şükela:  tümü | bugün
8446 entry daha
  • binlerce pazartesi geçti ömrümde
    hangisiydi o çıkaramıyorum
    bir kiraz yediğimi hatırlıyorum kurtluydu
    demek oldukça eski

    bir de saçma sapan şeyler
    bir kızın diz altını örneğin
    bir adamın çirkin sigara içişini

    nasıl yaşanıyor bu vesayetli dünyada
    hangi çılgınlar nasıl dayanıyor buna
    kimsenin soyunu sopunu bulmak görevim değil
    kendi öykümü düzenlemek yetiyor bana
    güzel bir öğle vakti
    eski güzel bir aksamı hatırlayarak
    sonra dopdolu şeyler
    damacanalar gibi
    içim kabarıyor

    sonu olsun diyorum
    neyin sonu ama
    hiç değilse bu taş basamakların

    turgut uyar
  • " hiçlik'te bulaşalım sevgilim, oturup konuşalım
    dört yanımız dizboyu insan
    yağmurdan bile usanalım
    yağmurla sevişirken

    bende inanmaların çağı geçti
    sende sanki ilkbahar
    bizimkisi karşıtların birliği
    böyle sevgili olunur herhal

    nihilist bir otobiyografi
    buldum iç cebime astım
    ben de bir kelimeyim ölümün dağarcığında
    türkiye benim yurdum

    hiçlik'te buluşalım, öpüşürken göz kırpalım
    başağrısı çekelim üç gün üç gece
    yalnızlığın sularını bulandıralım
    görünmesin bir şey geride

    ben ki boynumda süpürgeler taşırım
    ardımdan gelenler ırgalamaz
    hiçlik'te buluşalım ve konuşmayalım
    dünyaya çarpan yürek onmaz

    hızla yaşadım genç ölmedim
    bir koşuymuş yaşam geç anladım
    otuzu geçiyorken saate baktım
    ben yanlız bir adamım tırnaklarım uzamaz

    beni kimseler sevmez... "

    (bkz: ahmet erhan) - (bkz: buluşma)
    link
  • hiç kimse kendisiyle barışık değil.
    herkese kendini anlatıyorum,
    kime kendini anlatsam şaşırıyor.
    kendimi kime anlatacağım şaşırıyorum.
    hiç kimse ilkin kendisine alışık değil.

    özdemir asaf*
  • bayram edin

    coşkun ırmakları

    kurudu içimin

    bayram edin

    büktü boynunu

    su verdiğim

    gönülçiçeklerim

    aylakonur.blogspot.com
  • şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi
    taşınacak suyu göster, kırılacak odunu
    kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde
    bileyim hangi suyun sakasıyım ya rabbelalemin
    tütmesi gereken ocak nerde?

    elhamdülillah.
  • ellerin vardı, sıcak ve masum.
    ellerin, hayal gibi, düş gibi...
    o zaman talihime yardı ellerin.
    beyaz bir gecede, iki kuş gibi,
    omzuma nasıl da konardı ellerin? ..
    hangi rüzgarlarda şimdi kimbilir?
    o değirmen altı, o zümrüt koru,
    ilk dörtlü yoncayı bulduğumuz yer,
    ya o çapkın çapkın kestanecikler! ...
    hani bir yerleri çimdiklenir hafifçe,
    kanardı ellerin!
    mendilimi sarardım üstüne,
    avcumda sahici bir hasta gibi
    incecik incecik yanardı ellerin!
    bazan kızar hırçınlaşırdı birden;
    ruhumu kaldırır, kaldırır boşlukta,
    oysa bilmez miyim atamazdı!
    geceler sonsuzdu, geceler derin;
    bir şeyler düşünür anlatamazdı
    kahrından kaskatı donardı ellerin!
    insan, soyununca hissediyor,
    gittikçe katılaştığını yerin! ..
    tanıdık bir film geçiyordu gözlerimden,
    gel gör ki, en güzel yerinde,
    ansızın kopardı ellerin!
    sonra, dört yabancı el,
    dört yorgun omuz,
    mezat kapısında bir kuşluk vakti,
    çekince ipini mesafelerin;
    ayak uçlarıma yığıldı sonsuz! ..
    bir tünel gerindi sefil, kapkara!
    bir yokluk hıçkıra hıçkıra güldü!
    büyüdü göz çukurları kırık heykellerin!
    böyle bilmediğim uzak yollara,
    beni bırakmasa ne vardı ellerin!
    romanımız, ne kadar güzel başlamıştı,
    ve işte böyle sonu! ..
    şimdi, ışıklar sığ,
    gölgeler derin...
    mor sarmaşıklarla örtük balkonu,
    kafur kokusundan, od ağacından,
    dört arşın geceye sardı ellerin?

    (bkz: bekir sıtkı erdoğan)
  • iyice görüyorum artık düzeni.
    orada, bir avuç insan oturuyor yukarıda,
    aşağıda da birçok kişi.
    ve bağırıyor yukardakiler aşağıya:
    "çıkın buraya gelin ki,
    hepimiz olalım yukarıda."
    ama iyice gözlediğinde görüyorsun,
    neyin saklı olduğunu
    yukardakilerle, aşağıdakiler arasında.
    bir yol gibi gözüküyor ilk bakışta.
    yol değil ama.
    bir tahta bu.
    ve şimdi görüyorsun açıkça;
    bu bir tahterevalli tahtası.
    bütün düzen bir tahterevalli aslında.
    iki ucu birbirine bağımlı.
    yukardakiler durabiliyorlar orada,
    sırf ötekiler durduğundan aşağıda

    ve ancak;
    aşağıdakiler, aşağıda oturduğu sürece
    kalabilirler orada.
    yukarıda olamazlar çünkü,
    ötekiler yerlerini bırakıp çıksalar yukarı.
    bu yüzden isterler ki;
    aşağıdakiler sonsuza dek
    hep orada kalsınlar.
    çıkmasınlar yukarı.
    bir de, aşağıda daha çok insan olmalı yukardakilerden.
    yoksa durmaz tahterevalli.
    tahterevalli.
    evet, bütün düzen bir tahterevalli.

    - bertolt brecht
  • ..
    sanırım
    eylemsizlik korkusu
    acının dağlayışından üstün; ölüm ise
    havlayan köpek.
  • ...

    büyük konuşanlar
    alınlarında eğri olmayanlar
    yalnız yükseği görenler
    herkesin ortasında yürüyenler
    bütün ışıkları yananlar
    sesi menevişsizler
    güzü küçümseyenler
    gözyaşına arkasını dönenler
    kendini mutluluk bilenler
    sessizlikten korkanlar
    yalnız eşyalarına gülümseyenler
    öyküsünde öteki olmayanlar
    kederle kirlenenler
    aynası buğusuzlar
    kışa yolu düşmeyenler
    kalbi ölüm mühürlüler
    penceresi dışa açılmayanlar
    aşktan utananlar
    güzelliği kimsesizler
    dili şiddet olanlar
    gövdesi sözünden önce gelenler
    dünyaya dokunmayanlar
    unutanlar, unutanlar
    ey tek heceli darlık

    o mevsimim ki herkesten yapılmış
    üç noktayla biten bir cümleyim artık..

    (bkz: şükrü erbaş)
  • bilmeden daha da çok kaybetmişim seni,
    kendimden bile saklamayı başarmışım.
    sen her gün benden daha da uzaklaşırken,
    kolayca bitebileceğine inanmışım.

    sen yokken daha da çok sevmişim seni,
    kendimi bile kandırmayı başarmışım.
    köklerin daha da derinlere ilerlerken,
    tamamıyla unuttuğumu sanmışım...
36 entry daha