şükela:  tümü | bugün
  • entrlerden anlaşılan, dayıların çoğu yiyyici tipler. benim dayı da öyle. heybeli adadaki evi yedi. bostancıdaki evi yedi. annem ve teyzeler hakkını isteyince "çocuklarım var onları düşünmek zorundayım" diye ağladı. sanki annemin torunu yok. sanki teyzelerimin çocuğu yok.

    tanım: dayı eşittir yavşak
  • hangi dayım. 6 tane dayım var en son ne zaman gördüm konuştum hatırlamıyorum bile. küçükken sizi çok seviyordum. şu an sizinle konuşmuyor görüşmüyoruz sevgi bağı yok olmadı ama aktif de değil.
    dipnot: bir tane dayıma aşık olduğumu sanıyor idim. ilk aşkım dahi olabilir. ikinci sınıfa gidiyordum. aah su an cok utanıyorum gerçekten aşk mektubu dahi yazmıştım. kocaman harflerle yazışım geliyor aklıma. mektubu verip uyuma numarası yapmıştım bir de. silmistim bu anıları bu başlığa girerken bile yoktu aklımda. birden cereyan etti.
    sevgili dayicığım umarım bu anıları hatırlamıyorsundur. belki de bu yuzden sizinle olan bağımı kopardım bilemiyorum.
    sağlıcakla kal...
  • ya dayı pornoları izliyon izliyon sonra geliyon telefonum dolmus galiba depolama yok diyor tarayıcı kasıyor diyon. geçmişte duruyor 55 sekme arkada duruyor siteler videolar. hayır izliyon niye izlediğin her şey duruyor orada düz arşiv mi deniyon
  • dayı,

    tarlaları aldın, annemin hakkı olan evi de aldın. bundan sonra dilerim ki hayatta hep eşeğin sikini alırsın.

    ellerinden öperim, sana bu ipnelikleri yaptıran yengeme de selam söyleme.
  • okumaz benimki, inat etmeyin
  • dayı, annemi ezdirmedim merak etme.
  • allah daha belanı vermedi mi canım dayıcım
  • fotoğrafı bastıramadım diye kızacaksın, kızma.
    çok alakasız işlerle uğraşıyorum, önce dinle.
  • okusa ne olur okumazsa ne hiçbiriyle görüşmüyorum, siktirsin gitsinler.
  • canım dayım,

    sana ilk kez böyle hitap ediyorum, bugüne kadar yapmadığım için ne olur kusura bakma. küçüklüğüme dair net olarak hatırladığım birçok anıda sen de varsın. seninle salonun ortasında piknikçilik oynamak mesela, o meşhur yeşil örtümüzün üstünde, çok zevkliydi. çünkü normalde anneannem bana izin vermezdi mutfaktan salona bir şeyler taşımama çok küçük olduğum için, ama seninleyken senin özel durumun nedeniyle mecburen ben taşıyordum piknik malzemelerimizi.. sen daha o zamanlar evden de çıkamıyordun hiç, çünkü tekerlekli sandalyen yoktu. benim dedem olan senin baban, daha yeni vefat etmişti ve sen onun utancı nedeniyle seni sokağa salmamasının acısını, yakında güzin abla'ya mektup yazarak bir iş adamının sana tekerlekli sandalye bağışlamasını sağlayıp çıkarmaya başlayacaktın. hiç okula da gitmemiştin ama annem ve teyzem sana okuma yazma ve temel matematik bilgilerini öğretmişlerdi. eh, tabii ki senin evdeki en büyük eğlencen de bendim ve benim gazeteyi elime alıp resimlere (genellikle fatoş, bizimkiler ve dedektif nik'in resimlerine tabii) bakıp kafamdan kendimce hikayeler uydurup okuyor gibi yapmamdan sıkılmış olacaksın ki, bana daha okula başlamamdan çok önce okuma-yazmayı ve toplama çıkarma yapmayı öğrettin. sonra seninle camdan dışarıyı seyrederken araba saymaca oynadığımızı hatırlıyorum. bazen renklere göre oynardık, bazen modellere. ben modelleri o yaşımda bilmesem de (ki 34 yaşıma geldim ama hala bildiğim söylenemez) senin beni kandırmayacağına güvenirdim hep.

    sonra mesela ev telefonundan masal hattını arardık anneannem evde yokken. uzun uzun aynı masalları dinler dururdum ben. ama meğer sen sonra başka yerleri de arıyormuşsun (bkz: 900'lü hatlar), ay sonunda kol gibi telefon faturası gelince foyalarımız hep meydana çıkmıştı, evde kızılca kıyamet kopmuştu :/

    hala senden daha fanatik bir fenerbahçeli ile tanışmadım bu arada. tabii ki sayende ben de fenerbahçeliydim o zamanlar. fakat onunla ilgili senin için hezimetle sonuçlanan hikayemiz şurada bir yerde duruyor zaten: (bkz: #73658079)

    tekerlekli sandalyen gelince dünyalar senin olmuştu. birkaç sene içinde hepimizden daha fazla şehri gezecektin o sandalyeyle, çoğunlukla da fener'in maçlarına gitmek için. senin için 17-18 yaşından fazlasını göremez diyen doktorlara inat, yaşıyordun. dışarıdan ilkokul-ortaokul-lise, hepsini bitirdin. sonra bir kızı çok sevdin, o da sana çok tatlı davranıyordu, ama onun bu davranışının saf merhamet ve acıma duygusundan kaynaklandığını nereden bilecektin ki.. sonuçta sendeki gri-mavi gözler başka kimsede yoktu bence. hem küçükken kirpiklerin kaşlarına değermiş, hala da epey uzunlardı. çok üzdü o kız seni.. sırf reddettiği için değil, en çok da reddederken "bir kendine bak bir de bana bak, sen kendini ne sanıyorsun?" dediği için.. sonra bir daha da kimseyi sevmedin, evlenmedin de.. bilmiyorum, sevemedin mi, yoksa aynı şekilde reddedilme ihtimali bile canını çok mu yakıyordu..

    evet, senin doğduktan sonra çok uzun yıllar yaşamayacağını iddia eden doktorların helvalarını yiyordun sırasıyla.** ama durumun da giderek kötüleşiyordu. şeker hastalığın çıkmıştı, ayrıca böbreklerin ve birçok organın iflas ediyordu, şeker yüzünden görme yetini de kaybediyordun giderek.

    fakat fener'den sonra bir şeyi daha hastalık derecesinde sever olmuştun: kediler. evde bir kedin vardı zaten ama yetmiyordu, sokak kedilerini de mahalle mahalle gezip besliyordun yanına torbalarca kuru mama alıp artık akülü model olan motorumsu arabanın arkasına asarak. ne yazık ki hastaneye yatman gerekiyordu. böbreklerin artık resmen iflas etmişti ve diyalize girmen gerekiyordu ama sen ambulans ile hastaneye kaldırıldığın günün gecesinde bile resmen hastanede olay çıkarıp, doktorların tüm itirazlarına rağmen eve geri döndün. çünkü bize güvenmiyordun. biz kedileri senin yerine beslemeyiz, aç kalırlar sanıyordun.

    sen gideli 3,5 yıl oldu. biz onları hala besliyoruz...

    ...demek isterdim.. aslında tüm evladını yitirme acısının arasında bile anneannem ilk 5-6 ay her gün hiç ihmal etmeden besledi onları. o yapamadığı zaman annem yapıyordu mesela. ama sonra ne olduysa, senin kediler git gide azalmaya başladılar. anneannem mamaları ortalıkta göremediği kediler belki sonra gelirler diye senin gittiğin sokaklardaki belirli noktalara bırakıp eve döner oldu artık.

    ama şimdi evimizin önünü ev bellemiş bir sokak köpeğimiz var mesela. görsen, kesin çok severdin. kedi maması yiyor :/ bazen de evdeki yemeklerden veriyoruz ona. suyunu da hiç ihmal etmiyoruz. kerata, gün boyu uyuyup gece nöbet tuttuğu için ve dağa taşa, uçan kuşa havladığı için bazen bizi de uyutmuyor sağ olsun, ama olsun, ne yapalım..

    canım dayım. bu evden nefret etmiştin ilk taşındığımızda da. "bu ev benim sonumu getirecek" diyordun hep. apartmandakiler cidden sorunlu insanlardı. kim engelli bir insanı eve mahkum etmek pahasına genişçe bir merdivenin bir kısmına rampa yapılmasını engellemek için imza toplar ki? (bkz: #11176094) (bkz: #15894100) bu sorunun cevabı olan insan bozuntularından biri, sen gittikten 2-3 gün sonra işgüzar gibi belediyeden birilerini çağırıp rampayı söktürttü hemen. üstelik bize başsağlığı bile dilememişti hala o sırada.

    gerçi ölümün yanında "başsağlığı" da nedir ki? sen gittin, her gün ama her gün birçoğunu buraya yazamayacağım hakaretlerle bezeli bir şekilde kavgalar ettiğiniz anneannem mahvoldu. ben o da artık epey yaşlandığı için, bir süre sonra belki onun için her şey daha iyi olur sanmıştım, ama yanılmışım.. "evlat acısı hiçbir şeye benzemiyor" deyip duruyor hala. sık sık rüyasında seni görüyor. mezarını 2-3 haftada bir ziyaret ediyor, çiçekler dikiyor.

    çok öfkeliydin hep hayata karşı, yapamadığın şeyler nedeniyle sanırım. işin kötüsü, yani benim açımdan, seninle en son ne konuşmuştuk, gene kavga etmiştik de küsmüş müydük aslında, sen sohbet etmek istemiştin de ben işim var deyip yanından ayrılmış mıydım.. o zamanlar ankara'da olan evime dönerken senle vedalaşmış mıydık düzgün bir biçimde.. bunları hiç hatırlamıyorum. sadece bana "dayın çok kötüleşti, hastaneye kaldırıldı, bir an önce gel" denilen telefon görüşmesi var aklımda ki onu da kiminle yaptığımı hatırlamıyorum. o zamanlar uçak fobim var diye otobüse binmiştim salak gibi, ama yolda zaten istanbul'a vardığımda seni göremeyeceğim, telefonda bana bir şeylerin eksik anlatıldığı çoktan içime doğmuştu nasıl olduysa.. gene de ufacık minicik bir umut vardı içimde elbette ama boşa çıktı ne yazık ki.. vedalaşamadık.

    ufacık minicik demişken :)
    bunlar da burada böyle dursun, ilk aşkının ve o çapkın bakışlarının anısına..

    buralarda hayat hala zor. umarım sen oralarda iyisindir, burada olduğundan çok daha fazla..

    sevgiler ve kocaman öpücükler sana.. gecikmiş de olsa..