şükela:  tümü | bugün
3137 entry daha
  • bir kanepeye
    uzanmış yatıyordun
    boyun uzuyordu
    uyumuyordun
    arkandaki pencere
    yağmur damlalarını
    biriktiriyordu yüzünde
    duyuyordun
    karşında oturuyor
    sana bakıyor
    seni seviyordum
    biliyordun
  • seni gördüğüm günden beri
    günlerim yıl oluyor
    seni görmediğim her gün
    gittiğim her mekan ıssız
    ağzımı bıçak açmıyor
    dizlerim dermansız
    yollar uzun bitmiyor
    zaman akıp gitmiyor
    hasret çığ gibi büyüyor
    gönül kafeste
    hayat kısa
    kuşlar artık uçmuyor
  • mutsuzluktan söz etmek istiyorum
    dikey ve yatay mutsuzluktan
    mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun
    sevgim acıyor

    biz giz dolu bir şey yaşadık
    onlarda orada yaşadılar
    bir dağın çarpıklığını
    bir sevinç sanarak

    en başta mutsuzluk elbet
    kasaba meyhanesi gibi
    kahkahası gün ışığına vurup da
    öteden beri yansımayan
    yani birinin solgun bir gülden kaptığı frengi
    öbürünün bir kadından aldığı verem
    bütün işhanlarının tarihçesi
    sevgim acıyor

    yazık sevgime diyor birisi
    güzel gözlü bir çocuğun bile
    o kadar korunmuş bir yazı yoktu
    ne denmelidir bilemiyorum
    sevgim acıyor
    gemiler gene gelip gidiyor
    dağlar kararıp aydınlanacaklar
    ve o kadar

    tavrım bir çok şeyi bulup coşmaktır
    sonbahar geldi hüzün
    ilkbahar geldi kara hüzün
    ey en akıllı kişisi dünyanın
    bazen yaz ortasında gündüzün
    sevgim acıyor
    kimi sevsem
    kim beni sevse

    eylül toparlandı gitti işte
    ekim filanda gider bu gidişle
    tarihe gömülen koca koca atlar
    tarihe gömülür o kadar
  • aldım yanıma sandıktaki tüm anıları
    vurdum kendimi yola serseri üsküdar kaldırımları
    kül rengi yine gökte bulutlar
    buharlaştı uçtu yeşeren umutlar
    tüm şehir uykuda
    yalnız iki serseri yoldaş ayakta
    serseri kaldırımlar
    derman bırakmadı ayaklarımda
    geldim sahile
    vurdum kıyıya tüm acılarımı
    savurdu rüzgar
    geçmek bilmez yasımı
    bir garip veli ile salacakta banka oturmuşum
    oturmuş da yanık bir türkü tutturmuşum
    kız kulesi nazlı, vermedi yarimi
    kim ısıtacak şimdi buz kesmiş ellerimi
  • bilmem sevebilir mi kimse seni
    görebilir mi gözlerinde parlayan güneşi
    gülüşünle çağlayan bu kalbi
    duyabilir mi yaradan
    duyabilir mi beni
    ısıtır en soğuk kış gecelerini
    sarmalar beni sıcak gülüşün
    her gördüğümde seni
    ne dünya harikaları gördüm de
    görmedim güzelini
    işitmedim göreni
    gözlerin cennet bahçesi
    zavallı bende
  • grup yorumun gel ki şafaklar tutuşsun isimli parçasına yazdığım nazire, geceye bırakacağım şiirimdir. asıl şarkı dinlendikten sonra yazdıklarım daha anlamlı gelecektir, hele bir de bestesiyle okunursa tadından yenmez.

    ne kadar beklesem de
    sen yine de gelme hiç
    gel be artık desem de
    bekle, bekle gelme hiç
    hiç gelme hiç

    gelme ki mutlu olayım
    gelme ki ağlamayayım
    benim olsun mutluluğum (hey)
    benim olsun yarınlarım (hey)

    birgün özlediğinde
    sakın çıkıp gelme hiç
    aklına düştüğümde
    unut boşver gelme hiç
    hiç gelme hiç

    şarkımız çaldığında
    hüzünlenip gelme hiç
    gözlerin dolduğunda
    sil gözünü gelme hiç
    hiç gelme hiç

    asıl şarkıda "gel" diye çağrılan, şüphesiz belli bir kişi değildir. bu "gel" nidası, kendini bir amaca adamışlara yapılan çağrıdır. benim yazdığımda ise durum tamamen farklı. ben o kadar derin yazacak kadar üzerine düşünmedim. bu şarkı iki gündür dilimde dolanıyor ve gel gülüm gel kısmını çok beğendim. bu kısma odaklanıp bunun zıddıını yazdım. böylece, hala sevilen eski sevgiliye yazılmış bir şiir olmuş oldu.
  • haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana
    mey süzülmüş şîşeden ruhsar-ı âl olmuş sana

    bûy-i gül taktîr olunmuş nâzın işlenmiş ucu
    biri olmuş hoy birisi dest-mâl olmuş sana

    sihr ü efsûn ile dolmuşdur derûnun ey kalem
    zülfü hârut’un demek mümkin ki nâl olmuş sana

    şöyle gird olmuş firengistân birikmiş bir yere
    sonra gelmiş gûşe-i ebrûda hâl olmuş sana

    ol büt-i tersâ sana mey nûş eder misin demiş
    el-amân ey dil ne müşkil-ter suâl olmuş sana

    sen ne câmın mestisin âyâ kimin hayrânısın
    kendin aldırdın gönül n’oldun ne hal olmuş sana

    leblerin mecrûh olur dendân-ı sîn-i bûseden
    lâ’lin öptürmek bu hâletle muhâl olmuş sana

    yok bu şehr içre senin vasfettiğin dilber nedîm
    bir perî-sûret görünmüş bir hayâl olmuş sana

    nedim
  • gidemem sevgilim
    gitmeler ve kalmalar köşe başlarında kesişir
    ama sizin kalmalarınız da gitmektir amenna
    kanımı aldın benden.
    heterodoks bir acının üstüne
  • usul usul konuşuyorlar aralarında
    denize bakıyorlar bazen - çatalını gezdiriyor biri tabağında -
    gölgesi bir kuş ölüsü
    karşıda yeni budanmış ağacın
    - olsa, başlangıçlar sona kalsa -
    kolyesiyle oynuyor kadın - tabağımda soyulmuş elma -

    saatime bakıyorum sık sık
    kapıyı gözlüyorum arada
    biraz soğuk mu geliyor ne - kapatır mısın -
    sinirli bir kırmızılık suya batıyor
    düşünüyorum, ansızın bir dost yüzü mü
    görmemişim de yıllarca.

    gelse
    değişmiş çok, yaşlanmış da
    sigaramı yakıyor durmadan
    istemem diyemiyorum - ama yakmasa -
    konuşuyoruz -konuşuyor muyuz -
    yazmayı bırakmış çoktan
    gerçi bir roman taslağı varmış kafasında
    "bir elimde elma, elmada bir el"
    diyorum
    hayretle bakıyor yüzüme
    bir bardak bira içiyor, çekip gidiyor az sonra.

    kadranı kırmızı saat
    plasterle tutturulmuş kırık cam
    şurda burda plastik çiçekler
    evet, aralık kapıdan soğuk geliyor
    tam kalbimin üzerine bu akşam.

    ölüm
    sen en güzelsin bu saatlerde
    büyütmüş yetiştirmişsin beni
    söyler miyim hiç sana hayran olmasam.

    bugün de ince, bugün de kırıldı kırılacak
    bugün de
    tam nerede kalmışsam.

    edip cansever
  • bir nefeslik alacağım var senden,
    dudaklarının arasına sıkıştırmıştım giderken,
    o güzel çehreni bana doğru çevir
    bir nefes üfle bana
    bir serinlik alsın kalbimi
    içimin yangınına yetişemiyor
    ömrümün itfaiyeleri
    bütün su hortumlarım bomboş
    gecikmiş faturalarım
    gözlerimde ışık yok
    elektrikler de gitmiş
    heralde trafoya kedi girmiş
    bir nefeslik alacağım var senden
    öyle uzaktan üflersen gelmez
    yanıma gel çevir bana o güzel çehreni
    bir ağaç gibi dik dursun biçimli gövden
    bak yüzüme,uzatma işte
    bir nefeslik alacağım var senden
    iş bırakma eylemleri başladı
    yüreğimin tüm meydanlarında
    senin eve dönüşün oylanacak
    yakında referandumda
    mühürledim tüm oy pusulalarını
    hukuksuzluğu da yer yok benim sevdamda
    bütün oylar dönüşüne çıktı senin
    bütün oylar karşıma gelişine
    biliyorum gidişin oraya 3 saat buradan
    alt tarafı 3 gündür falan ordasın
    ama özlendin işte
    günlerdir sayılı olan
    özlemenin zamanı yoktur
    bazen insanı gece yarısı özlem tutar
    ele tutuşturulmuş ucu yanmış bir sigaranın dumanında
    bazen sabah mahmurluğunda çalar kapıyı
    gözdeki çapakla göz arasında
    günlerdir sayılı olan
    saatleri de sayarsın
    yoldan geçen otobüsü de sayarsın istersen
    insanları da sayarsın eğer yetişebilirsen
    günlerdir sayılı olan
    özlemenin saati yoktur
    sen mi
    sen ne gündüz vakti
    ne de gece yarısı
    sen her zaman özlenirsin
    senle geçen her günde
    senle geçilemeyecek günler özlenir.
    ıçimde saklarım bilmezsin.
    bir nefeslik alacağım var senden
    bir nefesini bana sakla
    gelince uzat bana dudaklarını
    dudaklarımın arasına sakla,kalsın.
2 entry daha