şükela:  tümü | bugün
  • barutun icadından günümüze kadar ateşli silahların nasıl bir gelişim gösterdiklerini mihenk taşlarını falan listelenmiş gösteren türkçede pek makale bulamadım. virüs yüzünden zaman bolken ben yazayım dedim. baştan söylemek gerekirse bu benim derlemem, bir başkasına silahın evriminde başka bir mihenk taşı burada listelenenlerden daha önemli gelebilir doğaldır. ama bu niye burada diyebilecekleri bir şey olduğunu da sanmam. ateşli silahlar ve onları kullananlar modern çağın akışına deyim yerindeyse yön vermiştir. tarih kazananların yazdığı bir şey ise, kazananın en büyük yardımcısının hikayesi bu.

    barutun icadı ile bunun patlayıcı etkisinden öte itiş gücü olarak kullanma fikri arasında geçmiş kimbilir kaç yüzyıl vardır. havai fişeklerin bambu roketlerin barutla çalıştığına dair ilk örnek çin'de song hanedanının hüküm sürdüğü 960 yılına falan denk gelir. ama bu barutu metal bir namluya yerleştirip onun bir tür mermiyi iteklediğini ve bu giden cismin kale duvarlarını yıkıp metal zırhları deldiğini görmek için bir 350 yıl daha geçecektir. barutun savaştaki ilk kullanımı haliyle toptur. bunun boyunun ufaltılıp her askerin eline bir tane top gibin bir şey verelim fikri de ilk 1287 yılında çin'de görülür.

    el topu: çok detayına girmeden anlatırsak elde yapılmış ve pirinç kasnaklarla tutturulmuş ilkel bir borunun içine barut koyuluyor, bir yağlı paçavraya sarılı taş ya da metal mermi de o boruya tıkılıp sonra bu düzenek düşmana doğrultuluyor. asker de bunu ateşlemek yanında sürekli bir ateş kaynağı taşımak zorunda ve kibrit ve gazlı çakmak gibi şeyler daha icat olmamış. haliyle yanlarında yavaş yanan bir de fitil taşıyorlar. (yanan fitili olan adamlar üzerlerinde barut taşıyor gibi de okuyabilirsiniz). sonra silahı sıkıca tutar ve düşmana bunu nişan almayı sürdürürken namlu gerisindeki falya deliğine bu yanan fitili diğer eliyle değdirip silahı ateşliyor. bu kadar mı? hayır. çok sıkı tıkaç sarmışsa barut namludan çıkamayıp askerin yüzüne patlıyor. çok gevşek sarmışsa gökgürültüsü şimşek gibi bir sesten sonra mermi üç metre uzağa düşüyor. yani el topunun gürültüsü ve dumanı gönderdiği mermiye nazaran daha etkili bir şey. zira o merminin 50 metre uzaklıktaki birini bulup öldürmesi çok düşük bir ihtimal. el topunun ateşlendikten sonra doldurulması da 5 dakika kadar alıyor. zaten bu yüzden hepsi kendilerini savunmak için kılıç taşıyorlar. buna rağmen el topu denk getirirse dönem zırhlarını deliyor. o kadar verimsiz bir şey ki, uzaktan gerçekten birini öldürmek istiyorsanız bunların yerine zaten ya arbalet ya ok yay kullanıyorsunuz. ama işin güzel tarafı bir usta okçunun yetişmesi 10 yıl alırken bunu tarla süren çiftçiye verip de iş görebiliyorsunuz. türk tarihinde el topuna şakaloz denir. bu da bize bu silahı ilk tanıtan millet olan macarların buna "szakállas puska" demesinden kaynaklanır.

    arkebüz: el topundan teknolojik olarak çok büyük bir ilerleme değildir bu. yine elde yapılıp oyulmuş bir boru vardır ama bu sefer ahşap bir kundak eklenmiştir. bu sayede silahın feci geri tepmesini elle göğüsle karşılamak yerine "omuzlamak" imkanı doğar. bu da atışların el topuna oranla daha iyileşmesine olanak verir. ilk görülen arkebüz tiplerinde asker fitili yine eliyle falya deliğine dokundurmaktadır. 1411 yılında icat olan ve "serpentin" denen s biçimli en ilkel tetik mekanizmasıyla asker tarihte ilk kez gözünü hedeften ayırmadan ateşli silahını kullanabilir bir hale gelir.

    fitilli/firelock: ispanyol konkistadorların silahı olan fitilli tüfekler arkebüzün ondan bir sonraki evrim aşamasını temsil eder. silahın hala devasa olan geri tepmesini dengelemek için yine dev gibi yekpare meşe kundaklar kullanılır. 7-8kg silahı ayakta omuzlayıp doğrultmak da çok sıkıntılı bir şey olduğundan fitilli silahların bu dönemde yere saplanıp silahın üstüne koyulduğu bir de metal dayanak/sehpası da vardır. silah hala yavaş yanan fitille ateşlendiği için asker bunun üstüne bir de hayvan gibi ağır silahını ve onun sehpasını da taşıdığı için bu silahın doldurulması tam 16 adımda yapılır. 1475 yılında serpentin tetik sistemi yerini yaylı "snap" tetiklere bırakır bu da isabet yüzdesini biraz daha yükseltir. daha da ileri bir yenilik olarak artık yanan fitil doğrudan namlu gerisindeki bir deliğe değil, ona bağlı olan ufak bir hazneye çarparak yakar. bunun icadından önce çekilen 10 tetikten 3'ü boşa gidiyordu. bu fitilli silahlar geçen yüzyılda ikinci dünya savaşından sonra çin halk cumhuriyeti tibet'i işgal ettiğinde hala bazı tibet köylülerinde görülmüştür.

    zemberekli/wheellock: bu silahlar 1500 yılı civarında ortaya çıkar. çalışma prensibi ortada yayla kurulan ve tetiğe basıldığında zembereğinden kurtulup bir topaç gibi dönmeye başlayan kenarları tırtırlı ve çelik bir tekerlek vardır. aynı anda horoz taşıdığı çakmaktaşını bu dönen tekerleğe çarptırarak büyük bir kıvılcım zincirini namlunun dibindeki barut haznesine iletir. silahı ateşler. barut yanmadı gibi bir dert de pek olmaz zira tekerlek döndükçe kıvılcım üretmektedir. bu sayede fitille ateşle uğraşmasına gerek olmayan asker silahını doldurmakta, zembereğini kurmakta, nişan almakta ve tetiğe basmaktadır. peki bu derece büyük bir teknolojik devrim neden dünya tarihini değiştirip tüm silahları zemberekli yapmamıştır? çünkü pahalıdır. çok komplike olan tek tetiğe hem horoz hem tekerlek sistemini falan koymak 1500-1580 arasında modern aletler kullanmayan demircilerde falan yapılacak iş değildir. bu sistemi ancak çok iyi silah yapımcıları bir silaha 1 ay falan uğraşarak yapabilmektedir. o üretilen bir silahın parasıyla da arazi alır öküz alır çift sürersiniz. o yüzden bu zemberekli silahlar askeri tarihte ordularda görülmez. kralların lordların prenslerin şahsi silahlarıdır. ilginç bir detay olarak da bu silah sistemi tırtırlı tekerleğin çakmaktaşından kıvılcım çıkarışı teknolojisini günümüzdeki zippo çakmaklarda ve onun varislerine miras bırakmıştır.

    erken çakmaklı silahlar : snaphance doglock ve mikelet/çakaralmaz bunlar ışığı zemberek sisteminde görüp daha ucuz ve güvenli bir ateşleme için farklı yerlerde icat olan sistemlerdir. birbirlerinden bağımsız değillerdir, illa ki bir hollandalı denizci ingiltereye gidip oradaki silahları incelemiş, illa ki bir cenevizli tacir silahını osmanlılara vermek zorunda kalmıştır. hepsinin ortak tarafı zemberekle tutulan bir horoz, ağzındaki çakmaktaşını vurulduğunda yerinden zıplayarak arkaya doğru giden bir "tava" ya vurmak için bekler. tetik çekildiğinde zemberek boşalır ve 1 saniyelik bir kıvılcım hüzmesi tava dibindeki falya haznesine akar. buradaki barutu tutuşturarak silahı ateşler. farkları ise snaphance mekanizmalarında tava genellikle bir c şeklindedir ancak silahı doldurmak için horozu geriye tam yatırmak gerekir, bu sırada kaza olur zemberek boşalırsa silah patlayacağından çok emniyetsizdir. doglock mekanizmasında horozu kilitleyen bir "bekçi köpeği/dog" kasnağı horozun hemen dibinde bulunur. osmanlı mikelet mekanizmasında ise horozun gagası orantısızca büyüktür. ancak tava snaphance gibi c biçimli değil l veya v biçimlidir. bu da tava koruması gibi bir sonraki nesil ateşli silahlarda görülecek bir güvenlik mekanizmasını doğurmuştur. osmanlı barutlu silahlarında mekanizma tavası falya haznesindeki barutun üstüne oturup onu kapattığından osmanlı tüfekleri yağmurlu havalarda ateş edebilirken snaphance erken çakmaklı tüfekleri mesela edemez.

    çakmaklı tüfek/filinta/flintlock : 1650 yılından itibaren yaygınlaşmaya başlayan çakmaklı tüfekler kendi selefleri olan erken çakmaklıların iyi özelliklerini birleştirerek gelir. l tipi ve aşırı geniş tava barutu yağmurlu havalarda korur. silahın doldurulması esnasında güvenli olsun kıvılcım çıkmasın diye horoz yarıya kadar geri çekilebilir. son olarak da tava tümdüz l tipinde değil biraz kavisli ve eğimlidir. bu da her tetik çekişte kesin bir kıvılcım oranı sağlar. çakmaklı tüfekler o kadar büyük bir teknolojik atılımdır ki bundan sonraki 200 yılı tam anlamıyla domine edeceklerdir. bu süre içinde ateşli silahlara dair olan yenilikler silahın mekanizmasından çok (pek çok tasarımcı mükemmel, daha geliştirilemez dizayna ulaşıldığını düşünmüştür) süngünün gelişimi, yeni süngü ve süngü kilit tipleri (halka ve soket) üzerine olacaktır. silahı atışa hazırlamak yine pek çok adım gerektirir. artık kağıtlara sarılmış olan barut ve mermiler namluya dökülür bu kombinasyon harbi ile namlu içine ittirilir. bir miktar barut tavaya dökülür, horoz kaldırılır, silah omuzlanır nişan alınır ve ateşlenir. filinta kullanan çok disiplinli bir askerin bir dakikada ulaşabileceği maksimum atış sayısı dörttür. askere yeni alınmış acemiler ise 1.9 ile dakikada iki atışı zor yaparlar. ingiliz brown bess, fransız charleville bu tipin en önde gelen temsilcileridir.

    yivli namlunun icadı: yalnız ateşli silahların değil askerlik tarihin en önemli mihenk taşlarından biri bence budur. dönerek giden bir cismin dönmeyen bir cisme göre çok daha stabil yol alıyor olduğunun farkedilmesi oyunun kurallarını baştan yazar. mesela ortaokulda kalemlerin içini çıkararak birbirinize küçük kağıt toplar attığınız tüftüf oyununda attığınız kağıdı hedefine dönerek gönderebilseydiniz iki sınıf öteye de nişan alabiliyor olurdunuz. neden derseniz de yivsiz namluda mermi namluya tam olarak oturmaz. barutla ittirilip çıkarken namlunun sağına soluna çarpa çarpa çıkar ve nereye çarpacağını bilemediğiniz için hiçbir atış bir diğerine benzemez.

    edit: `@fusya rengi tanga delisi` haklı olarak iletti ki: tüfekteki devrimin ana kaynağı jiroskopik etkinin kullanılmasıdır. açısal momentum korunumu yivli namlunun isabetli olmasının asıl sebebidir. "kusursuz formda ve mikronluk hassasiyette üretilmiş namludan çıkan bilye (gaz basınç kaybının olmadığı, çarpma hareketleri olmadığı ideal namlu) yine yivli namluya göre isabetsiz ve kısa menzillidir. çünkü açısal momentum kuvveti olmadığından rüzgar ve yerçekimi bilyenin doğrultusunu namludan çıkar çıkmaz bozacaktır."

    yivli namlunun icadına kadarki üretilen bütün namlular dümdüz boru olduğundan giden merminin 100 metre sonra nereye isabet edeceği ne kadar iyi nişan aldığınızla falan alakasız olarak tamamen şans işiydi. 100 metrede hatasız nişan alınmış bir çakmaklı tüfeğin namlusu yivsiz ise hedef %75 vurulabiliyordu. 200 metrede bu oran %45'e düşüyordu. 300 metrede nişan aldığınız hedef %8 vurulabilirdi. işte yivli namlu bütün bu oranları tepeye çıkarmıştır. 1861 yılında -mengeneyle sabitlenip kusursuz nişan alınmış- ağızdan dolma yivli tüfeklerde 200 metrede isabet oranı %100'dür. 50 metrede isabet oranı %60'tır. 500 metrede ise %20'dir. yani yivli namlu tek başına isabetliliği tavan yaptırmakla kalmaz, menzili de uzattığı için savaşın nasıl yapılacağını da komple değiştirir. mesela amerikan iç savaşı yivli namluların herkesin elinde olduğu ilk savaştır ancak savaşın başında herkes hala napoleon devri kafasında olduğu ve o şekilde savaşmaya çalıştığı için bu savaş o güne kadar yapılmış en kanlı, ölüm oranı en yüksek savaş haline gelir.

    kapsüllü/percussion cap silahlar: breaking bad dizisinde walter white'ın tuco salamanca'nın ofisinde patlattığı cıva fülminat ateşli silahlar sanayinde de bir dönüm noktasıdır. fülmine cıva üstüne vurulduğunda patlar. ve bu her seferinde mutlaka patlar. ama vurmadığınız sürece taşıması vesairesi nispeten güvenlidir. bu yüzden ağızdan dolma silahlarda barut ve mermi yine silahın namlusuna eklenmektedir, ama artık falya deliğinde barut haznesi yerine bir adet incecik tüp bulunur. buna bakır içine yerleştirilip mumlanmış bir fülmine cıva kapsülü yerleştirilir ve horoz kaldırılıp tetik çekilir. yağmur çamur fırtına kar demeden bu silah her şekilde ateş eder. iyi tarafı atış güvenliğini çok yükseltir, kötü tarafı kağıda sarılmış barut ve mermi yanında askere bir de kapsül çantası verirsiniz. springfield 1861, avusturya lorenz, ve ingiliz 1853 enfield bu türün en bilinenleridir.

    minie mermisi: yivli namlu icat edilince buna bir de uygun mermi yapmak istemişler. çünkü metal bilya mermiler yivli namluyla tam olarak döndürülemiyor, bunun futbol topu yerine bir silindir veya bir rugby topu gibi olması lazım. daha büyük bir sorun da yivli namlu ağızdan dolduruluyorsa mermiyi içeri ittirmek iyice zorlaşıyor. 1846 yılında fransız claude-etienne minie tarihte güvenilir ilk yivli mermiyi icat edince bütün bu sorunlar çözülmüştür. merminin dibinde yuvarlak bir oyuk vardır ve mermi namludan ufak olduğundan içeri kolayca ittirilir. ateş edildiğinde barut gazı merminin dibini doldurup şişirerek genleştirir ve mermi yivlere tam oturarak bir gram gazı heba etmeden namludan tam güçle çıkarak gider. amerikan iç savaşı ve bizim 1878 rus savaşı (bkz: 93 harbi) yaralı ve ölümlerimizin bir numaralı sorumlusu bu mermidir. internette açtığı yaraları ve geride bıraktığı sakatları midesi sağlam olanlar "minie ball wounds" diye aratabilirler. abd iç savaşında dirseğe falan denk gelmiş nispeten insaflı bir yara için bkz

    iğneli tüfekler chassepot ve dreyse: amerikan iç savaşı esnasında alınan dersler neticesinde avrupa kıtasında devletlerin birbirlerine teknolojik üstünlük sağlama çabaları bu iki çok güzide silahın üretilmesine yol açar. alman 1841model dreyse ve fransız 1866 model chassepot ateşli silahlar tarihinde önemli birer basamaktır. bu modellerde fülmine cıva kapsül artık barut ve bir konik minie tarzı mermi ile beraber yağlı kağıta sarılı bir fişeğin içindedir. ve en büyük yenilik olarak da silah artık ağızdan değil, levyeyle kurulan bir mekanizmadan namlunun arkasına yerleştirilmektedir. 10 santim uzunluğunda dev bir iğne tetik çekildiğinde mekanizmadan çıkarak kağıt merminin dibini delerek kapsülü patlatır ve mermiyi gönderir. kağıt ve iplik gibi sargı malzemeleri de bu patlama sırasında yanarak namludan çıkar gider. askeri tarihe yaptığı en büyük katkı ise artık ağızdan doldurma olmadığı için askerlerin hafif piyade taktiklerine avcı kollarına doğru evrilmesi de görülür. asker artık yatış pozisyonunda silahını doldurduğu için de bu silahı kullanan ordular kullanmayan orduları kelimenin tam anlamıyla hacamat etmiştir. dreyse tüfeği prusya'nın danimarka'ya girdiği 1864 ikinci schleswig savaşında ve avusturya'ya girdiği 1866 savaşında resmen kilit roldedir. chassepot ise iğneli tüfeklerin tasarım olarak en iyisidir ancak dreyse kullanan prusyalılara karşı chassepot kullanan fransızlar 1870 sedan savaşında yenilmekten kurtulamaz.

    metal kovan: kağıt fişeklerin ezilip kırılması falan sorunu neticesinde ateşli silahlar tarihinde bir sonraki teknolojik adım budur ancak herhalde en büyük ve en uzun ömürlü yeniliklerden de bir tanesidir. pirinçten imal edilmiş sudan ucuz bir metal kovanın dibine fülmine cıvalı kapsülü yerleştiriyorsunuz, içine standart barut hakkını koyuyor ve mermiyi yerleştirip sıkıştırıyorsunuz. sonuç? hem sonsuza yakın ömürlü bir mermi, hem barutun artık askerin envanterinden fabrikanın envanterine girmesi, metal kovan patlamadan doğan tüm sıcaklığı kendi içinde tuttuğu ve yaymadığı için çok daha uzun ömürlü silahlar.

    revolver: el topundan bu zamana kadar geçen zamanda ateşli silah kullanan birinin en büyük zayıflığı silahını kullanamadığı doldurma evresi ola gelmiştir. bunun çözümü ise endüstri devri gelmeden çözülebilecek bir şey değildir. dişli ve bloker silindir kullanan güvenilir revolver dizaynı ilk modern tekrar edilebilir atışlara olanak verir. ha bu dizayn kovboylarla 19.yy ile özdeşleştirilen bir şey olsa da bir silindirin içinde hepsi ileri bakan daha önceden doldurulmuş mermiler ve birbirini izleyen atışlar fikri ta 1500'lere kadar geri gider. ancak bu silindirleri elle döndürmemek, horozu kaldırınca silindirin de dönmesi, için 1830'lara kadar beklenmesi gerekecektir. samuel colt bu dizaynı popüler yapan insandır ve 1851 colt walker ile kapsüllü silahlar devrinde revolver devrimi yaşanır. kızılderilileri evlerinden yurtlarından bu silahlar etmiştir. amerikan vahşi batısı ise revolverle yatılan revolverle kalkılan bir devir olarak zihinlerimizde yerleşir. hala da çok popüler dizaynlardır çünkü bir mermi ateşlenemiyorsa horozu kaldırmak sıradaki mermiyi hemen atışa hazır hale getirir. güvenilirlikleri yüzünden revolver asla tarihe karışmamıştır. ingiliz ordusu ikinci dünya savaşını gidip aslan gibi webley revolverleri ile tamamlamıştır. kadir inanır gelinceye kadar ise yeşilçam sinemasının bütün tabancaları
    revolverdir. (bkz: dıkşinya)

    gatling: birbiri ardına atışların pratik ve güvenli bir şekilde yapılabilmesi ateşli silahlar tarihinin en çok sıkıntı çıkaran problemlerinden biridir. amerikalı richard gatling tarihteki ilk başarılı makineli tüfeği yapmayı başardığından bu problemi çözebilmiş ilk kişidir. revolverdeki tek namlu arkasında bekleyen silindir yerine gatling dizaynında dönüş halinde birden çok namlu ve bu namluların her birinin ayrı müstakil mekanizmaları vardır. mermi beslemesi silaha girdikçe daimi bir yükleme kilitleme atış ve ejeksiyon operasyonu hiç durmadan sürer. güzel tarafı, korkunç atış hızlarına ulaşılabilmektedir. 1861 yılında dakikada levyeyle döndürülen sistemde 1200 atış yapabilmek falan öyle dile kolay şeylerdir. aynı şekilde o atışlar tek mekanizmalı inline bir makineli tüfekten yapılsa ısınma anında bir sorun haline gelecekken gatling çok namlulu olduğundan ısınma gibi sorunları pek yoktur. çok kısa sürede çok fazla merminin hedefe gönderilmesinin istendiği durumlarda bu yüzden bugün dahi gatling tüfekleri kullanılır. adına da minigun deriz. onun dışında hemen hemen bütün uçaklarda standart bir silah olmuştur. kötü tarafı çok namlu demek ağırlığın kendisi demektir. o yüzden gatling hollywood harici hemen hiçbir zaman tek bir asker tarafından taşınıp kullanılamaz. zaten 32kg falan silahın üstüne 3000 mermi versek 77 kilo da o desek bir askerin bir dakikada harcayacağı mermi istihkakı silahıyla beraber 110 kilo mu çekecek. geçiniz.

    yarı otomatik tabanca: resimdeki alman luger p08 bu janrın ilk temsilcisi değildir ama ilk büyük temsilcisidir. 1893 borchardt ile başlayan, luger ile meşhur olan, colt 1911 ile revolver ile denk hale gelen, browning gp ile standartlaşan, walther p38 ile revolverden üstün hale gelen, glock ile de tabanca diyince akla gelen şey haline gelen bir janrdır bu. artık silindirler yerine mermiler şarjörlerde yaylı sistemlerle mekanizmaya iletilmeye başlanır. silah ateşlendiğinde metal kovanı artık kendisi ejekte etmekte, yeni mermiyi kendisi sürmekte ve ateş eden askere yalnızca tetiğe basmak ve yine tetiğe basmak kalmaktadır. bu ateşli silah anlayışı bugün de özellikle tabancalarda hala bir standart teşkil eder.

    mavzer tipi/bolt action: şimdi iğneli tüfeklere bakarsanız onda da bu yandan levyeyi kolu kaldırıp yeni mermi sürmek falan var peki neden bu mavzer tipleri askeri tarihte komple bir yenilik sayılıyor? nedeni de işte mauser bolt dediğimiz mavzer mekanizması. bu mekanizma üzerinde kendi emniyetini taşıyan, boş kovanı tırnaklarıyla tutan, tek bir dönüşsel hareketle kendini kilitleyen açan ve bunu yüzyıllarca yapsa da bozulmayacak kadar güvenli bir teknolojik atılımdır. ateşli silahlar tarihinde incelediğiniz şeyin gerçekten çığır açan bir şey olup olmadığını anlamak için o silahın ilk kullanıcısının rakiplerdeki etkileşim oranına bakacaksınız. dreyse sonrası almanya mauser 1871 yapmış, bunu geliştirerek mauser 1888 haline getirmiş. 1890 lı yılların ortasında bakmışlar ki olay budur, gelecek 10 yıl içinde ingilizler lee enfield, avusturyalılar mannlicher, amerikalılar springfield, ruslar mosin nagant mavzer tipleri yapmaya başlamışlar. almanya ise dizaynını resimdeki mauser g98 olarak mükemmelleştirmiş. bu silahın üzerinde ufak tefek değişiklikler yaparak ikinci dünya savaşını da aynı silahla geçirecek. günümüzde de hemen hemen bütün ciddi keskin nişancı silahları bu ekolü izlemektedir. bu kadar etkilenildiği için ateşli silahlar tarihinde mauser'in yerini o yüzden kimse kapamaz.

    makineli tüfek: tüm ateşli silahlar tarihinde bundan daha büyük bir atılım, oyunu bundan daha çok değiştiren bir şey herhalde olmamıştır. hiram maxim denen zat, metal kovan icadından sonra gece gündüz çalışarak bu mermilerin bir silaha girip ateşlenip silahın kendi geri tepme ve gaz gücüyle ikinci mermiyi mekanizmasına sürmesi ve bunu da aynı şekilde atması ile sonsuza kadar giden bir atış loopu icat eder. namlu soğuk kalsın diye de etrafına bir su haznesi koyar. önceki manuel makineli tüfek dizaynları nordenfelt gatling gibi şeylerden farkı artık proseste insanın bizzatihi operasyona karışmıyor olmasıdır. artık çevrilecek bir levye döndürülecek bir kasnak, yoktur. tetiğe bastığınız sürece silah ateş edip durmaktadır. doldurulmak için 16 adım isteyen barutla bilyayla uğraşılan zamanlardan sonra bu teknolojik bir uçurumdur. geldiği gibi de dünya savaş anlayışını komple değiştirir. maxim makinelitüfeği her batılı güç tarafından hemen envantere alınır ve birinci dünya savaşında dikenli tel ve siper ile birleşerek savaşta manevra denen şeyi hemen hemen bitirir. 1914-18 arası milyonlarca insan siperlerde sefalet içinde bir gün alman ya da ingiliz maxim tipi makineli tüfeklerce öldürülmek için beklemiş ve çoğu da böyle ölmüştür. mekanizma o kadar sadedir ki bugün etkilerini modern makineli tüfeklerde m2 gibi uçaksavarlarda falan halen görebiliriz. birinci dünya savaşı sonrası günümüze kadar makineli tüfek dizayn ve araştırması hiç bitmemiştir. özellikle ikinci dünya savaşında hava soğutmalı ve çok daha taşınabilir mg-42 gibi makineli tüfekler milyonlarca insana kıyacaktır

    yarı otomatik tüfekler: aslında tabancalar kadar büyük bir ilerleme safhası olmadığı için bu müstakil bir branş olmayabilir ama bunlar da mauser tiplerine bir miktar üstünlük sağlamış ve kullanan ülke askerini bir miktar kayırmış ara geçiş formlarıdır. birinci dünya savaşı döneminde meksika mondragon, alman selbstlader 1916, ikinci dünya savaşında ise amerikan m1 garand, rus svt 40 ve sks, fransız mas 49, alman g43 bu türün önde gelen temsilcileri olurlar. genel özellikleri, çok yüksek geri tepme oranları yüzünden dengesiz ve kullanım ömrünü çabuk tüketen mekanizmalar, düşük mermi kapasitesi ile üretimlerinin genel pahalılığı ile yüksek ağırlıkları gibi şeylerdir.

    makineli tabanca: tabanca mermileri kullanan minyatür makineli tüfeklere neden ihtiyaç duyulmuştur? bunun ilk ortaya çıktığı platform olan villar-perosa makineli tabancasında amaç iki kişilik uçakta uçağın savunması için kullanılacak küçük ve hızlı ateş eden bir şeylere sahip olmaktır. bunlara kundak şarjör falan takıp piyadeye verme fikri birinci dünya savaşının sonlarında mp18 makineli tabancası ile gerçekleşir. savaştan sonra yüksek atış hızları, yüksek kapasiteleri ve geri tepmelerinin ufak mermiler yüzünden kontrollü olmaları ve nispeten küçük boyları sayesinde amerikan gangster aleminin de bir numaralı tercihi haline gelirler. ikinci dünya savaşında mobil savaşın tekrar tesisi ile şehirler de savaş alanı haline gelince kısa menzil ve yüksek atış gücü gerektiren bu tip savaşın da yıldızı makineli tabancalar haline gelir. alman mp40, sovyet ppsh-41, resimdeki fin m31 suomi, amerikan thompson m1a1 en çok hatırlanan dizaynlar olarak belleklere yerleşir. günümüzde makineli tabanca modern silahlı kuvvetlerin değişmez bir parçası haline gelmiştir. uzi ve mp5 gibi makineli tabancalar özel kuvvetlerde olmazsa olmaz silahlardır. bu platformun yaygınlığı ve zırh delici makineli tabancaya olan ihtiyaç daha ileriki bir seviyede (bkz: pdw) platformlarına da yol verecektir lakin onu başka bir entrye alalım.

    piyade tüfeği: mavzer tipi ve yarı otomatik tüfekler pratik kullanım ömrünü ikinci dünya savaşı sonunda bitirince askerin elinden büyük oranda alınıp benzer kocaman mermileri kullanan ve tek tek atış yapması standart olan ve çoğunda zor zamanlarda seri atış özellikleri bulunan fn fal, h&k g3, m14, gibi piyade tüfekleri verilir. bunların kullandıkları mekanizmalar artık bir değil binbir tanedir. kimisi barut gazının bir kısmını tüple geriye ileterek sistemi öyle kurar, bazısı direkt olarak geri tepme ya da çarpma etkilerine dayanır. ortak özellikleri uzun mesafeye etkili atışlar, 20 civarı şarjör kapasitesi, kontrol etmesi çok güç seri atış ve geri tepme gibi şeylerdir. bu anlayışın en modern sayılabilecek bir temsilcisi olan mpt-76'yı biz halen kullanıyoruz.

    saldırı tüfeği: silahın günümüzdeki standart hali de budur. türkçede bunlara da piyade tüfeği dense de dünya literatüründe piyade tüfeklerinden battle rifle(savaş tüfeği) ve assault rifle (saldırı tüfeği) olarak kesin çizgilerle ayrılırlar. bunların piyade tüfeğinden farkı daha intermediate cartridge denen daha az barutlu daha küçük mermiler kullanıyor olmalarıdır. bu yüzden seri atışları çok daha kontrollüdür. genellikle kullanımları da seri atışlar üzerinedir. bu yüzden bu tüfekleri kullanan silahlı kuvvetlerde genellikle isabetten çok havada uçan mermi sayısı daha önemlidir (bkz: üstün atış doktrini). amerikan m4/m16, rus ak47/74 kalaşnikof, alman g36, fransız famas, ingiliz l58a2 bu anlayışın temsilcileridir.

    akıllı mermiler: gelecekte ne olabileceğine ilişkin küçük bir fikir vermesi açısından da bunun eklenmesi yerinde olur. amerikalılar tek askerin atış gücünü tavan yaptırmak için oicw adında bir programla bir süre vakit geçirmiş, herkese atış kontrol bilgisayarı, 5.56 saldırı tüfeği yanında bir de 20mm bomba atar vermeyi falan planlamışlardır. 90'lı yılların sonunda bu program ağırlık ve maliyet gibi kalemlerdeki problemlerin aşılamaması yüzünden sonlandırıldı. ancak bu oicw'nin tepesindeki kontrol bilgisayarı ile 20mm bombaatarı müstakil bir silah yapıp kalibresini 25mm'ye yükseltip xm25 adında resimdeki gibi bir akıllı silah ürettiler. akıllı diyorum zira atılan bombalar kontrol bilgisayarı tarafından artık ne kadar uzakta patlaması istenirse ona göre falan ayarlanabiliyor.

    bu liste işte tamamiyle yeni bir fikrin lazer plazma gauss silahlarının falan bilim kurgulardan çıkıp günümüz dünyasına gelmesine kadar evrimini sürdürecek gibi görünüyor. teknolojik olarak el topundan bugüne kadar bir uçurum olsa da mesela namlu veya kundak gibi şeyler biçim olarak çok da değişmiyor. onun dışında fütüristik ve herkesten farklı düşünebilen insanların dizaynları ise çok ilginç şeyler de olsalar (bkz: kovansız mermi) (bkz: gyrojet) bariz aksaklıklardan ötürü yaygınlaşmadığı için ateşli silahların evriminin bir parçası bence sayılmazlar. onun dışında alttan levyeyle kurmalı winchester tipi tüfekler ise benzer mekanizmalara sahip sharps gibi dönemin arka arkaya atış yapabilen tüfekleriyle kıyaslayınca ateşli silah evriminde komple bir branşı haketmiyor. o yüzden yazmadım. ama tabii bu benim fikrim.
5 entry daha