şükela:  tümü | bugün
44292 entry daha
  • aşk kalbimi yakan bir volkan gibidir,
    en sevdiğim tatlı kazandibidir.
    leyla sev beni sokma müşküle,
    beraber kaşık atalım bir tabak keşküle.

    (bkz: tosun paşa)
    şairene sözlerle * şeker koması ile iyi geceler
  • sevmek
    güzel meslek
    ama zor
    can dayanıyor
    dayanmasına
    ama yürek
    gitti gidecek

    bedri rahmi eyüboğlu
  • yine aklımda bugün sen varsın,
    yine derdinle hayalim hasta.
    bürüsün kalbimi derdin sarsın;
    bir ümit var bu tükenmez yasta.

    bir yaram var! ona merhem vurman,
    bir hayaldir ki gönülden taşıyor.
    ayırırken bizi yollar ve zaman,
    sana kalbim daha çok yaklaşıyor.

    nerede bilmem o geçen günlerimiz?
    artık onlar yeniden gelmeyecek.
    nerede kırlar, uzayan yol ve deniz,
    o öten kuş, o güzel pembe çiçek?

    göklerin ziyneti mes'ut kuşlar
    ötüşürlerdi yağarken yağmur.
    şimdi onlarda melul olmuşlar,
    çünkü artık ne ışık var, ne de nur.

    dinledik rüzgarı sessiz sessiz
    okuyorken bize bir gamlı kitap.
    suya çizmişti gümüşten bir iz,
    yükselirken gece dağdan mehtap.

    şimdi hülyaya gömülmüş ölüyüm;
    ne gelen var, ne giden var, ne soran.
    ıztırap yaylasıyım gam çölüyüm;
    esiyor sadece gönlümde boran.

    bir hayal alemi ardında; uzak,
    sisli iklimlere sürdüm, gittim.
    varlığım burda sönüp kaybolacak...
    belki ben şimdiden öldüm... bittim…

    hüseyin nihal atsız (25 ekim 1944)
  • gittin.
    şimdi bir mevsim değil koca bir hayat girdi aramıza.
    biliyorum ne sen dönebilirsin artık ne de ben kapıyı açabilirim sana.

    şimdi biz neyiz biliyor musun?
    akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar
    gibiyiz.
    birbirine uzanamayan boşlukta iki yalnız yıldız gibi
    acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz.
    bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız, yalnızca kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız.

    ne kalacak bizden?
    bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim şu kırık dökük şiirim sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında.
    ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden bizden diyorum, ikimizden ne kalacak?

    şimdi biz neyiz biliyor musun?
    yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları gibiyiz.
    umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada bir şey bulduğunda neyi, ne yapacağını bilemeyen çocuklar gibi, artık hiçbir duygusunu anlamayan çocuklar gibi.

    ve elbet biz de bu aşkla büyüyecek, her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz.

    *
  • emeklerken vazgeçtim büyümekten,
    ayağa kalkmaktan.
    ne de olsa düşecektim.
    ne de olsa kanayan dizlerimi
    annemden başkası öpmeyecekti.
    büyürsem düşecektim.
    “düşe kalka öğreneceksin”
    diyecekti babam.
    herkesten;
    benim bilmediğimi bildiğini iddia eden
    herkesten,
    gizlice nefret edecektim.
    belki bir gangster,
    belki de nitelikli bir
    serseri olacaktım.
    büyük adam olmayacaktım ben!
    hem büyürsem sana aşık olacaktım.
    sen beni tanıyana kadar sevecektin.
    tanıyınca vazgeçecektin.
    bir de gözden düşecektim.
    nasılsa düşe kalka...
    belki de beni unutana kadar sevecektin,
    ya da unutacak kadar sevecektin.
    ben,
    beni unuttuğunu unutmak isteyecektim
  • kim vurduya gitti aşkımız faili meçhul değilse nefsi müdafaadır...
    ellerimizdeki kelepçenin anahtarı sende

    kavgamızın tek seyircisi bu şehir
    tutunduğumuz tek dal içimizdeki isyandır

    söyle sevgilim sen söyle
    akan kanımızın hesabını kime soracağız?
    kim toplayacak gözyaşlarımızı
    kim koyacak sevgiyi içimize

    gittik gittik gittik
    acılara gittik
    keşkelere gittik
    ben sana sen bana gittik
    sonra öğrendik ki dünya yuvarlak, kaldık

    sen bağıra bağıra ağlardın ben susardım
    sen duvarları yumruklardın duvarlarında ellerinin izleri kan içinde
    ben içime içime oyardım kendimi
    sen çimenlere yatıp uyuyakalırdın
    ben banklara tünemiş uykusuz
    sen ot içerdin duman kusardın geceye
    ben tek sigaralık ciğerimle öksürüklerde
    sen aşka inanmazdın sen inanmazdın
    ben maviye inanırdım
    boynumdaki yorgun damarların mavisine
    beyaz dalgaları omuzlayan deniz mavisine
    denizin bittiği yerde başlayan göğün mavisine inanırdım
    bi de ensemde ki dövmeye inanırdım

    kuş ölür sen uçuşu hatırla …
    (bkz: füruğ ferruhzad)
  • el vardır ele olur el
    bel vardır bele olur bel
    dil vardır dile olur dil
    göl vardır göle olur göl
    döl vardır döle olur döl

    manası çok derin. ilkkanlar anlamaz.
  • ikimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
    şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
    bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
    durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
    şu aranıp duran korkak ellerimi tut
    bu evleri atla bu evleri de bunları da
    göğe bakalım

    falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
    inecek var deriz otobüs durur ineriz
    bu karanlık böyle iyi afferin tanrıya
    herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
    hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
    herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
    herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
    nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
    beni bırak göğe bakalım

    senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
    tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
    bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
    sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
    seni aldım bu sunturlu yere getirdim
    sayısız penceren vardı bir bir kapattım
    bana dönesin diye bir bir kapattım
    şimdi otobüs gelir biner gideriz
    dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
    bir ellerin, bir ellerim yeter belleyelim yetsin
    seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
    durma kendini hatırlat
    durma göğe bakalım
  • giden bir halin var
    özleminden vazgeçmiş gibi
    kal demeye de varmıyor dilim
    çaresizim, elim kolum bağlı
    elveda da diyemem, kalbimde derin bir ağrı.
  • yazmamak ne mümkün?
    pazar gününe benzeyen bir perşembeyse ve eylül ayının sonları gibiyse hissedilen hava sıcaklığı..
    ruhumuz bu kadar dağınıkken ve oturmaya yer bulamazken kalplerimizde ve hiç bir şey geçmişi geri getirmeyecekken; pişmanlıklarımız, keşkelerimiz çöreklenirken tam da bu saatlerde baş ucumuza..

    ne mümkün yazmamak?
    acabaların çığlığında duyamıyorken birbirimizi ve herkes insanlıktan aldığı nasibi sadaka veriyorsa şeytana..

    gel de yazma hadi!
    sen ve benden biz olmuyorsa,
    "biz" olanlarda bile kekremsi bir tat varsa,
    ve hepsinin ötesinde yetmiyorsa nefesim kelimelere can vermeye..

    sen, kalbimi ikiye bölen nehirin karşı kıyısındayken,
    mutsuzluk değil umut bana yazdıran güzel kadın..
    gel de yazma..
23 entry daha

hesabın var mı? giriş yap