şükela:  tümü | bugün
1498 entry daha
  • ben ilkokul beşte anadolu liseleri sınavına hazırlanırken (o zaman ortaokul kısımları vardı bilmem hala var mı) şöyle şeyler duyardım : "tarsus amerikan kolejinde/galatasaray lisesinde üst sınıflar ne diyorsa yapmak zorundaymışsın, ama seni de dışarda koruyorlarmış. farklı sınıflardan kızlarla takılamıyormuşsun yasakmış"

    bu olay kuleli/maltepe/ışıklar/deniz askeri liselerinde oradakilerin çok daha ayyuka çıkmış, teamülü geçtim yazılı olarak koruma altına alınmış şekilde vardır. üst sınıfların alt sınıflar üzerindeki tahakkümü geleceğin bir projeksiyonudur. siz okula girdiğinizde son sınıfta olan öğrenci sizden üç rütbe yüksek bir subay olacaktır. ona hayat boyu komutanım diyeceksiniz. o yüzden girdiğiniz gibi sisteme alıştırırlar. (edit: yani alıştırırlardı. ağız alışkanlığı. liselerin kapanışını kabullenemedik hala demekki)

    buralardan mezun subay astsubaylar kıta hizmetine çıktıklarında erler arasında da bu sistemi onyıllarca yüzyıllarca hemen tesis ettiler. çünkü devreciliğin nizamı sağlama konusunda bir tür kısayol olduğunu düşündüler. yani pratikte biraz da öyleydi/öyledir. mesela eskiden 12/15/18 ay yapılan askerlikte uzun dönemlerin ilk 3 ayı kıtada askerin her tür boktan işe koşulduğu bir cendere dönemiydi. tüm işleri yaptıkları yetmiyormuş gibi en hoşlanılmayan nöbet saatleri ve mıntıkaları da bu adamlara kilitlenirdi. ondan sonraki 3 ay bunların alt devreleri askere gelir ve en boktan işleri bu adamların elinden alırlardı. sonra yavaş yavaş rahatlayan ve angaryayı başkalarına yaptıra yaptıra askerliğinin son 3 ayında ise bu adamlar kendi deyimleriyle "dedeler" zamanında çok bekledikleri rahatlığa kavuşurlardı. bunun da getirisi işte usta askerliktir. bir üsteğmen atıyorum birliğinde bahçede patlak su borusu tamiri falan yapılacaksa onun başında durmak yerine beş acemi ve bir de askerliğinin sonuna gelmiş bir usta asker seçip oraya gönderir. usta asker angaryadan o denli baymış ve kendisi zamanında kaytarmaya çalışırken öyle metodlar öğrenmiştir ki arazi olmaya çalışan acemileri anında saptar. çernobil dizisindeki madenciler gibi, onlar çok karanlık gördüklerinden (şafak saydıklarından) kendilerini aldatmak zordur. kendilerine verilen iş hemen her zaman teslim edilir. bunun nedeni de işte basit bir sürü psikolojisidir. kendisi zamanında delicesine ter dökmüş bir usta asker işten kaytarmaya ve rahat askerlik yapmaya çalışan acemilerden had safhada rahatsız olur. bunları birbirlerine bağlayınca birliğin nizamının yukarı çekildiğini de görebilirsiniz. ha bu 6 aylık zorunlu askerliğin tertipler arasındaki bu bir yıllık süreyi aşağı çektiğinden devreciliği falan bitireceğini bekleyenler vardı. ama bitmiyor gördüğünüz gibi.

    ancak işte bu devrecilik sistemini başımız ferahlasın diye tsk'ya getirip kurarken harbiyelilerin ve astsb okulu mezunlarının çok es geçtiği bir husus da zorunlu askerlik için gelen er ve erbaşın kendi okullarındaki akademik havayla uzaktan yakından alakalarının olmamasıdır. yani anlatamam, anlatsam inanamazsınız nasıl insanların türkiye'de yaşadığına ve askere geldiklerine. görseniz gerçek dışı gelir. bazıları klinik seviyede saf, bazılarının iq skoru ciddi olarak düşük, yüzde beş kadarı okuma yazma bilmez (birliğe 300 kişi katılıyorsa 15'i adını yazmaktan aciz), çoğu hayatında şehir görmemiş, musluktan su aktığını görmemiş. son 5 yılda bir kez yıkanmamış olan dahi gördüm.

    bu tip bir insan altyapının olduğu bir sistemde devreciliğin komutana daha az iş yükü çıkardığı doğrudur. ama kimsenin görmek istemediği sorun da yarattığı zorbalık olanaklarıdır. kuleli'de bir üst sınıfın yapabileceği en üst zorbalık bir kabahatini gördüğü alt sınıfa şınav çektirmek komando dansı yaptırmak iken zorunlu askerlikte işte ego tatminleri görüntülerdeki şeyler vukua gelir. çünkü askeri okulların tersine zorunlu askerlikte üst devre olanların kazandığı statü artık bir yan ürün olmayı geçmiş, bir amaç haline gelmiştir. aylarca ezilmiş olan üst devreler diğerlerini ezebilecekleri günün gelmesini gayet de umutla beklemektedirler. aralarında bir gün sadist olabilmek için gün sayanlar yok değildir. en mühimi de dışarıda ezme ihtimalinin olmadığı okumuş çocukları ezebilmek için hayatlarındaki tek gerçek şansı beklemeleridir. türk tarihinde de cehaletin bu kadar yüceltildiği başka bir dönem olmadığından işte ben buna şaşırmayı bıraktım.

    en tepeden bakarsanız da devrecilik sıracılık gibi şeylerin zorunlu askerlik yapan türk ordusuna çok derin sirayet ettiğini görürsünüz. cemal madanoğlu'nun 1930'lardaki askerlik anılarını falan okursanız fahrettin altay kendisini teftiş ettiğinde askerler arasındaki devreciliğe falan atıflar yapar. daha derini kazsak bence asakir ordusunun çıktığı ikinci mahmut dönemine kadar giden bir tür devrecilik bulunabilir. yani öyle bir gelenek ki 1826 yılından bahsediyoruz. diğer taraftan atatürk askerden firarların falan doruk noktasına çıktığı sakarya savaşı arifesinde yeni tertipleri bizzat eski tertiplere çavuşlara teslim etmiştir. yani bu mevzu sizin bildiğinizden çok daha eski, çok daha derin, dedelerimizin dedelerinin zamanında uğraşmış olduğu bir tür şey. askere gelen yeni tertipler dönmüş olanlardan bu kültürü alarak da geliyor. ülkenin kolektif bilincini görüyoruz o videoda.

    bu yüzden devreciliğe karşı bir birlik komutanıysanız o maça üç sıfır yenik başlarsınız. erleri karşınıza alıp konuştuğunuz uyardığınızda en üst iki devre otomatik olarak isyan durumuna gelir. onların aylarca ezilmiş olmasının meyvesini yemelerine engel olursunuz ki aslında adil olan budur. ancak alt devre er ve erbaşın üstünden üst devrenin tahakkümü kalktığı anda onların da gerçek yüzünü görürsünüz. çoğu şark kurnazı çıkar. erler arasında itiş kakış, nöbete sen gittin ben gitmedim derken koğuşta uyunamaz olur. birliğin gtünü başını toplamak için sarfetmeniz gereken efor üç misline çıkar.

    ona rağmen o eforu sarfedersiniz. çünkü arada yeni gelmiş ve efendi çocuklara doğrudan zorbalık yapan bu videodaki gibi itler karşınıza çıkar ve o çocuğa empati kurarsınız. dedemin babamın jenerasyonu bu zorbalığa yeltenenleri alenen içtima sırasında dövüyordu ve bu olaylar uzunca bir süre bir daha yaşanmıyordu. benim jenerasyonumda ise erleri tedip çok daha zor. alt devreleri toplayıp onların karşısında zorbalık eden üst devreye güneşin alnında avcı boy çukuru kazdırmak çarşısını kilitlemek nöbet yazmak falan bir yere kadar işe yarıyor. çünkü üst devre üst devre olacağı günlerin umuduyla aylarca kendi üst devresinden gördüğü zorbalıklara diş sıkıp katlandığı için bu sistemin yanlış olduğunu kendisine bir izah yöntemi yok. elinden hakkını gaspetmişsiniz gibi hissediyor. yani bir yolunu ben bulamadım. emir demiri keser, ama inanmış birini ikna edemez.

    ha bunu başarsanız ve o birliği bir mucize eseri adam etseniz bile tayininiz çıkıyor ve hop haydi baştan başlıyorsunuz. bıraktığınız birliğe gelen rütbeli de devreciliği hemen geri getiriyor yani sistemi değiştirmeyi geçtim, gözle görülür bir etki bile yapamıyorsunuz.

    çözüm : profesyonel askerlik. bu iki asırlık düğümü keserse bence o keser. o işi mesleği olarak yapan insanlar arasındaki devrecilik zorbalık şeklini çok çok nadiren alabilir. iki ayaklı her canlıya zorla kamuflaj giydirip asker yapmak yerine aralarında insan olanları ayırıp bunların arasından asker olabilecekleri ve olmak isteyenleri seçersek türk ordusu gerçek potansiyeline erişebilir sanırım (ve umarım).
22 entry daha