şükela:  tümü | bugün
1 entry daha
  • iznik imparatorluğu'ndaki taht süresiyle beraber sayacak olursak 23 sene doğu roma imparatorluğu tahtında oturmuş paleologos hanedanı'nın kurucusu olan imparator.

    konstantinopolis'i haçlılar'dan geri alan adam mı? rum ortodoks kilisesi'ne deyim yerindeyse satış koyup katolisizme ve latinler'e boyun eğen adam mı? yoksa doğu roma imparatorluğu'nun artık eski gücünde olmadığını ve etrafındaki yerleşik devletler ve kültürler yüzünden de asla eski gücüne erişemeyeceğini anlayıp buna göre bir denge politikası izlemeye çalışan entrika dolu bir adam mı?

    tarihçi charles william chadwick oman'ın referans eseri the story of the byzantine empire'da anlattıklarına kulak verecek olursak, kendisi azılı bir entrikacı ve güç delisi bir megalomanyaktır. buyursunlar:

    "şimdi yine bir bizans imparatorluğu vardı. dikkatsiz tarih okuyucuları için paleologoslar, isaakios angelos ve kardeşinin devrinin doğal bir devamı ve sonu gibi görünebilir. viii. mihail ve oğlunun kayıtları, aleksios angelos'un son dönemine kadar tutulabilmiş olsaydı latin fethinin arada oluşturduğu boşluk fark edilemeyebilirdi ve okur, süreğen bir dizi olayı incelediği sanrısına kapılabilirdi. frenkler'in konstantinopolis'e egemen oluşuyla iznik imparatorluğu'nun kahramanlık hikayesi tamamen göz ardı edilebilirdi.

    biz bu fikirde değiliz. 1204 ve 1270 senelerindeki bizans imparatorluğu görünümünde kayda değer bir benzerlik görülmesine karşın aradaki dönem büyük bir değişimin gerçekleşmesiyle anılmalıdır. bu değişimin en bariz göstergesi, aleksios angelos ile viii. mihail paleologos'un elinde bulundurduğu topraklar arasındaki farktır. asya'daki kayıplar ön görülenden az olmuş ve theodoros laskaris ile ioannes dukas vatatzes, türkler'e büyük ölçüde engel olmayı başardı. yalnızca, güneyde attaleia* dahil olmak üzere pisidya kıyısı ve kuzeyde de sinop da dahil olmak üzere paflagonya sahili elden çıkmış oldu.

    avrupa'daki kayıplar çok daha ciddi oldu. dört büyük arazi tamamen elden çıktı. kuzey trakya ve makedonya, bulgarlar'ın eline geçerek tamamen slavlaştı. bugün arnavutluk olarak bildiğimiz yöre ikinci büyük kayıp oldu ve hemen güneyinde de angeloslar tarafından devralınan bir despotluk ortaya çıktı*. son olarak da yunan ana karası'nda ortaya çıkan latin prenslikleri vardı. epir despotluğu ile latin prensliklerinin yakın ilişki içinde olduğunu ve önce iznik* ve ardından da konstantinopolis'teki imparatora karşı sıklıkla ittifaklar tesis ettiklerini de unutmayalım. mihail'in asla geri alamadığı toprakların arasında, bu prensliklerin idaresi altında bulunan akhaia ve atina dükalıklarını da eklemeliyiz.

    ne var ki paleologoslar hâlen peloponnisos'un kayda değer bir kısmına sahipti ve çok geçmeden frenk komşularına saldırmaktan da geri durmadı. venedik cumhuriyeti'ne bağlı maceraperest tüccarlar tarafından idaresi ele geçirilmiş olan ege adaları da unutulmamalıdır."

    burada 4. haçlı seferi'nin ardından ege adaları'na yerleşen maceraperest venedikliler demişken şu ismi anmadan geçmek istemedim:

    (bkz: marco sanudo/@ncpzbsn)

    ingiliz tarihçi devam ediyor:

    "öte yandan, toprak mülkiyeti bakımından 1204 ve 1261 imparatorlukları arasında görülen fark, paleologos idaresini felce uğratan etmenlerden yalnızca birisiydi. aleksios angelos döneminde sömürgelerdeki (konstantinopolis, adrianopolis, selanik ve iznik gibi büyük merkezlerin haricinde kalan topraklar) yönetim son derece kötü olmakla beraber hâlen bir iyileşme umudundan söz edilebilmektedir. doğu roma yönetiminde yerleşik eski gelenekler büyük bir ihmale uğramış olsa da tamamen ortadan kalkmış değildir ve liyakati ödüllendirme yetisine sahip necip bir imparator tarafından yeniden canlandırılabilecek bir vaziyettedir. öte yandan, mihail dönemine gelindiğinde ıslahat bile imkansız bir hale gelmiştir. iznik'te iktidarda olan üç yetenekli imparator, türkler ve frenkler karşısında bağımsızlıklarını müdafaa etmeyi başarmışlarsa da bölgede yeniden etkin ve becerikli bir hükümet oluşturulması hususunda son derece başarısız olmuşlardır. tutumluluğuyla nam salan ve kümes hayvanları yetiştiriciliği dahi yaparak hazineye destek olmak için çaba sarf eden ioannes dukas vatatzes, bu çabaların kuruyan kaynakları canlandırmaya yetmeyeceğini gördü. tüm idarî ve malî mekanizma çökmüş vaziyetteydi.

    yönetsel bir reformu imkansız kılan şey ise imparatorluğun ticaretteki gerilemesiydi. paleologos hanedanı, öncüllerinin deniz aşırı sömürgelerini (rodos, ege adaları, kıbrıs, güney italya vb.) yeniden ele geçirmeyi başaramadığından hıristiyanlık âlemindeki ticarete hakim olmayı başaramadı. bizans imparatorluğu'nun bir zamanlar sahip olduğu servet, konstantinopolis'in uygar dünyanın ticaret merkezi olmasından gelmekteydi. suriye ve iran'a giden kervan yolları buradan geçmekteydi. mısır ve karadeniz ürünleri de gemilerle bu büyük şehirden geçiyordu. avrupa'nın istediği tüm doğu merkezli ürünler konstantinopolis silolarında bulunabildiğinden batı dünyası asırlarca alış verişini buradan yapmayı tercih etti. haçlılar, suriye ve mısır'ın bilinmeyen yerlerini keşfetmek suretiyle doğunun mallarını aracıdan değil üreticiden almayı başardılar. daha 1204 senesindeki büyük yıkım gelmeden bile iskenderiye ve akra, büyük ticaret merkezleri olarak konstantinopolis'i yakalamışlardı. latinler'in fethi de son darbeyi indirmiş oldu. konstantinopolis'in doğunun tek pazarı olmasına karşı olan venedikliler, ege denizi ve istanbul boğazı'ndaki neredeyse tüm ticarî yolları ele geçirmiş oldular. onlar için konstantinopolis, karadeniz ile olan ticarette yer alan önemli bir mola yerinden ve marmara denizi etrafındaki memleketlerin yerel ürünleri için bir pazardan ibaretti.

    1204'ten sonra tüm avrupa ticaretinin merkezi ve başlangıç noktası konstantinopolis'ten italya'ya doğru kaydı ve italyan şehir devletleri tüm güçleriyle rum donanmasının eski gücüne ulaşmasını engelleme yarışına girdi. bizans'ın savaş donanması önemini yitirdi ve paleologos hanedanı , donanmaları olmadan davetsiz misafirleri engellemekte başarısız oldu. böylece, doğu akdeniz'de kendi ticarete filolarının serbestçe dolaşmasını sağlamakta yetersiz kaldılar.

    konstantinopolis'te tekrar tesis edilen tahta çıkan imparatorların her biri, tamamen bitkin ve yoksul bir imparatorluğu bir arada tutma hususuda başarısız oldular. zor bir dönemde başa geçtikleri aşikâr olsa da hiçbirisinin bu kötü günlerin üstesinden gelebilecek cesaret ve yeteneğe sahip olmadığı da doğruydu. iznik imparatorluğu'nu idare etmiş tüm hükümdarlar iyi birer asker ve kabiliyetli idareciler olsa da imparatorların bir nevi sahadan konstantinopolis'e dönüşüyle enerji kaynakları tükenmeye başladı ve yıkıntıya uğramış başkentin çürümüşlüğü ve ümitsizliği, yöneticilerin de idarî becerilerini ve moralini bir hayli etkiledi.

    atalarının almayı başaramadığı kenti ele geçirmeyi başaran viii. mihail paleologos ise iyi bir general ya da devlet adamı değil, kurnaz bir entrikacıydı. çocuk hükümdar iv. ioannes'e ihanet edip tahtı devraldığı için kendisinin akibetinin de aynı olmasından korkuyordu. şüphecilik ve zalimlik, onun en mühim özellikleriydi ve kendisini koruma iç güdüsüyle devletin çıkarlarını tamamen göz ardı etmekten de geri kalmadı. çağdaşı olan tarihçiler bile onun imparatorluğu kasten zayıf düşürmeye çabaladığını, zirâ halkın öfke ve nefretinden çekindiğini kaleme alıyorlardı. neredeyse yerli rum askerlerin tamamını terhis ettiği gibi rum generallere görevler vermekten de olabildiğince imtina etti."

    burada sir oman'a haddim olmayarak bir muhalefet şerhi düşmek isterim. çünkü kendisinin tahta çıkar çıkmaz akhaia prensliği'ni yok etmesi için emrine neredeyse on bin asker verip mora'ya gönderdiği aleksios philes, teselya seferi için uygun gördüğü kuzeni aleksios kaballares, dönemin en karizmatik generallerinden kızıl hugh'ı mağlup edip esir almayı başaran mihail tarkhaneiotes gibi önemli isimler yunan kökenli doğu romalılar olup viii. mihail döneminde kıymetli görevlere getirilip önemli başarılar kazanmışlardır. kendisinin esas söz ettiği imparatorluğun askerî ayağının neredeyse tamamen paralı askerlere ve latinler'e bırakılması ise viii. mihail'in oğlu ikinci andronikos döneminin hadiseleridir.

    devam edelim:

    "öte yandan, mihail yönetiminin en büyük felaketi asya'da yaşandı. yönetiminin ikinci yarısında konya merkezli sultanlığın yıkılmasıyla çok sayıda beyliğe bölünen selçuklular, birleşip imparatorluk sınırlarına dayandılar. başta tralleis* ve nymphaeum* olmak kaydıyla pek çok şehir şiddetle dirense de lidya ve karya toprakları kaybedildi ve mihail'in küçük asya'nın güneybatısındaki hükümranlığı sahil boyunda dar bir şeride sıkışmış oldu. benzer bir durum bitinya* yöresinin doğusunda da yaşandı ve türkler, sakarya ırmağı'na kadar ilerlediler. bununla beraber bizans asyası'nın kaybı mihail'in oğlu ve ardılı olan ikinci andronikos döneminde gerçekleşecekti."

    bu son yorum ise büyük ölçüde doğru sayılır, zirâ imparatorluğun anadolu'da topraksız kalması büyük ölçüde ikinci andronikos döneminde gerçekleşmiş ve 1330'lara gelindiğinde üçüncü andronikos döneminde de gebze, nikomedeia* ve rhebas* gibi kentlerin kaybıyla da nihayete ermiştir.

    bu paylaşımın da konusu olan mihail'e dönecek olursak, kendisine gencecik bir imparator adayının tahtını gasp etmiş salt bir entrikacı gözüyle bakmak da doğru olmayacaktır. 1223 senesinde iznik'te iznik imparatoru theodoros laskaris'in megas domestikos'u* andronikos komnenos paleologos'un ve 17 temmuz 1203 konstantinopolis yangını sonrası tahttan indirilen iii. aleksios angelos'un torunu theodora angelina'nın oğlu olarak dünyaya gelen mihail'in aslında taht oyunlarına dış kapının dış mandalı minvalinde bir katılımcı olmadığını ve aristokraside büyük yeri olan iki, hatta üç ailenin mensubu olarak tahtta hak iddia edebilecek bir konumda olduğunu anlamak gerekiyor.

    1253 senesinde ioannes dukas vatatzes'e karşı tahtı gasp etmeyi planladığı ortaya çıkan ancak genç yaşında imparatorluğun trakya topraklarında kayda değer görevler ifa ettiğinden affedilen, yıldızının barışmadığı ii. theodoros laskaris'e (1254-1258) karşı da ayaklanan ancak başarısız olunca yakalanmaktan korkup selçuklu sultanı ii. izzeddin keykavus'un himayesine giren, 1258 senesinde iznik'e geri dönüp dönemin en önemli politik figürlerinden georgios muzalon'u alt edip iv. ioannes'in naipliğini üstlenen ve birkaç ay sonra da kendisini müşterek imparator ilân ettiren, megas domestikos ilân ettiği alexios strategopoulos'un 25 temmuz 1261 tarihinde konstantinopolis'e sızıp şehri ele geçirmesinden tamı tamına yirmi gün sonra ve her türlü önlemi aldırdıktan sonra kente gelip resmen taç giyen ve hemen ardından da naipliğini üstlendiği iv. ioannes'in gözlerini oydurup bir manastıra kapatılması emrini vermiş olan mihail'in iktidar ve emretme arzuları çok baskın, etrafındaki herkesten ve her şeyden şüpheci ve de acımasız bir karakter olduğu aşikâr. beri yandan, kendisinin geç dönem osmanlı padişahlarını andıran bir denge siyaseti gütmeye çalıştığı da rahatlıkla iddia edilebilir.

    eski dostu izzeddin keykavus, 1262 senesinde tahttan indirildiğinde yardım için viii. mihail paleologos'a gelmiş ancak imparatorun çoktan moğollar ile uzlaşı yoluna gittiğini görüp konstantinopolis'ten eli boş ayrılmış ve kısa süre sonra da kırım'a sürgün edilmiştir. bilhassa mora'yı tamamen ele geçirmek için 4. haçlı seferi sonrasında tesis edilmiş olan katolik akhaia prensliği'ne sürekli savaşlar açan, ancak prensliğe venedik'in parasal desteği de süreğen bir biçimde aktığı için bu çabalarında pek de başarı kazanamayan mihail, 1270'lerle birlikte katolik batı ile olan ilişkilerinde yeni bir yol izleme kararı almıştır.

    sicilya krallığı'nın 1266 senesinde başına geçen i. carlo, italyan şehir devletleri başta olmak üzere tüm batı avrupalı katolik devletleri, konstantinopolis'i yeniden ele geçirmek üzere örgütlemeye başlayınca mihail de uzun ve tartışmalı bir süreçten sonra papa olarak seçilmeyi başaran ve onuncu gregorius adıyla kutsal makama yükselen yeni papaya katolik ve ortodoks kiliselerinin birleşebileceği ve hıristiyanlığın içerisinde asırlardır yaşanan ayrışmanın sonlandırılabileceği hususunda bir mektup kaleme almıştır.

    uzun görüşmeler ve konstantinopolis patriği iosephus'un azledilmesinin ardından, 1274 senesindeki lyon konsili'nde katolik ve ortodoks kiliselerinin birleştiğini deklare eden ferman imzalanmıştır. bu kararla beraber konstantinopolis'in yeniden fethini ve kendi tacını katolik batının gözünde yeniden meşrulaştırdığını düşünen mihail, evdeki hesabı ise çarşıya uydurmakta zorlanmıştır.

    1282'de hayatını kaybedene kadar konstantinopolis halkı tarafından türlü hakaretlere maruz kalan ve deyim yerindeyse doğu roma imparatorluğu'nun sekiz asırlık davasını sattığı suçlamasıyla kamu nezdinde itham edilen imparator mihail, bu fermanı kabul etmesinin ve roma kilisesi'nin üstünlüğünü resmî olarak kabul etmesinin ardından bilhassa devrik patrik arsenios autoreianos'a halk nezdinde verilen desteğin artmasıyla ve iki kilisenin birleşmesine olan tepkinin çığ gibi büyümesiyle çok zor bir duruma düşmüştür. ilk etapta bu tepkilere aldırış etmemişse de ignatius ve meletios adlı iki papazın dillerinin kesilip gözlerinin oydurulmasıyla birlikte en yakınındakiler bile imparatoru terk etmeye başlamıştır. kız kardeşi irini komnena, eulogia ismini alıp manastır inzivasına çekilmiş, kuzeni olan epir despotu nikephoros doukas da ortodoks hıristiyanlığın yeni merkezinin epir bölgesindeki arta şehri olacağını ve imparator mihail'in dinî zulmünden kaçanların kendisine sığınabileceğini duyurmuştur. mihail'in adım adım ve büyük bir denge güderek yeniden kurduğu hassas imparatorluk, dışarının desteğini sağlamlaştırayım derken içeriden çökmeye yüz tutmuştur.

    öte yandan, iznik'te genç ve azimli bir soylu olduğu dönemlerden yakın dostu olan nikephoros tarkhaneiotes'in oğlu mihail tarkhaneiotes önderliğindeki doğu roma ordusunun dönemin ünlü latin generali kızıl hugh'ü mağlup ettiği berat muharebesi, mihail'in adeta son dansı olmuş, imparatorluğun en azından batıdan gelecek tehditlere bir süre direnmesinin önü açılmıştır. ne var ki tüm bu süreçte anadolu'yu bariz bir biçimde ihmal eden ya da ihmal etmek zorunda kalan mihail'in 1282'deki ölümünden sonra kendisine göre oldukça kifayetsiz kalacak olan oğlu ikinci andronikos, imparatorluğun ordusunu paralı askerlere emanet edip donanmayı da masrafları kısmak için lağvedince, doğu roma'nın kuruluşundan beri can damarı olan anadolu, elli sene gibi bir süre içerisinde tamamen elden çıkmak durumunda kalmıştır.

    ölümünden sonra, kiliselerin birleşmesi hususundaki tutumu ve ortodoks din adamlarına uyguladığı zulüm hasebiyle konstantinopolis'e gömülmesine izin verilmeyen ve naaşı bir süre tekirdağ yakınlarındaki bir kasabada tutulan mihail, 1285 seneside oğlu ikinci andronikos'un fermanıyla birlikte silivri'de* bulunan bir manastıra gömülmüştür.

    vareng muhafızlarının yanı sıra paramonai muhafız birliğini kurup saraydaki güvenlik seviyesini yükseltmeyi tercih eden viii. mihail imparatorluğu yeniden tesis etmeyi başarmış sert mizaçlı bir kahraman mıdır, iznik imparatorları ioannes dukas vatatzes ve theodoros laskaris'in attığı temele konmayı başarmış iflah olmaz bir gaspçı mıdır, siyaset oyununu çok iyi bilen ve aldığı risklerle acımasızca da olsa yüzleşmeyi bilen bir manipülasyon ustası mıdır, yoksa şartların kendisini gaddarlaştırdığı zor zamanlarda aranan bir lider midir? bu soruların her birisine evet ya da hayır demenin bir mantığı varmış gibi görünüyor.

    su götürmez bir gerçek var ki o da viii. mihail paleologos'un iki milenyumluk roma medeniyetinin, bin beş yüz senelik roma imparatorluğu'nun ve bin küsür senelik doğu roma imparatorluğu'nun son hanedanı olan paleologos hanedanı'nı tesis etmiş kişi olduğudur.
hesabın var mı? giriş yap