şükela:  tümü | bugün soru sor
  • az önce kim milyoner olmak ister isimli yarışmada gördüğüm rezalet. soru "çin seddi nerededir?" ve şıklar sırasıyla çin, hindistan, güney kore ve japonya. yarışmacı hanımefendi soruyu seyircilere sormaya karar verdi ve seyirci jokerinden gelen yanıtlar sonucu kelimeler kifayetsiz kaldı. %51 çin derken, çin seddinin çin'de olduğunu bilmeyen %49 seyirci katılımıyka yüzleştik.

    şaka mı ya bu? seyirciye güvenemeyen yarışmacı telefon jokerini de aynı soruda kullandı. bu neyse ama %49 gibi bir kitlenin bunu bilememesi nasıl bir rezalettir? türkiye'nin özeti gibi.
  • genel kültür bi kenara ortaokulda verilen tarih ve coğrafya bilgisinden yoksun olunduğunun en büyük belirtisidir. eğitilemeyen bir milletiz ne yazık ki.

    "çiçek olmak" tabirini duymayan abiye laf etmiştik ama beterin beteri var işte görüyoruz. *
  • nişantaşı üniversitesi de nişantaşında değil mesela. o yüzden çok da şeyapmamak lazım.
  • ulan belki çinliler zamanında gitti hindistan'da yaptı çin seddini de o yüzden çin seddi deniyor, adında çin geçiyor diye çin seddi çin'de olmak zorunda mı?

    genel kültür eksikliğidir, o ayrı. zamanında çin devleti sınırlarında yapmıştır seddi, sonrasında o sınırları da aşmışlardır. ama adında çin geçiyor diye illa çin'de olmak zorunda değil.
  • (bkz: mardin kapının diyarbakır'da olması) ile açıklanamayacak üzücü durumdur.
  • izmir'den ziyarete gelen kuzenlerimi topkapı sarayı'nı gezdirmek için topkapı'ya* götürmüştüm. çok da şey yapmamak lazım.

    hemen vurmayın 15 sene olmuştur.

    edit: imla
  • başlık açacak kadar ilginç olmayan durum. iki bin küsür yıl önce yapılmış belki o zaman çindi şuan başka bir ülke sınırları içinde kalıyodur diye düşünmüştür.
  • hayatı boyunca yaşadığı en büyük sorun aşk acısı olan dünyadan bir haber kişidir.
  • konuyla ne kadar ilgilidir bilmem ama size bir anımı anlatayım.
    bundan yıllar önce, evde pineklerken telefonum çaldı. arayan çok da samimi olmadığım bir arkadaşımdı. 'la oğlum televizyona çıkmak ister misin?' dedi. 'nasıl olduğuna bağlı.' dedim. 'ya bir bilgi yarışması varmış. adam arıyorlarmış. bilgi yarışması denince sen aklıma geldin.' dedi. tam hayallerimdeki gibi bir teklifti. geleceğim bir anda gözlerimin önünden bir film şeridi gibi geçmeye başladı. kim 500 milyar istere gidip, 500 milyarlık soruyu şıkları görmeden cevaplıyordum...
    'ne zamanmış bu yarışma?' diye sordum. 'bu akşam. hem de canlıymış.' dedi.
    işin içinde bir bokluk olabileceği hissine kapıldım ama yine de teklifi reddedemedim. beni bir iki saat sonra alacağını söyledi.
    gerçekten de bir iki saat sonra aradı ve aşağıda beklediklerini söyledi. aşağı indiğimde kapının önünde bir yarım otobüs bekliyordu. içinde onbeş yirmi kişi daha vardı. otobüse binip arkadaşın yanına oturdum. 'oğlum ne iş?' diye sordum. mevzunun ayrıntılarını anlattı.
    meğer akşam kanal d'de yayımlanacak canlı bir yarışma programı varmış. aslında tam olarak yarışma da değil. yarı şov yarı yarışma diyelim. (adını unuttum ama 'meslekler yarışıyor.' gibi bir şeydi.) sunucusu beyazmış (bir de kadın sunucu vardı ama kim olduğunu hatırlamıyorum.) benim arkadaşın bir arkadaşı varmış. bu tip seyircili programlara seyirci ayarlayıp para kazanıyormuş. yarışma için bundan adam istemişler. o da öğretmenler grubunu toplamak için benim arkadaştan yardım istemiş. benim arkadaş da tanıdığı öğretmenleri toparlamış. işte ben de onlardan biriydim.
    uzatmayalım, stüdyoya gittik. bizi yerlerimize oturttular. öğretmenler bir yerde, doktorlar bir yerde, kamyoncular bir yerde, hemşireler bir yerde vs. programdan bir iki saat önce beyaz geldi. programda neler yapmamız gerektiğini falan anlattı. ellerimize bluetooth ya da wifi ile çalışan birer zamazingo tutturdu. işte efendim soru sorulunca 10 saniye içinde sorunun doğru cevap şıkkına basıp enterlayacakmışız vs.
    yarışmanın kişisel değil de grupla beraber olduğunu anlayınca kendi aramızda anlaştık. sorunun doğru cevabını kim biliyorsa, hemen yanındakilere de söyleyecek ve böylece herkes doğru cevabı işaretleyecekti.
    herneyse. yarışma başladı. ilk soruyu sordular. hemen yanımdakilere doğru cevabı söyledim. hepimiz işaretledik. süre bitti. beyaz, 'ilk soruya öğretmenlerden 10 kişi, doktorlardan 14 kişi, hemşirelerden 11 kişi vs. doğru cevap verdi.' deyince sinirlendim. yanımdaki arkadaşa, 'lan oğlum arkadaşların davar gibiymiş. doğru cevabı söyledim. buna rağmen yanlış şıkkı işaretlemişler.' diye çıkıştım.
    ikinci soruda da benzer şeyler oldu. üç, dört, beş... derken program reklam arasına girdi. gruplardan, 'ama beyaz bey, biz doğru şıkkı işaretliyoruz, cevap gitmiyor. nasıl olur!' gibi çıkışmalar başladı. beyaz, 'arkadaşlar, sistem sinyali almıyordur. geç kalıyorsunuzdur vs.' gibi bir şeyler geveledi.
    sorulardan birinde yine cevabı yanımdakilere söyledim. özenle işaretledik. beyaz, 'bu soruda öğretmenlerden ve kamyonculardan kimse bilemedi.' gibi bir şey söyledi. lan nasıl olur oğlum. kopya bile verdim.
    neyse efendim. yarışmadaki bütün soruları bilmemize rağmen bir bok olmadı. gerçekten de ya bizim beceriksizliğimizden ya da elimizdeki aletlerin uydurukluğundan, soruların yarısına yakınını bilememiş gibi olduk. yarışmayı doktorlar kazandı. biz de beyaz'a ve kanal d'ye söverek evimize döndük.
    diyeceğim o ki, bize verdikleri gibi dandik malzemelerden veriyorlarsa hala, %49 değil %79'u bilemese bile şaşırmam.
  • aldatmacalı soru diye düşünüldüğünden dolayı olabilir.yanıt erecek kişi, "bu kadar basit soru da sormazlar herhalde" diye düşünmüş olabilir.

    --- spoiler ---

    mesela "yüz yıl savaşları kaç yıl sürmüştür?" diye sorsalardı ve cevap olarak organ gibi 100 yıl seçeneği söylenseydi yanlış yanıt verilmiş olurdu...
    --- spoiler ---