şükela:  tümü | bugün
  • çogu zaman ke$ke allah olsaydi da mensuplarinin topunu cehenneminde yakaydi dedigim müessese.
  • bir orhan veli şiiri

    dedikodu

    kim soylemis beni
    suheyla'ya vurulmusum diye?
    kim gormus, ama kim,
    eleni'yi optugumu,
    yuksekkaldirimda, gupe gunduz?
    melahat'i almisim da sonra
    alemdar'a gitmisim, oyle mi?
    onu sonra anlatirim, fakat
    kimin bacagini sikmisim tramvayda?
    guya bir de galataya dadanmisiz;
    kafalari cekip cekip
    orada aliyormusuz solugu;
    gec bunlari, anam babam, gec;
    gec bunlari bir kalem;
    bilirim ben yaptigimi.
    ya o, mualla'yi sandala atip,
    ruhumda hicranin'i soyletme hikayesi?
  • topluluk içinde yapılan bir nevi fikir teatisi. hele insan kendi hakkında yapılan dedikoduları öğrenince çok daha değişik heyecanlar yaşıyor. burda önemli bir nokta kendimizle çelişmemek gereği "hakkımda yapılan dedikodudan tiksindim şekerim" ruh haline bürünmemektir. çünkü neden? çünkü ya bunun hayatınızı etkilemesine müsade ediyor veyahut bu rahatsızlık duyduğunuzu söylediğiniz insanları hayatın içinde barındırıyorsunuzdur. o halde şikayet kendi içinde çelişir.

    hemen kendimden örnek vereyim mesela: bugüne kadar benim öğrenebildiğim yaklaşık 812 değişik dedikodu duydum hakkımda (boyu 3 metreymiş, bir oturuşta iki inek yiyormuş, çok yakışıklıymış webcamler çatlatıyormuş vs vs) duydum ne oldu? hiç. boyum hala 2.35, bir ineği anca yerim, webcam'im de sapasağlam duruyor. demek ki desinler için uğraşmak da, diyenleri kafaya takmak da çok hatalıymış yanlışmış. reklamın iyisi kötüsü olmaz ise kendini pazarlama ihtiyacı duyanların felsefesi, dedikodu da bunun bir aracıymış. (bkz: olmaz)
  • yargı, güçlü adalet anlayışına sahip memleketlerde aşağı yukarı 12 kişiden oluşan jüri üyelerince yapılmaktadır. bu mahkemenin dışındaki normal hayatta da böledir, böle de olmalıdır. evet dedikodu pis bişeydir, insanı uyuz eder. ama insanların etraflarındaki kişilere karşı besledikleri bir takım duygu ve düşünceleri vardır. bu düşünceler iyi veya kötü olsun paylaşılarak daha objektif ve güvenilir bi platformda masaya yatırılmalıdır ki yargısız infaz yapılmasın.
    mahkemelerinde 12 kişilik jürisi bulunan bütün ülkelerin vatandaşları bunun güvenilirliğine inanmakta hatta "adalete güvenimiz tam" şeklinde demeçler vermektedirler. peki acaba neden hiçbiri "ulan bu jüri odaya girdi benim dedikodumu yaptı" dememektedir? çünkü 1 kişinin vardığı karardan ziyade dedikodu yapılarak da olsa varılan yargı daha güvenilir, daha mantıklıdır.
    önemli olan mahkemeye çıkmak için neden oluşturmamaktır. ha eğer ki evinizde otururken nedensiz yere sizi tutuklamaya gelen polisler olursa da mahkemede suçsuzluğunuzu ispat etme ve hatta bunu suçlamayı yapana ve diğer 3. kişilere yayınlatma hakkına sahipsiniz kimse sizi tutamaz, deli gibi çılgın gibisiniz.. ayrıca konuşmama hakkına da sahipsiniz ama bu ayrı bi başlıkta incelenmeli tabii..
  • dedikodu hakkında kafamızdaki tanım "birinin hakkında konuşmak"tan çok, "birinin hakkında/arkasından yalan yanlış konuşmak" şeklindedir, bilemem tabii nereye kadar sınırlanabilir veya genişletilebilir tanım, ben emireriyim.
  • dedikodu kulaktan kulaga mekanizmasi ile olu$mu$ bir insan evladi icadidir. ozunde ki$ilerin bastiralamami$ ' ne dedi kim kodu' hirslarindan kaynaklanan orgazmsal beklentiler yatmaktadir.dedikoduyu ali$kanlik edinmi$ bunyelerde garip bir zevk alinmasini saglar.
    daha da a$mi$ bir versiyon icin bakiniz: dedikodunun metamorfozu.
  • yanlış bir olay. birgün dolmuşa binip birinin ardından dedikodusunu yaparsınız. sonra dolmuştan inince bir bakarsınız önünüzde oturan adam o dedikodusunu yaptığınız adammış. yerin dibine girmek deyimi az kalır hissettiklerinizi anlatmak için. (bkz: kendimden biliyorum)
  • orhan veli'nin şiiri olan haliyle, (ki kendisi "kimin bacağını sıkmışım tramvayda?" dizesiyle uyanış seyansımın pistolü iteneği olmuştur içinde bulunduğumuz tarih itibarı ile) sezen aksu tarafından bestelenen levent yüksel tarafından da icra edilen leziz bir şarkıdır.
  • sosyal bir olgu olarak dedikodu gündelik yaşamın olağan bir parçasıdır. dedikoduyu sosyolojik ve psikolojik boyutlarıyla ele alan çalışmalar yapılmıştır:
    edgar morin, "rumour in orleans", 1969
    noel kapferer, "dedikodu ve söylenti", 1990
    gordon allport, "the psychology of rumour", 1965

    dedikodu ingilizce sözlüklerde gossip ve rumour sözcüklerinin karşılığı olarak geçmektedir. bu nedenle söylenti ve dedikodu birarada ele alınabilmektedir.
    soğuk savaş dönemi amerikası'ndan dedikodu ve söylentiye bir örnek : "amerika'da üretilen tereyağının çoğunu ruslar alıyor, üstelik sadece silahlarını yağlamak için". bir görmeden inanma edimi olarak dedikodu sinirlendirici ve aynı zamanda monotonluğu ortadan kaldırıcı bir malzeme olarak medyada da sıkça kullanılmaktadır.
  • (bkz: fasarya)