şükela:  tümü | bugün
  • yeni bir sözlük yazarı, 20 yıllık dost.*
  • nereden başlasam diye düşündürten, kardeş kadar yakın bir dost. birlikte yapmadığım şey kalmayan, hayatımızın tüm evrelerinde hep birlikte olduğumuz, beraber büyüdüğüm insan. parktaki, basket sahasında maçlar, vole vurup topu site dışına atması, birlikte oynanan yüzlerce bilgisayar oyunu, fifa'da çetele tutarak karşılıklı maç yapma, bolu'da mangal, masa tenisi, futbol maçları, binlerce kez oynana batak, king, toto, tavla, blöflü pişti. interrail'de birlikte yapılan sayısız güzel şey, her zaman akılda olan, eğlenilen, komik bir durumla karşılaşıldığında hemen akla gelen, keşke o da bunu görseydi denilen. artur'da pek çok güzel şey paylaşılan, bel çantasını yanından ayırmayan, commodore 64, amiga tutkunu insan.

    aile üyelerinden sonra hayatımda en çok birlikte olduğum insan. "dost" kelimesinin karşılığı...

    o şimdi londra'da olsa da, daha 2 haftadır burada olmamasına rağmen, şimdiden özlenen, eksikliği hissedilen, aynı zamanda da soon 1,5 aydır "sözlenmiş" insan.

    bilgisayar başında otururken, sanki bir refleks halini almışçasına elin telefona gitmesi, 11'e basıp hemen onun burada olmadığının akla gelmesi ve daha telefon çalmadan hemen kapatmak... unutup bunu 2-3 günde bir sürekli yapmak.

    aynı kanı paylaşmadığın birine kendine yakın değer vermek...

    ...ve tabi bir de masa tenisinde hep yenmek, fifa'da hep döşemek, gol manyağı yapmak.*
  • kendisi alt komşum olmasının yanı sıra; dostumdur, ağabeyimdir.
    yaşadığımız en ufak bir sorunda dahi hemen yardıma koştuğu için bilgisayar konusunda sınırlı oranda bilgi sahibi olmama neden olmuştur. kurcalayıp bir şeyleri öğrenmeme fırsat tanımadan problemleri çözen bir kişidir çünkü. tabii kimi zaman da eğlenceli bir şeyler yapmayı umarken birden bire “ya ben şu gamepad’i bir tamir edeyim.” sözünü işitip gecenin büyük kısmını bekleyerek geçirebilirsiniz.
    fifa’da beni alt edemeyeceğini bilir, çay içme konusundaysa belki yarışabiliriz ama sonu yine hüsran olacaktır. yıllarca ondan fazla tatil yapmış olduğum için bana gizliden gizliye nefret besler.
    lise öğrencisi olduğum yıllarda brainworm’la sabaha kadar muhabbet edip attıkları kahkahaları yatağımdan dinleyip uykularımı kaçırmışlıkları da vardır. gecenin dördünde terlik-pijamayla üsküdar’a kokoreç yemeye gitmişliğimiz de vardır elbette.
  • başını kaşıyacak vakti olmayan ama dönüşüne az kalmış olması nedeniyle sevindiren insan.
  • bolu semalarında; birlikte üç saat uğraşarak kurumuş bir ağaç kökünü yerinden söktüğüm, sobada yaktığım bir insandır. biz biz olalı öylesi bi çabayı, inancı ve azmi başka bir olayda göstermemiştik. takım halinde uğraştığımız en zorlu olaydı hayatımızdaki. ondan sonra da interrail geliyor tabii ki. döndüğünde ona öyle bir moderatör karizması yapacağım ki, kendimden tahrikleneceğim. evde bile güneş gözlüğüyle dolaşacağım. londra'nın kapalı havası ve yağmurunun bunaltmamasını ve azimle çalışmasını dilediğim bir insan ayrıca. geldiğinde, bir oturuşta dört porsiyon iskender yemezse çok kızılıp "hmmm" denecektir kendisine.
  • sokak kapısı her çaldığında o geldi sanılan.
  • gurbete gidince kendini türküye maneviye vermiş, obalarda yetişen ve arif sağ'ın sağ kolu bir insan haline gelmiş, duyarlı olup duygulara kapılan biri olup çıkmış bir insan. geldiğinde en kısa zamanda eski duyarsız ve sapkın haline döndürülecek bir kişidir. bu potansiyel onda vardır.
  • uyumayı hayattaki her şeye tercih edebilen biri.
  • hem yurtdışında okuyan hem de okul sekreterine "fucking hell!!" diye bağırma cesaretini gösteren bir karayağızdır.

    (bkz: türk gibi küfretmek)
  • tam ben vancouver'a giderken çok sevdiği istanbul'a dönecek olan insan evladıdır. haa, kınıyor muyum, hayır. kendisinin geleceği söz konusu, yoksa ingiliz yemekleri yiye yiye delirecek adam yahu. gelsin yesin. birlikte askere gideceğiz sonra. o da bitince artık bir bolu'ya gider karamurat dağı'na çıkarız cümbür cemaat rakılarımızı içer, mezelerimizi yer, blinded by fear'ı söyleriz.*