54587 entry daha
  • akıyordu su
    gösterip aynasında söğüt ağaçlarını.
    salkımsöğütler yıkıyordu suda saçlarını!
    yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere
    koşuyordu kızıl atlılar güneşin battığı yere!
    birden
    bire kuş gibi
    vurulmuş gibi
    kanadından
    yaralı bir atlı yuvarlandı atından!
    bağırmadı,
    gidenleri geri çağırmadı,
    baktı yalnız dolu gözlerle
    uzaklaşan atlıların parıldayan nallarına!

    ah ne yazık!
    ne yazık ki ona
    dörtnal giden atların köpüklü boynuna bir daha yatmayacak,
    beyaz orduların ardında kılıç oynatmayacak!

    nal sesleri sönüyor perde perde,
    atlılar kayboluyor güneşin battığı yerde!

    atlılar atlılar kızıl atlılar,
    atları rüzgâr kanatlılar!
    atları rüzgâr kanat...
    atları rüzgâr...
    atları...
    at...

    rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat!

    akar suyun sesi dindi.
    gölgeler gölgelendi
    renkler silindi.
    siyah örtüler indi
    mavi gözlerine,
    sarktı salkımsöğütler
    sarı saçlarının
    üzerine!

    ağlama salkımsöğüt
    ağlama,
    kara suyun aynasında el bağlama!
    el bağlama!
    ağlama!
    nazım hikmet ran *
    link
  • unutmadım aramızdaki beceriksiz dili.
    dünya yordu bizi.
    benim de söyleyemediklerim var.
    hiç söyleyemeyeceğim onları belki de.
    uzun bir yolu geliyoruz seninle, yolu geldikçe anlıyorum ki, biz, bu dünya üzerinde yürüyemiyoruz bile...

    birhan keskin
  • kırgınım, saçılmış
    bir nar gibiyim
    sessiz akan bir ırmağım geceden
    git dersen giderim
    kal dersen kalırım

    git dersen
    kuşlar da dönmez, güz kuşları
    yanıma kiraz hevenkleri alırım
    ve seninle yaşadığım o iyi günleri,
    kötü günleri bırakırım.

    aynı gökyüzü aynı keder
    değişen bir şey yok ki gidip
    yağmurlara durayım.

    söylenmemiş sahipsiz
    bir şarkıyım

    belki sararmış
    eski resimlerde kalırım
    belki esmer bir çocuğun dilinde.
    bütün derinlikler sığ
    sözcüklerin hepsi iğreti

    değişen bir şey yok hiç
    ölüm hariç.

    aynı gökyüzü aynı keder.

    (bkz: behçet aysan)(bkz: bir eflatun ölüm)
  • "oraya acıdığım yere dokunduğun zaman
    bana iyi geliyorsun
    ama her zaman değil
    seni beklemektense
    oraya taze bir yaprak koyarım daha iyi"

    lale müldür - küpe çiçeği

    ilk akla gelen, denklemde lale müldür varsa yanlıştır. kendi kulağına küpe olsun mu demiş diye düşündürür başta eyvallah, sonra çiçeğin anavatanına, adının nereden geldiğine, nerede nasıl yaşadığına, ne olduğuna, neye benzediğine kafa yorduğunuzda berraklaşır. tam da bu saatlerin şiiridir.
  • ne hasta bekler sabahı,
    ne taze ölüyü mezar.
    ne de şeytan, bir günahı,
    seni beklediğim kadar.

    geçti istemem gelmeni,
    yokluğunda buldum seni;
    bırak vehmimde gölgeni,
    gelme, artık neye yarar.

    necip fazıl kısakürek.
    necip fazıl bu şiirin ilk kıtasını o dönem sevdiği voleybolcu bir kadına yazmış. kadının hayatında başka biri olduğunu söylemesi üzerine hayatında kimse kalmaz ise gel demiş. aradan yıllar geçmiş ve kadın necip fazıl'a gelmiş. şair 22 yıl sonra ikinci kıtasını okumuş ve gitmiş. iki kıta arasındaki tezatlık böyle daha anlaşılabilir.
  • o kadar üzdüler ki
    kahvaltı bile yapamıyorum
hesabın var mı? giriş yap