikte arapça'dan ingilizce'ye kadar bir çok dilden ödünçleme sözcükler barındırır. üstelik sondan eklemeli (yükleme ek yapılan) bir yapısı olduğu için tam olarak dili bilmeyenler tarafından fonetik algısının zor olduğu bir dildir. çoğu sesin bir çok farklı vurgusu vardır. cümleye başlarken bir sözcük yüzünden arapça gibi algılanabilip cümle biterken arapça ile uzaktan yakından alakası olmayan almanca mı acaba bu diye düşündürebilir. rusça'ya, ispanyolca'ya ve değişik dillere de benzetilebilir.

yani fonetik olarak yabancılarda algısının zor olmasının ilk nedeni, dilin sesletim açısından ayrıştırıcı bir karakteristik özelliği bulunmayışından, seslerin karışıklığından ve ödünç alınan sözcüklerin varlığından kaynaklanmaktadır.

göz - eye
gözlük - glasses
gözlükçü - optician
gözlükçülük - optician

görüldüğü gibi ingilizce ile kıyasladığımızda aynı sesleri tekrarlayıp duruyoruz. tamam o zaman rahatlıkla algılanması gerekir diye düşünürken şu cümleyi kurduğumuzu varsayalım;
gözlükçülük emek isteyen bir zanaattir şahsım açısından bakıldığında.
(bkz: 404 not found) her şey var. tam bir cümbüş.

türkçe'nin yabancılardaki fonetik olarak algı zorluğunun ikinci nedeni ise şahsıma göre; dilin dile değmeyişidir. dünyanın neredeyse her yerinde türklerin yaşadığını bilsek de bir dilin başka dili konuşanlar tarafından algılanması için o dilin diğerlerine yeteri kadar maruz bırakılması lazımdır. yani o dili kullanan toplumun siyasi ve ekonomik olarak diğer milletlere göre eşit ya da ağır olması gerekir ki senin dilinle haşır neşir olsun insanlar. biz fransızca, italyanca, rusça, ispanyolca bilen eleman aranıyor gibi bir ton iş ilanıyla karşılaşırken bu ülkelerin ilanlarında çok nadir olarak, türkçe bilen eleman aranıyor yazısı çıkar karşımıza.

yani dile sahip ülke siyasal, endüstriyel, ekonomik bir gelişim içinde olmalıdır ki o dilin uluslararası bir algılanabilirliğe sahip olsun.
ona göre süt bana göre çikolatadır türkçe.

son olarak konuyla ilgili başımdan geçen bir olayı aktarayım.
new york metrosunda 3 türk muhabbet etmekteyken amerikalı bir kadın bizim türk olup olmadığımızı sordu. şaşırarak evet dedik. nasıl anladığını sorduk. eşinin uzun süre incirlik'te çalıştığını kendisinin de 1 seneye yakın türkiye'de kaldığını söyledi. sonra şiş kebap, baklava falan fıstık işte. bu da az önceki bahsettiğim, dilin maruz kalınarak öğrenildiğine örnektir.

not: yapmış olduğum bu yorum tamamen sınırlı bilgim dahilindedir. dil bilimi dil bilimcilere bırakılmalıdır. hatalı tespitlerim varsa işin ehillerinden özür dilerim.

edit: arapça ile alakası yoktur diyen arkadaşları anlamakta zorluk çekiyorum. bahsedilen şey fonetik. syntax falan değil. islamla tanışmadan önceki türkçeden bahsediyorsanız kabul ama kullanılan günümüz türkçesinin hali ortada.

akıl-eaql, bina-bina', cünüp-cunup, defter-daftar, şükran-şükran, lakap-laqab, nakil-naql, harf-harf ve niceleri ibranice artikülasyonlar mı? yoksa biz mi afedersiniz kıçımızdan artiküle ediyoruz? yanlış yorumluyorsak yeşillendirin lütfen. adamlarla düpedüz aynı sesleri ürettiğimiz bir ton sözcük var. dilin arapçayı çağırıştırması bu sözcükler sebebiyle gayet normal.

devamını okuyayım »
29.01.2017 00:34