şükela:  tümü | bugün
  • madem türk gençliğinin durumu sağda solda gördüğüm gibidir acilen hazırlıklarına başlayıp yaz sonu piyasaya süreceğim yeni kitabımdır bu. çünkü gün geçmiyor ki mail adresimde, feysbukumda embesilce bir hikayeye çok hayran olan insanlar görmeyeyim. amını siktiğimin dünyasında eğer bu prim yapıyorsa yemin ederim her gün on tane derinlikli gözüken ama aslında hiç bir sike yaramayan hikaye yazarım. kişisel gelişim kitaplarının da on yıllardır yaptığı bu alsında ama internet minternet derken artık iyice gözümüze sokulmaya başladı insanların mallığı. eskiden kişisel gelişim kitabı okuyan gerizekalıları görmüyorduk en azından.

    bir de örnek buldum sizler için buyrun.

    bardaği yere birakin bugün
    profesör elinde içi dolu bir bardak tutarak dersine başladı.
    herkesin göreceği bir şekilde tutuyo...rdu ve ardından sordu.

    -"bu bardağın ağırlığı sizce ne kadardır?"
    -50gm!' .... '100gm!' .....'125gm'..diye öğrenciler yanıtladı.
    -"bardağı tartmadıkça gerçekten ben de bilemem, " dedi profösör, "ama, benim sorum şu ki :"bu bardağı böyle birkaç dakikalığına tutsaydım ne olurdu?"
    -'hiçbir şey' diye yanıtladı öğrenciler.
    -"tamam peki 1 saat boyunca tutsaydım ne olurdu?" diye sordu profesör bu kez.
    -"kolunuz ağrımaya başlardı efendim" diye öğrencilerden biri yanıtladı
    -"haklısın, peki şimdi ben 1 gün boyunca tutsam ne olurdu?"
    -"kolunuz iyice ağrır, kas spazmı, batar vs gibi sorunlar yaşardınız ve hastaneye gitmek zorunda kalırdınız!".

    tüm öğrenciler çeşitli yorumlar yaptı ve gülüştüler.

    -"çok iyi. peki tüm bu sorunlar olurken bardağın ağırlığında bir değişme olur muydu?"diye sordu profesör.
    -"hayır." diye yanıtladı herkes.
    -peki o zaman kolun ağrımasına ve kas spazmına neden olan neydi?

    öğrenciler bulmaca çözermişçesine düşünmeye başladılar.

    -"acıdan ve ağrıdan kurtulmak için ne yapmam gerekir bu durumda?"diye tekrar profesör sordu.
    -"bardağı bırakın düşsün!" diye öğrencilerden biri yanıt verdi.
    -"kesinlikle! " dedi, profesör.

    "hayatın problemleri de böyle bir şeydir. onları kafanda birkaç dakika tutarsın. bir sorun yokmuş gibi görünür. uzun bir süre düşünürsün. başınız ağrımaya başlar.daha uzun düşünün. artık seni bitirmeye ve hiçbir şey yapamamana neden olur.hayatınızdaki mücadeleleri ve problemleri düşünmek önemlidir,fakat daha önemlisi onları her günün sonunda, uyumadan önce yere bırakmaktır (bardak gibi). bu şekilde strese girmez, ve her gün taze bir beyin ile uyanır ve her konuyla ve yolunuza çıkan her mücadele ile başa çıkabilecek güçte olursunuz!

    "bardağı yere bırakın bugün!"

    anasını sikiyim bu mudur ibret alınacak hikaye arkadaş. eğer bundan alıyorsan sen dersini zaten ölmüş bitmişsin mirim. git ilk bulduğun kanalizasyona at kendini. bir de profesör deniyor bu tip hikayerde eğer hikayeyi anlatan bir öğretmen ise. zaten bütün üniversitelerde dersleri hep profesörler veriyor amına koyim. maksadı belli bu hikayeleri yazan eblehlerin. profesör desin ki dinleyenlerin itiraz etme dürtüsü azalsın. ulan resmen kendimi kaybettim akşam akşam ya. bardağı bırakacakmış da, fikirleri kafadan salacakmış da. sikiyim ben senin gibi profesörün toynağını. böyle hikayeleri okuyup hayran olan, sağa sola forwardlayan cümlenizin de allah götüne tokmak kaçırtsın! iki rekat siktirin gidin lan!
  • bir varmış bir yokmuş, kadın sabah kalkmış, aynaya bakmış ve kafasında yalnız üç kıl saç görmüş.
    "hımm, demiş galiba bugün saçımı örgü yapacağım!!."

    öyle de yapmış, günü de harika geçmiş!!.

    ertesi gün kalkmış,
    aynaya bakmış,
    kafasında iki tel saç kalmışmış....
    "h-m-m," demiş,
    "bugün saçımı ikiye ayıracağım demiş."
    dediğini de ...yapmış, harika bir gün geçirmiş..

    bir ertesi gene kalkmış,
    aynaya bakmış, kafasında tek tel saç var.
    "tamam, tamam demiş...artık bugün at kuyruğu yaparım..."
    öyle de yapmış, ve çok çok güzel bir gün geçirmiş...

    daha bir ertesi,
    aynaya baktığında,
    kafasında bir tek tel bile kalmamışmış!!!.
    "wow!" diye bağırmış.
    "bugün saç derdim yok!!!!"

    davranış herşeydir!!!.

    gerektiğinden kibar ol!!!,

    tanıdığın herkes kendi savaşını yaşamakta zaten!!!!.
    basit yaşa,

    cömertçe sev,
    yürekten düşün sevdiklerini,
    tatlı konuş.......
    hayat, fırtınanın geçmesini beklemek değildir ki!...

    yağmurda dansetmeyi becerebilmektir!!!!!!.

    allah belanızı versin!
  • bu olay 14 ekim 1998 de kıtalar arası bir uçuş esnasında gerçekleşmiş.
    "bir kadın, uçakta zenci bir a...damın yanında oturuyordu. durumdan rahatsızlığını belli edercesine, hostesten başka bir yer bulmasını istedi, zira öylesine antipatik birinin yanında o...turamazdı. hostes, tüm uçağın dolu olduğunu fakat birinci sınıfta yer olup olmadıına bakacağını söyledi. diğer yolcular şaşkınlık ve tiksintiyle olayı izliyorlardı, bu kadının sadece terbiyesizliğine değil, bir de birinci sınıfta yolculuğu devam edeceğine şahit oluyorlardı. zavallı adamcağız çok kötü bir durumda olmasına rağmen cevap vermemeyi tercih etti. bu yüksek tansiyondaki durumda kadın, birinci sınıfta ve o adamdan uzak uçabileceğinden tatmin olmuş, hostesin dönmesini bekliyordu. birkaç dakika sonra geri gelen hostes, kadına: "çok özür dilerim geciktim.birinci sınıfta bir yer buldum… bu yeri bulmak biraz zamanımı aldı, sonra yer değişikliği için pilottan izin almam gerekiyordu. 'hiç kimse sorun yaratan bir diğerinin yanında oturmak mecburiyetinde tutulamaz' dedi ve bu izni verdi." diğer yolcular kulaklarına inanamıyorlardı, bu esnada kadın da bir zafer kazanmış gibi yerinden kalkmaya hazırlandı. aynı anda hostes, oturmakta olan zenciye dönerek: "beyefendi, sizi uçağın birinci sınıfındaki yeni yerinize götürmem için beni takip eder misiniz lütfen? seyahat firmamız adına kaptan pilotumuz sizden böyle nahoş bir olay yaratan kimsenin yanında oturmak mecburiyetinde bırakıldığınız için çok özür diliyor." tüm yolcular hep birlikte, bu olayı iyi bir biçimde sonuçlandıran uçak personelini alkışlayarak tebrik ettiler. o yıl, kaptan pilot ve hostes uçaktaki davranışlarından dolayı ödüllendirildiler. aşağıdaki mesaj, tüm ofislere personelin görebileceği bir biçimde iletildi: "insanlar onlara ne söylediğinizi unutabilirler. insanlar onlara ne yaptığınızı da unutabilirler. ama insanlar, onlara kendilerini nasıl hissettirdiğinizi asla unutmazlar."

    midemi kaldırdınız yine ulan.
  • nedensiz sevmek!

    yaşlı bir bey, sabah erken evinden çıkmış, yolda ilerlerken, bir bisikletlinin çarpmasıyla yere yuvarlanmış ve hafif yaralanmış. sokaktan geçenler yaşlı beyi hemen en yakın sağlık birimine ulaştırmışlar. hemşireler, önce pansuman yapmışlar ve 'biraz beklemesini ve röntgen çekerek her hangi bir kırık veya çatlak olup olmadığını inceleyeceklerini' söylemişler. yaşlı bey huzursuzlanmış; "acelesi olduğunu, röntgen istemediğini" söylemiş. hemşireler merakla acelesinin nedenini sormuşlar. "eşim huzur evinde kalıyor.her sabah birlikte kahvaltı etmeye giderim, gecikmek istemiyorum" demiş. "eşinize haber iletir gecikeceğinizi söyleriz" deyince. yaşlı adam üzgün bir ifade ile "ne yazık ki karım alzheimer hastası hiç bir şey anlamıyor,hatta benim kim olduğumu dahi bilmiyor" demiş. hemşireler hayretle "madem sizin kim olduğunuzu bilmiyor neden hergün onunla kahvaltı yapmak için koşuşturuyorsunuz?"diye sormuşlar. adam buruk bir sesle "ama ben onun kim olduğunu biliyorum" demiş...

    o sondaki üç nokta götünüze girsin.
  • -baba şu ağaçlara bak, kocamanlar!

    yanında oturan yaşlı adam gülümsemiş; arka koltukta oturan çift ise, 30 yaşlarındaki bu adamın çocukça hareketine acıyarak bakmışlar.

    -baba, baba! bulutlar da bizi takip ediyor, görüyormusun!

    çift daha fazla dayanamayıp yaşlı adama:

    -neden oğlunuzu bir doktora göstermiyorsunuz? bu söyledikleri çok çocukça, üstelik soru eklerini de ayıramıyor.

    yaşlı adam da demiş ki:

    -gösterdim, zaten hastaneden geliyoruz. oğlum doğuştan kördü, bugün yeni gözlere sahip oldu.

    bu dünyada herkesin bir hikayesi vardır. insanları iyice tanımadan yargılamayın, öğrenecekleriniz sizi şaşırtabilir.