şükela:  tümü | bugün
  • türkiye'nin askeri gücü nasıl?
    en güçlü üçüncü ordu muyuz?
    değilsek dördüncü müyüz?
    amerika mı döver çin mi?

    bunların böyle bırak bir kelimelik bir cevabının olup olmamasını, bir kitaplık cevabı olsa millet gider onu alır okurdu. askeri analistler de gider başka iş bulurdu.

    siz bana bu soruları sormayın diye ben mesleki bir cetvel yazayım, kafanıza eserse iki farklı ülkeye bunları uygular ve çıkan sonucu karşılaştırırsınız ancak bu

    --> hiçbir surette <---

    kim döver gibi absürd ötesi bir sorunun cevabını vermez. o soru ilkokul seviyesinde bir düzlemde bulunur. ilkokul üzeri analitik bir incelemede ise hangi ülke olası bir çatışmaya daha avantajlı girer ve bu neden böyledir işte ancak bu ölçülebilir. geri kalan süreçle ilgili ancak eğitimli bir tahmin yürütebilirsiniz. gelen veriler içinde bazı patternler okunabilir. bunların bazıları quantifiable/ölçülebilir verilerdir. ama arazi, evdeki politik durum, dünya ekonomik çalkantıları, kamuoyu desteği, hava şartları, uzaylı istilası gibi binbir çeşit değişken bu verilerin kıymetini anında altüst edebilir. mesela 1964 yılında kağıt üzerinde amerika vietnam'a göre çok baskın bir süpergüçtür. ama zarlar atıldığında amerika bu ölçülebilir verileri kullanarak oradan istediğini alarak çıkamaz. o kağıt üzerindeki baskınlık ceset sayısına bakıldığında amerika 50 bin ölü vererek 1.5 ila 4 milyon arası ölüme sebep olmuştur. ölü yaralı gibi quantifiable bir veriye dayanarak amerika vietnam'ı duymak istediğiniz gibi "dövmüş" müdür? hayır. bir tık ileri gidin, sovyetler birliği kendisinden kat kat zayıf finlandiya'yı 1939-40 kış savaşında işgal etmiş, istediğini kendilerinden zorla almıştır. sovyetler finlandiya'yı dövmüş müdür? neresinden bakarsanız bakın ufacık bir ülkeye tank top girip rezil kepaze olmanın eşiğinden mi dönmüş gibidirler.

    o yüzden internette gördüğünüz karşılaştırmalar, tank top tüfek sayıları, tarafların kaç nükleer silahlarının olduğu evet çok değerli verilerdir. ancak bu iş bir puzzle ise büyük resmin yarısı gerçekten bir çatışma karşılaşma başladığında halen boştur. aşağı yukarı ne olacağını tahmin edebilirsiniz ama bazen büyük resim hiç beklemediğiniz bir şey de çıkar.

    ----

    bir ülkenin ölçülebilir askeri gücü rakiplerine farklı çeşitlerde operasyonları başarıyla uygulayabilme kabiliyetidir diyerek kuyuya taşı atalım.

    tank sayıları, uçak sayıları, toplam silah altındaki asker sayısı gibi veriler bir ülkenin tüm gücüne dair büyük resmi vermez dedik. zira askeri kabiliyet çok boyutlu bir kavramdır. bu yüzden en büyük ordular otomatikman en güçlü ordular haline gelmezler. israil 60'larda 70'lerde az sayıda personeliyle kendisinden 10 kat kalabalık arap ordusunu önüne o yüzden katıp kovalamıştı.

    coğrafi konum ve bu coğrafyanın verdiği tehdit unsuru bir ülkenin askeri gücü mentalitesini doğrudan etkiler. analizlerde geleneksel verilen örnek olarak yeni zelanda ve israil ikisi de 10 milyon altında nüfus, okumuş ve yetişmiş insan altyapısı, modern ekonomi, seçilmiş yöneticiler ve modern silahlı kuvvetlere sahiptir. ancak israil'in kendisini el altından kayıran ülkeler olmasına rağmen her savaşını kendisinin vermek zorunda olması, her yönden tehdit beklemesi ile yeni zelanda'nın pasifik okyanusunda tehditten nispeten uzak bir ada olması ve savunma anlaşmaları olması yüzünden iki ülkenin askeri gücü arasında bir uçurum vardır. israil'in bütçesi yeni zelanda'dan fazla olmasına rağmen israil'in daha müktedir bir askeri güce sahip olmasını sağlayan şey etrafındaki tehditle çok doğru orantılıdır.

    bakacağımız 4 çok genel bölüm var :

    1- stratejik kaynaklar

    yani kısaca ülkede ne var ne yok. bunun hesabı şöyle tutulur:

    a- savunma bütçesi : bu her analistin ilk olarak, direkt olarak, bir ülkenin askeri gücüne ilişkin bir soruya 5 saniye içinde yüzeysel bir cevap vermesi gerekiyorsa bakacağı yerdir. o ülkenin hükümeti silahlı kuvvetlerine ne kadar kaynak ayırıyor bu çok mühim bir veridir. ikincil önemli kısmı ise savunma ve silahlı kuvvetlerin aldığı payın ülkenin gsmh ve gnp ve diğer bakanlıklara ve organlarının aldığı paya oranı nedir? onun cevabı bu resmin çerçevesini çiziverir.

    bu bütçe içinde silahlı kuvvetleri ilkel bir kabile gücünden modern bir süper güce çevirecek her tür kalem harcama bulunur. personelin maaş oranı, ikramiyeleri, savunma bakanlığının satın alım gücü, araştırma ve geliştirmeye ayrılan pay ülkenin kendisini ne kadar tehdit altında hissettiği ile ilgili de doğru orantılı kritik bir veri sağlar.

    b- insan gücü: ülkede askerlik yapabilecek, savaşabilecek, savaşmasa da ülkeyi döndürerek savaşın seyri üstünde etkili olabilecek herkes bütçeden paradan sonra bir ülkenin askeri gücünü tayin konusunda ikinci derecede önemli şeylerdir. yani aşırı fazla bir insan gücünün o yüzden değeri gayet de vardır, sanıldığı gibi az ya da yok değildir. çok kalabalık ordularda nicelik nitelikten mesela fazladır ama bu niteliksiz insan gücünün o niteliksiz diye sıfıra yakınsadığımız niteliği de yaşadığımız modern çağdan ötürü hiçbir zaman sıfır olmaz. niteliksiz addedilen her askerin bir miktar niteliği bulunur. zira günümüzde en ücra köyden gelmiş adam da telefon nedir cep telefonu sinyali nedir bilir. onlara ateşi tekerleği baştan öğretmek durumunda olmadığımızdan (gerçi hoş hala nasıl s.çacaklarını öğretiyoruz) en niteliksiz asker dahi artık bir miktar niteliklidir.

    askeri bir analizde insan gücü masaya yatırılıyorsa toplam nüfusa bakmaktan ziyade bu insan gücü kaynağını zenginleştiren ölçülebilir ve analiz edilebilir çok değerli verilere bakılır. nedir onlar?

    * o ülkenin subay sınıfının eğitim durumu, harbiyesinin verdiği mezun sayısının genel ordu yekününe bölümü, subayların attrition seviyesi, yani kariyerinde sonuna kadar gidebileceklerin isteyenlerin halinden mutlu olanların oranı.

    * astsubay uzman sözleşmeli ve teknik personelin benzer verileri.

    * ülkenin yüzde kaçının üniversite lise mezunu olduğu, nüfusun okuma yazma oranı. (teknik ekipman kullanılan bir savaş alanında lise okumuş olmak hiç de sandığınız kadar önemsiz bir şey değildir)

    * etnik ve cinsiyet entegrasyon problemleri, zenciler beyazlarla aynı birlikte savaşabiliyor mu? orduda toplum tarafından ötekileştirilmiş olanlar (mesela ermeni kökenliler rumlar kürtler vs) subay astsb olabiliyor mu? kadınların silahlı kuvvete entegrasyonu ne boyutta?

    insan gücü ikincil önemde dedik ama incelediğiniz ülkeyi ve silahlı kuvvetini kitap gibi okumamıza da vesile olur.

    c- askeri altyapı : dedeleriniz babalarınız sizin silahlı kuvvetlerinize zamanında ne bırakmış, ülkeyi koruyun diye nasıl tesisler, kışlalar, eğitim kurumları, askeri hastaneler, askeri inşaat ve genişleme alanları tahsis etmiş bunlar da hiç yabana atılmayacak bir veridir. zira altyapıya dahil kalemler bir ordu savaşırken savaşçılarının devam etmesini sağlayan ve kendilerinden alınan verimi üç kata kadar artırabilen şeylerdir. zira ülke batsa bile o ülkenin silahlı kuvveti silah ve mühimmat ikmalini, yaralılarının tahliyesi ve tedavisini, tanklarını yürütmeye devam edecek çok kritik petrol ve sentetik yağları cepheye sürmeye devam edebilir. bir orduyu vurup vurup yıkamıyorsanız analizlerde o üç harf (inf / altyapı) bir duvar gibi dikilmiş ve görmemişsinizdir. mesela isviçre ordusu böyle bir ordudur.

    d- ileri savaş eğitim kurumları : harp okullarının tedrisatının modern dünya gerçekleriyle ne kadar uyumlu olduğu. hava harp mezunlarının havada, dz harp mezunlarının gemide deneyimlerini dengeleyecek eğitimlerinin olup olmadığı. komando kurslarının vs sayısı, teknik personel yetiştiren merkezlern bolluğu, bunlara ayrılan kaynakların bütçedeki oranları. bunun dipte olması o askeri gücü çok ekstrem örneklerde mercenary/paralı asker kullanmaya iter. sahra çölünün güneyindeki afrika ülkeleri 9 taksitle rusya'dan uçak alırken parayı bastırıp emekli olmuş 45 yaşında eski mig pilotunu da alırlar. zira ülkede bunu yetiştirecek bir kurum hiç olmamıştır.

    e- savunma endüstrisi temeli : o ülke dışarıdan yardım almadan kendi savaşını sürdürecek kritik malzemeyi ne kadar üretebiliyor ya da üretebiliyor mu? bir ambargo durumunda uçakları ne zaman füzesiz kalacak. kendi silahını tankını gemisini denizaltısını küçükten büyüğe her tip kalibrede mühimmatını, askerin gtündeki donundan sırtındaki çelik yeleğe, yattığı ranzasından sırt çantasında taşıdığı mre acil durum yemek setlerine kadar ekipmanda yerel üretim oranı ve dışa bağımlılık yüzde kaç?

    klasik üretim endüstri temeli 6-7 hatlı bir şemadır.

    büyük silah platformları (mesela denizaltı) ---> denizaltının kullandığı bir silahın tamamı (mesela torpido)---> silah yan sistemleri (yerel üretilmiş cayroskop vs)---> yan üretimler (göstergeler vs)---> parçalar (entegre devreler vs)---> alt parçalar(entegre devre ekipmanları transistörler vs)

    altalta bunların hepsini sıradan üretebilen bir ülke bir denizaltının geminin ya da uçağın bakır teline vidasına kadar kendi üretmiş demektir. o zaman da tamamen kendine yetebilen/self sufficient addedilir. o zaman endüstriyel temelde güney kore, japonya gibi çok değişik bir ülkesinizdir. sizle savaşacak ülkeyi derin düşünceler alır.

    f- savunma envanteri: gazetelerin dergilerin onedioların boy boy yayınladığı "şunun şu kadar tankına karşılık bunun bu kadar tankı var" işte bu kategoriye, stratejik kaynağın sonuna denk geliyor. ha öyle diyince önemsiz gibi de anlaşılmasın askeri istihbaratın en büyük hedefi düşmanın ne kadar uçağı tankı silahı mermisi vardır bunu öğrenmektir. bunları düzenli ve isabetli bir şekilde tayinine en çok kaynağı ayırır. zira envanter, yani bir ülkede hangi aletten ne kadar olduğu diğer savaş destek kalemleriyle birleştiğinde bir ülkenin gücünün "görünen"/front end boyutunu teşkil eder. bu silahlar uçaklar tanklar görülüp sayılabilen şeyler olduğu için de ölçülmesi en kolay şeylerdir bu yüzden bir ülkenin askeri gücünü tayin ederken herkes buna atlar. ancak envanter tek başına bir ülkenin o envantere ne kadar hakim olduğunu ya da ülkenin komple askeri gücünü falan gösterseydi israilde bugün mısır, iranda da ırak bayrağı dalgalanıyor olurdu.

    envanter sayarken bombaları mermileri tek tek falan saymayı 1945 senesinde bıraktık (füzeleri hala sayıyoruz). ama ta 1913'te balkan savaşında mesela silahtan atılan mühimmatın demirbaşı da askeri gücün hesabında kilit bir roldeydi. bugün ise şu beş kategoriye öncelikli olarak bakılır. ama tabii listenin hepsi bu değildir :

    * keşif, gözlem ve hedef tespit gibi teknolojilerin envanterde ne kadar yer tuttuğu (kısaca işte uav/drone kabiliyeti)

    * entegre savaş yönetim sistemlerinin envanterdeki yeri, tankların ne kadarının atış kontrol bilgisayarı var, f16'lar kristal ekranlara geçmiş mi gibi şeyler.

    * akıllı bombaların ve eski tip bombaları yarı akıllıya çeviren jdam kitlerinin envanterin yüzde kaçını teşkil ettiği.

    * wmd yani atom bombası, kimyasal silah ve benzeri kimsenin göz ardı edemeyeceği şeyler.

    * envanterdeki entegre lojistik ve nakliyat sistemlerinin durumu. o ülkenin bir diğerine top tüfek girdiğinde trenleri kamyonları savaşı son raddesine kadar destekleyecek kadar var mı?

    bu beşini isabetli bir şekilde izleyebiliyorsanız, o ülkenin savaşa hazırlığı ve modern bir savaşı nasıl sürdüreceği konusunda altın değerinde bilgilere bakıyorsunuz demektir.

    2- dönüştürme kabiliyeti

    ülkede ne var ne yok biliyorsunuz. söz konusu ülke diyelim petrol zengini, madenleri ağzına kadar dolu, insan kaynağı milyonlarca kişi silah altına alabilecek kadar geniş. eee o ülkenin askeri gücü bir anda zirve mi yaptı? hayır. kaynağı askeri güce dönüştürme kabiliyeti yoksa bütün o kaynaklarını birileri gelir ve alırlar. hikayenin yarısı kaynak ise diğer yarısı da bu kabiliyettir.

    bu kısım 5 alt başlığa açılır :

    a- ülkenin milli stratejisi ve yüzleştiği tehditler : bir ülkenin milli çıkarları hangi istikamete gidiyor, etrafındaki tehditlerini vesairesini belirleyebilmiş mi, coğrafyasını nasıl kullanıyor, coğrafyanın kendisini kayırmadığı noktaları savunmak için bir planı var mı, kısa orta ve uzun vadede milli çıkarı için neler planlıyor gibi sorular işte kaynağı güce dönüştürmenin altyapısını ve temelini çizer. ama hesabı kitabı çok muğlak, sayılara dayanmayan bir veridir. uçak sayısı falan ne kadar ölçülebilirse bu da onun o kadar ölçülemez kardeşidir.

    b- asker ve sivil idare ilişkilerinin yapısı : askeri ve sivil yöneticilerin arasındaki muhabbet ve ilişki ne kadar akışkan, ne kadar sıkıntılı, bunlar birbirlerini ne kadar sevmiyor veya çekemiyor, zor bir zamanda askeri liderlik sivil politik liderlikten daha çok kaynak isteyebilecek ve alabilecek bir durumda mı, sivil liderlik askeri gerekçeleri es geçip politik ajandasını savunma stratejisi üzerine empoze mi ediyor. kim kimi kontrol ediyor bu soruların cevabı da oldukça mühimdir. asker sivil ilişkileri genelde üç modeldedir :

    * liberal amerikan modeli. ipler sivil yönetimin elinde ve çok sıkı kanunlarla ve tüzüklerle kontrol altındadır. sivil ve askeri yönetimler arasındaki sınırlar çok katı ve aşılamazdır. askeri güç dış tehditlere yönelmiştir.

    * otoriter model. burada o yukardaki sınırlar kaybolur. güç yine bir sivil idarecinin ya da zümrenin elindedir, askeri güç de bunların elinde iç ve dış kendilerine tehdit olan her şeye koşan bir araç olur.

    * preatorian muhafız modeli. kuzey kore gibi bir şey. burada ordu iç dış her tehdide devletin yanında kendi varlığını korumak için de koşar.

    bu modellerin hangisinin bir ülkenin askeri gücünü en olumlu şekilde etkilediğine dair bir ciddi çalışma henüz yok. galiba ülkeden ülkeye o değişiyor. teorik olarak bir ordu askeri kararlarını askeri olarak almaya müktedirse o ülkenin askeri gücü bundan olumlu etkilenir diyebiliriz.

    c- eğitim, doktrin ve organizasyon

    binlerce tankın uçağın ve milyonlarca askerin olması bir şey, bunları nasıl kullanacağını bilip zafere yürümek başka bir şeydir.

    doktrin bunun anahatlarını çizer. ülke askeri düşünürler çıkarmış ve bunlar silahlı kuvvetlerinin nasıl saldıracağını ve nasıl savunacağına dair coğrafyayı, askerin moralini envanteri vs düşünüp ona göre planlar çizmiş ise o ülkenin şartlar ne olursa olsun bir planı vardır. askerin ne giyeceğinden hangi mühimmatı atacağına kadar herşey o doktrinin bir parçasıdır.

    askeri eğitmek ise baskı altında operasyon yapabilmenin tek yoludur. körfez savaşında ırak ordusu da modern ekipman kullanıyordu, doktrinleri vs de vardı. ama askerlerini yeteri kadar eğitemedikleri için baskı altında bunları bir arada tutamadılar. bu iş 28 gün eğitimle olmaz. modern ordularda 5 yıl profesyonel kontrat imzalayan profesyonel bir askerin ilk altı ayı sadece eğitimle geçer. sıcak savaş bölgesine gidecek personel için bu bir yıl civarıdır.

    eğitim diyince de işte kendi silahını üniformasını yanaşık düzeni gibi şeylerden ziyade teorik de olsa askere çoklu silahlar, atış kontrol ve gözlem, sızma yanında modern savaşın en azından teorisi, müşterek harekat gibi şeyler kastedilir.

    d- değişikliklere adapte olma kabiliyeti : bu askerliğin değil doğanın bir kuralıdır o yüzden buraya da genişletilir. bir savaşta olabilecek şeyler cidden hayal gücünüzün çok ötesinde olasılıklar barındırır. düğün dernek gibi girdiğiniz bir yerde iki ayağınızı bir pabuca sokabilirler. çok orantısız kayıplar verebilirsiniz. savaş şartlarının bir anda değişmesi yüzünden altyapınız askerin morali ve manevra kabiliyeti ile birlikte savaşın da gidişatı gitgide kötüleşmeye başlarsa işte değişime ayak uyduramıyorsunuz demektir. bir ülke askeri anlamda karşısına çıkan olayları ve vakaları milliyetçilikten dinden bağımsız olarak objektif bir şekilde şapkayı önüne alıp düşünebiliyorsa, biz nerede yanlış yapıyoruz diyerek bir sonraki hareketini planlayabiliyorsa (tarihinde bunu yapmışlığı varsa olarak okuyun) o ülkenin askeri gücü hanesine koca bir artı yazılır.

    3 - savaş yetkinliği

    kaynaklar var, o ülke bunları askeri bir güce dönüştürebiliyor, peki o askeri güç 1940 fransası gibi siper kazıp duvar müştemilat yapıp gidip 6 haftada teslim mi oluyor? bir askeri güç askeri güç haline geldikten sonra onun ne kadar yetkin olduğunu okumak zordur ama imkansız değildir.

    bir askeri gücün savaş yetkinliğini tayin için jeffrey isaacson'un geçen yüzyıl sonunda yazdığı bir metodoloji halen büyük oranda geçerliliğini korumaktadır. bu kaynaklar ve dönüştürme ile beraber okunduğunda çok anlamlı sonuçlar çıkartır ve hala kullanırız. ancak başta da dediğim gibi hiçbir surette bu bir savaşın sonucunu formüle edip vermez. yalnız farklı olabilecek bir çok savaş senaryosunda o ülkenin silahlı kuvvetlerinin ne kadar kabil* olduğuna göre güç projeksiyonu yapar. isaacson metodu en jenerik haldeşu şekilde görünür. bir kara deniz ya da hava kuvvetinin kabiliyet alanı 1 içinde yapabilecekleri çok sınırlıdır. pkk gibi silahlı güçler genelde oraya sıkışmıştır. vur kaç taktikleri haricinde ellerinde büyük taktik aslar falan yoktur. ancak bu gücü teknoloji ile donatıp bunun entegrasyonunu sağladığınızda o pip yuvarlaklarının hepsi dolarsa o silahlı güç ikinci kabiliyet alanına geçer. burada mesela koordine topçu - piyade saldırıları planlayabilir vs vs.

    anlaşılmadı, bu tabloyu kara kuvvetlerine uyarlarsak kabiliyet şeması şöyle görünür, size elcağızlarımla paintte çizdim :

    şema 1şema 2

    yani sokaktan topladığımız insanlara teknolojik ekipman ve bunun entegrasyonunu sağlayıp onları bir sonraki seviyeye atlatmaya çalışıyoruz. bu metodolojinin en çok kullanıldığı yer de tümdengelim metodudur. bir ordunun envanterine, eğitim tedrisatına, doktrinine ve son 40 yılda yapmış olduğu operasyonlara bakıp tick attıkça kabiliyet düzlemi üzerinden o ülkenin askeri gücünü oldukça isabetli tayin etmek mümkündür. stratejik kaynak ve dönüştürme olmadan mesela bir ülke amfibi operasyon çıkartamayacağından o varsa diğerleri de var veya bir zamanlar varmış denir. 40 yıl önce amfibi operasyon yapmış bir ülkenin skoru yapmamış bir ülkeye göre hala yüksektir. zira o bilgiler ve deneyim yokolmaz. harbiyelerinde piyade okullarında o harekatı yapmış olanlar ve onların öğrencileri tarafından yeni nesle damardan zerk edilir.

    4- "ruh"

    tüm veriler bir yeri gösteriyor analiz ettiniz ama sonuç tam tersi mi çıktı? o da genellikle bu son paragrafın kaale alınmamasından kaynaklanır. mesela ruslar stalingrad gibi cılkı çıkmış taş taş üstünde kalmamış bir yeri milyonlarca ölüye rağmen vermiyorsa, türkler yaşlı kadınlarla kağnılarla yalınayak mermi taşıyor ordu lojistiğini sıfırdan yaratıyorsa, finlandiya minicik ama ormanda savaşı hatmetmiş nüfusuyla rusları rezil ediyorsa, almanlar berlin için kanlarının son damlasına kadar gidiyorlarsa o denklemin altında tek bir şey vardır: ruh.

    bu da askeri gücü tayindeki joker karttır. bazı milletler vardır savaşta doğmuş savaşta büyümüşler ve asırlardır silahlı mücadeleyi bir şekilde mentalite edinmişlerdir. onların dayanma gücü, karşı koyma gücü sayılarla kolayca ölçülemez. afganistan isaf rs-c hadisenin temeli de bir yerde budur.

    nitekim yalnız ruhla, önceki nesillerin yaptıklarının gururuyla yaşayanlar da bir olası silahlı mücadelenin başını sonunu getiremez. aforizmayla açıklayacaksak savaşçı mücadeleci ruh bu oyunda bir as sayılıyorsa, bu oyunda elinizde birden fazla kart vardır. diğerleri olmadan o çok bir işe yaramıyor. (bkz: filistin)

    özetlemeye çalışırsam,

    * bir ülkenin askeri gücünün hesabı ya da iki ülkenin askeri güç karşılaştırması uçak tank asker sayılarından çok çok daha karmaşık bir hesaptır. on bilinmeyenli bir denklemdir. elde ettiğiniz sonuç da üçle beşle değil olasılık hesaplarının, elmaların armut ve ananaslarla toplanmasının bir sonucu olduğundan çok kafa karıştırıcıdır.

    * iki ülkenin askeri gücünü kıyaslamanın kesin bir reel çıktısı, göstergeler böyle o zaman böyle olacak denebilecek bir durumu yoktur. zira işin içinde ölçülemeyecek ruh gibi veriler vardır. ancak bu verilerin analizi ile gerçeğe çok yaklaşıldığından modern kuvvet tayin yöntemleri modern silahlı kuvvetlere uygulandığında hata şansı da genellikle azdır.

    * değerler aylık günlük olarak değişen şeylerdir. geçen yılın güç projeksiyonu ile bu yıl top tüfek gidip birine girseniz o yıl orada bambaşka verilerin bambaşka sonuçlara yol açıp bir ülkenin askeri gücüne olmadık avantajlar ve etkiler sağladığını görebilirsiniz. bu yüzden askeri analistler her savunma mecmuasına ve haberine aç köpek gibi atlayarak bunları ölçülebilir analitik veriye döndürme çabası içindedir.

    * "şu iki ülke savaşsa kim döver" sorusunun cevabı için tarafların bütçesi yanında kim önden saldırdı, neyle saldırdı, sürpriz etkisi var mıydı, saldırılan ne kadar kendini tehdit altında görüyordu, buna hazırlığı neydi, iki tarafın envanteri ne gibi veriler yanında nüfusundan eğitimine, harp okullarının son 30 yılından ülkedeki kara demir yollarına kadar 200 kadar verinin altalta yazılıp bundan anlamlı bir şey çıkarmak lazımdır. bu verilerin de çoğu gizli tasniflidir. yani rusyaya gidip abi bu ay tank sayınız kaç oldu, harbiyede neler öğrettiniz, ruh var mı ruh diye soramazsınız. istihbarat örgütleri yalan yanlış olanlar dahil ne yakaladıysa, awacs uçağı ne saptadıysa onlara mahkumsunuz. ama ona rağmen hala bunun tek kelimelik bir cevabı varmış gibi kim kimi döver diye sormak...

    soruyorsunuz. peki. almanya döver ulan! beş kişi girersiniz üçünüzü döver kalan ikinizi de duvara sürter öyle yıkılır. rahatladınız mı? savaş dediğin şey hatta iki ülkenin birbirine girip sonucunda fransanın teslim, ingilizin zengin olduğu bir olaydır.

    şaka bir yana, bilemem, verilerinize güveniyorsanız hesabı işte orada. kabaca her kaleme %25 verin, duygulardan bağımsız olun ve değerlendirin. çıkan sonuç gazetelerde okuduğunuz top tüfek karşılaştırmasından her türlü daha bilimsel ve isabetli olacaktır.
7 entry daha