şükela:  tümü | bugün
  • cate blanchett'in gözünün altındaki minik damara bile rol yaptırdığı film.
  • yıllardır görmediğim kadar devasa bir oyunculuk performansıyla beni buluşturan filmdir. cate blanchett oldum olası sevdiğim ve beğendiğim bir oyuncudur. ancak bu güne kadar böylesi bir iş çıkartmamıştı doğrusu. sıradan sayılabilecek bir çatının altı woody allen'ın deneyimi ve blanchett'in yeteneğiyle o kadar güzel doldurulmuş ki, film bitiverince iki saatin geçtiğine, gerisini göremeyeceğinize, çıkıp gitmek zorunda oluşunuza üzülüyorsunuz.

    --- spoiler ---

    film zaten konusunu tam kapatmadan, karakterin yolculuğunun son demlerinde bizi dünyasında acımasızca atıyor, ne olduğunuzu şaşırıyorsunuz. jasmine o kadar iyi yazılmış, çerçevesi o kadar iyi belirlenmiş bir karakter ki. zaman zaman yan karakterleri ve jasmine'in onlar arasındaki konumunu açıklamak için acemice ifşa edici repliklere yer verilse de film metni içine karakterini gömmeyi ve metni içinde hikayesini yedirerek, sindire sindire anlatmayı çok iyi başarıyor.

    kendini kaf dağında zanneden jasmine'in fildişi tahtından düşüşü, bunu kabullenmeyişi, birey olarak var olamayışı, kardeşini kendi gibi yapmaya çalışması, bitmek bilmez baş ağrıları, ağzından istemsizce dökülen cümleler, jest ve mimikler, o derinlikli gözler... ailesi tarafından belki de istenmemiş, evlatlık gittiği ailede bir başka evlatlık çocuk ile birlikte büyümesine rağmen daima kayırılmış ve daima ayrıcalıklı olmuş bir kadın jasmine. sonrasında zengin bir adamla evlenmiş, bilinçaltının yardımıyla üç maymunu oynamış, ancak her şey yüzüne vurulunca ve gerçek inkar edilemez kıvama gelince karşı atağa geçmiş bir kadın. filmin o noktasında salonda bir şaşkınlık sesi çıkarttım, çünkü hikayenin içinde kaybolmuşken oraya geleceğimizi hiç kestirememiştim. hıncından kendi hayatını, kocasının ve oğlunun hayatını bitirebilecek bir kadın olduğunu düşünmemiştim jasmine'in. ama hiçbir zaman kendi olamamış, olmak istese nasıl bir "kendi" olduğunu bilmeyen bir kadının çok tehlikeli olduğunu düşünmem gerekirdi. eğitimini, yani kendi için yapabileceği en büyük yatırımı bırakarak hayatını bir erkek üzerinden yaşar ve tanımlarken, kadın olarak en çok gururunu kıracak şey ile uyanan, bir savaşçıya dönüşen jasmine'in bu kadar cesur olması çok etkileyici. tüm yanlışlarına, sinir bozucu bir karakter olmasına ve okkalı bir tokadı hak etmesine rağmen tüm iyi niyetiyle kendine çeki düzen vermeye çalışması takdire şayan. üstelik kardeşinin hayatına ettiği lafları da bir an olsun kötü alamıyorsunuz. hatta bir başka adamı ağa düşürürken planı bozulmasın, jasmine yeniden mutlu olsun bile istiyorsunuz. nefret edilesi bir karakter acıdığınız, empati duyduğunuz, sarılmak ve teselli etmek istediğiniz bir hal alıyor. allen'ın kalemi çok güçlü, ama burada asıl yükü blanchett üstlenmiş. bu rol onun olmasaydı film ne halde olurdu düşünmek bile istemiyorum.

    --- spoiler ---

    woody allen her zaman sempati duyduğum bir yönetmen olmuştur. ancak bu, en beğendiğim filmiydi diyebilirim. sinemasını getirdiği son dönemde gittikçe daha iyi ve kendinden emin işler çıkarıyor. blue jasmine kesinlikle kariyerinin üst noktalarında, mutlaka izlenmesi gereken bir film. cate blanchett ise uzun zamandır izlemediğim kadar muhteşem, tutarlı, istikrarlı, amansız, cesur ve firesiz bir performans sergilemiş. parmak ısırtacak cinsten...
  • oldukça güzel bir woody allen filmi. cate blanchett'in performansına zaten söyleyecek bir şey yok ama bana kalırsa filmde parlayan bir isim daha var; chili rolünde izlediğimiz bobby cannavale.
  • cate blanchette'in döktürdüğü woody allen'ın son filmi.

    --- spoiler ---

    filmin ilk dakikalarından itibaren aklımda hep lan ebru gündeş de kocasının ne haltlar karıştırdığını bilmiyor olabilir mi düşüncesini yerleştirse de, sonunda öyle olmadığını bize göstermiştir.

    --- spoiler ---

    işte bunlar hep dış mihrakların filmi.*
  • allen'ın neyi istemediğini bilen kadınlarından bir diğerini, jasmine'i konu alan film.

    --- spoiler ---

    en açık ifadesini -bizzat anlatıcının da araya girmesiyle- vicky christina barcelona'nın son sahnesinde görmüştük ; harala gürele bir ispanya macerasından istediğini alarak değil hatta ne istediğini anlayarak dahi değil yalnızca ne istemediklerini farkederek memlekete dönmüşlerdi vicky ve christina.
    jasmine'in durumu da çok farklı değil.
    o da mesela hangi bölümde okumak istediğini düşünürken, hangi işi yapacağına karar verirken, kiminle olacağını seçerken hep tersinden bir istikamet izliyor.
    zaytung'dan alıntılayarak söyleyelim, şu ana kadar herhangi bir yaratıcılık emaresi göstermediği halde yaratıcılığını kullanabileceği bir işte çalışmak isteyebiliyor.
    ne var ki temel motivasyonu hiç de iyi bir mimar, dekoratör falan olmak değil. yaratıcı olmayan bir işte çalışmamak. şüphesiz ki burada daha incelikli bir ayrım var.
    elbette, sıkıcı, tekdüze, basit yaşamdan ölesiye korkması, nefret etmesi jasmine için, yeniye doğru, kilitli imkanlara doğru bir adım olabilirdi. kız kardeşine, yeni adamı tavlamak için söylediği yalanları aklamak için söylediklerinde son derece haklıdır kendisi, insanlar elbette kendilerini tekrar tekrar kurarlar.
    fakat hayatının izlediğimiz kesiti boyunca jasmine kendini kurmakla değil, kovulduğu cennete geri dönmekle daha çok ilgilenir.

    --- spoiler ---
  • woody allen'ın taa amerikalardan ebru gündeş'i anlatmaya yeltendiği son filmi. (bkz: swh) şahane müzikleri ve oyunculukları, mizah dozu ve arka plandaki güzel kent görüntüleriyle tipik, güzel bir allen filmi.
  • bindiği dalı asla kesmeyecek erkeklerin karşısında kadının bırakın bindiği dalı kesmeyi, ağacı ortadan kaldırmayı, ormanı gözünü kırpmadan yakabileceğini anlatan woody allen filmidir.
  • cate blanchett denen klas kadının yine tüm klaslığını sergilediği woody allen filmi. tabii sadece klaslık değil, jasmine karakterinin tüm hastalıklı hallerini de inanılmaz iyi yansıtmış.

    daha önce bir çok kez yazılmış; benim de aklıma hemen ebru gündeş geldi, evet.*

    ara ara çalan o melodisiyle de beni güldüren film oldu ayrıca.

    --- spoiler ---

    -okulda çocuklar bizim çok zengin olduğumuzu ve senin hayır kurumlarına bir sürü para verdiğini anlatıyor.
    +tabii ki veriyorum. hayatta kazandıklarını daha az şanslı olanlarla paylaşmayı öğrenmelisin. herkes bizim kadar şanslı değil.

    danny ile hal'un arasında geçen şu diyalog sonrası bir bokluk var demeye başlıyor bilinçaltınız.

    woody allen'ın kadın karakterlerinden, film sonlarından genellikle hoşlanmam. bazıları fazla gerçek olduğundan rahatsız eder beni. en sevdiğim kadın karakteri maria elena olabilir mesela. bunun nedeni de "güçlü kadın" profili çizmesinden. daha "kadın"ını bulamazsınız.*

    ama bu filmde jasmine karakteri tam bir "disaster". ama bir o kadar da gerçek aslında... üç maymunu oynayan, yeter ki elimdekileri kaybetmeyeyim düşüncesinde olan o kadar çok kadın var ki. misafiri, jasmine'e "onları ne zaman dinlesem sanki adalet bakanlığının nefesi enselerinde. umarım evin dinlenmiyordur." dediğinde, jasmine cevap olarak şunu söylüyor:"ben hal'in işleriyle hiç ilgilenmem. o konulardan hiç anlamam." şu cevabı veren bir insan zaten açıkça "bir şeyleri görmezden geliyorum." demek istiyordur. sadece iş anlamında da değil, hal'un metreslerini de her zaman görmezden gelen bir karakter var karşımızda.

    jasmine, ginger, eddie ve chili buluşmasında ve diş hekiminde dünyanın en iyi tespitlerinden biri vardı aslında. eğer bir insanın tarzını beğenmiyorsak, her söylediği her hareketi bize batar. daha sonrasında karşımıza çıkan dwight karakteri ile de bu durumun tam tersini gördük. tarzını sevdiğimiz, benimsediğimiz bir insanın, başkası yaptığında batacak bir hareketinden hiç rahatsız olmayabiliriz. dünya çok acayip be sözlük...

    filmin tarzı, bağlantılı olarak eski olaylara dönmesi çok hoştu. kronolojik olarak izleseydik unutabileceğimiz ayrıntıları unutmamamızı sağladı. elbette bu yeni bir teknik değil.*

    sarı rengi de tek sevdiğim yer sanırım bu film endüstrisi.* inanılmaz bir enerji katıyor, tam bir yaz- sıcak hava filmi kıvamında oluyor.

    "eskiden geçici flörtlerim oldu. şimdiye kadar onlar bir şey ifade etmiyordu. ama bu farklı."
    şu "öncekiler benim için bir şey ifade etmiyordu." cümlesi dünya üzerinde aldatılan insanların en çok duyduğu cümle sanırım. özellikle kadınların. çünkü kadınlar aldattığında durum daha farklı bir hal alıyor. erkeklerinse böyle bir tavrı var çoğu zaman. bunu bir de karşıdakini rahatlatmak için söylüyorlar kendilerince. dünyanın en komik şeylerinden biri de bu sanırım...

    aldatıldığını duyan -daha doğrusu kabullenen- kadın da deli bir bedel ödetiyor. evet. doğru ya da yanlış. zaten o ana dek ruh hastasına dönmüş bir karakterden bahsediyoruz. doğru adım atması diye bir şey pek söz konusu olamaz.
    --- spoiler ---

    filmin sonunda, bir banka oturup kendi kendine konuşan cate blanchett, sırf ordaki performansı ile bile oscar almalı bence.
  • her detayı ayrı bir ruh ziyafeti olan nefis filmdir.

    ekranda ya da perdede görmek istediği, heyecan, aksiyon, ajitasyon olanların beklentilerini elbette boşa çıkartıyor, bu film onlar için değil.

    bir insanı sosyal çevresinden ayırmadan, zaaflarını, korkularını, umutlarını veya tüm insani duygularını anlatıyor.

    woody allen jasmine'i dantel gibi örmüş, blanchet ruhuna üfleyip canlandırmış.

    jasmine kadar detaylandırılmamış olmalarına rağmen diğer karakterlerin her birinden başlı başına birer film çıkar.
  • --- spoiler ---

    jasmine filmin sonunda emine ülker tarhan'a dönüyor
    --- spoiler ---
hesabın var mı? giriş yap